Erdoğan IMF’ye rest çekti, peki Türkiye dövizi nerden bulacak?

"İktidar dövizdeki kanamayı ve kayıpları önleyebilmek için yeni arayışlara girerken, BDDK'nın 1,5 yılda beşinci kez swap işlemleriyle ilgili düzenlemeye gitmesi, TL’nin uluslararası konvertibilitesiyle ilgili tartışmaları alevlendirdi."




Ahval'den Gazeteci Zülfikar Doğan'ın haberine göre Türkiye’nin en önemli döviz geliri kalemleri dört ana kalemden oluşuyor. Bunlar, başta ihracat ve turizm olmak üzere uluslararası TIR taşımacılığı ve yurt dışı müteahhitlik hizmetleri şeklinde sıralanıyor.


2019 yılında bu dört alandan sağlanan döviz geliri;

*İhracat 171 milyar 579 milyon dolar, 

*Turizm 34 milyar 520 milyon dolar

*Yurt dışı müteahhitlik hizmetleri 18 milyar dolar

*Uluslararası karayolu TIR taşımacılığı lojistik hizmetleri 25 milyar dolar olmak üzere, toplam 250,1 milyar dolar. 

Geçen yıl yüzde 9 azalmasına rağmen ithalata ödenen döviz ise 202 milyar 704 milyon dolar olarak açıklandı. Yani Türkiye toplam döviz gelirlerinin yüzde 85’ini ithalatı karşılamaya ayırmış.  Bunların dışında ülke ekonomisinin döndürülmesi için gerekli yabancı para kaynağı, farklı yöntemlerle döviz borçlanarak karşılanıyor. 

Doğrudan yabancı sermaye ve kısa vadeli sıcak para girişleri, yabancıların menkul kıymet yatırımları, Hazinenin uluslararası piyasalara tahvil ihracı veya doğrudan dış borçlanma, özel sektör ve bankaların yurt dışı piyasalardan sağladığı sendikasyon kredilerini bunlar arasında sayabiliriz.

Ancak koronavirüs tehdidiyle birlikte küresel ticaret daralırken, sınırlar kapandı. Havayolu seferleri iptal edildi. Turistik seyahat ve rezervasyonlar durdu. Türkiye’nin ihracatında, dış ticaret ve uluslararası taşımacılıkta, turizmde en büyük paya sahip Avrupa pazarı kapalı. Mart’ta yüzde 18 azalan ihracatın, başta otomotiv, hazır giyim, tekstil gibi lokomotif sektörler olmak üzere, Nisan-Mayıs aylarında yüzde 80’e varan düşüşler yaşaması bekleniyor.

İktidar dövizdeki kanamayı ve kayıpları önleyebilmek için yeni arayışlara girerken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) Rahip Brunson krizinden bu yana 1,5 yılda beşinci kez swap işlemleriyle ilgili düzenlemeye gitmesi, TL’nin uluslararası konvertibilitesiyle ilgili tartışmaları alevlendirdi.

BDDK, TL’nin daha ağır kayıplara uğramasını önlemek üzere, bankaların Londra piyasalarındaki swap işlem hacmini yüzde 10’dan 1’e düşürdü. Bu karar, TL/döviz takası işlemlerinin fiilen durdurulması anlamına geliyor.

Bu hamleye rağmen kurlardaki yükseliş sürüyor. Dolar/TL kuru 6,90 TL’ye dayandı.  Bir yandan da Merkez Bankası’nın (MB) döviz ve altın rezervlerindeki erime büyümeye devam ederken, MB’nin 3 Nisan 2020 haftasına ait verileri, dövizdeki kötüye gidişin hızlandığını gösteriyor. 

27 Mart haftasında 64 milyar 81 milyon dolar olan MB brüt döviz rezervleri, bir haftada 5 milyar 833 milyon dolar azalarak, 3 Nisan haftasında 58 milyar 248 milyon dolara geldi.

MB altın rezervi de 19 milyon dolar azaldı ve 31 milyar 325 milyon dolardan 31 milyar 306 milyon dolara indi. MB’nin altın+döviz rezervleri toplamı 95 milyar 406 milyon dolardan 89 milyar 554 milyon dolara düştü. Hazine ve bankaların MB nezdinde tuttukları altın ve döviz zorunlu karşılıkları düşüldüğünde, net rezervler 30 milyar doların altına doğru iniyor. Rakamlar, Türkiye’nin acil gereksinmelerinin ithalatında, yakın dönemde önemli darboğazların yaşanabileceği sinyalini veriyor.

MB rezervleri 2019 yılı sonunda 106 milyar 319 milyon dolar düzeyindeydi. Rezervler üç ayda 16 milyar 765 milyon dolar azaldı.

Bankalardaki döviz mevduatlarından ‘yastık altına’ giden yüksek tutarlı çekişler de dört haftadır kesintisiz devam ediyor. 13 Mart’ta 200 milyar doların üzerinde olan döviz mevduat hesapları toplamı, 3 Nisan haftasında 3,3 milyar dolar daha azalarak 194 milyar 148 milyon dolara indi. Yurtiçi yerleşiklere ait döviz hesaplarındaki düşüş 4 haftada 6 milyar doları aştı.

Yabancı portföy yatırımcılarının Türkiye’den çıkış eğilimleri de yılbaşından bu yana devam ediyor. Yabancılar 3 Nisan haftasında net 523 milyon dolarlık menkul kıymet satışı yaptı. Ocak ayından bu yana yabancı çıkışlarının toplamı 7 milyar dolara yaklaştı. Üç ayda gerçekleşen bu yabancı kaçışı, 2015 dışında geçmiş yılların tümündeki yıllık çıkış toplamının iki-üç katından fazla.

MB rezervleri ve döviz mevduatlarındaki erime, yabancı sermaye çıkışlarıyla birlikte döviz varlıklarındaki kayıplar, üç ayda 30 milyar doları aşmış durumda. Döviz varlıklarındaki gidiş sürdürülebilir değil. Kanamayı durdurup, döviz girişlerini artırıcı, rezervleri güçlendirici önlemler alınması acil görünüyor.

Bu noktada Türkiye’nin önündeki önemli seçeneklerden birisi Uluslararası Para Fonu’na (IMF) başvurmak ya da ABD Merkez Bankası FED’in başlattığı swap takas hattına dahil olmak. 

Geçtiğimiz ay FED’e bu yönde yapılan başvurudan sonuç alınamadı. FED takas hattı kurduğu 20 ülke arasında Türkiye’ye yer vermedi. Ayrıca Türkiye, FED’in elinde ABD Hazine tahvili bulunan merkez bankalarına sunduğu dolar likiditesi imkânından da yararlanamıyor. MB’nin elindeki ABD hazine tahvillerinin tutarı iki yıl öncesinde yaklaşık 80 milyar dolar iken, Brunson krizi, S-400 gerilimi, Halkbank davası, Kuzey Suriye’ye yönelik Barış Pınarı Harekâtı vb. ABD ile gerginlikler sonrası bu tutar 2,8 milyar dolara kadar indi.

IMF’nin başlattığı 1 trilyon dolarlık likidite mekanizması ise elinde ABD tahvili olmayan ülkelerin merkez bankalarına da açık. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan sıklıkla “Türkiye’nin IMF defterini kapattığını, aksine IMF’ye borç verecek konuma geldiğini” söylüyor.

13 Nisan’daki ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasında da bir kez daha IMF seçeneğini kesin bir dille reddeden Erdoğan; “IMF programı başta olmak üzere, ülkemizi mihnet altına sokacak hiçbir dayatmaya boyun eğmeyeceğiz. Türkiye’yi yeniden bu cendereye sokmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Attığımız ve atacağımız adımlarla, hiçbir kesimi sahipsiz bırakmamakta, ortaya çıkan yükü adil bir şekilde paylaşmakta kararlıyız” dedi.

Ancak acil dış finansman ihtiyacı ve Türkiye’ye döviz gelişinin nereden sağlanacağı konusundaki belirsizlikler, endişeleri derinleştirirken,  kurdaki yükselişi hızlandırıyor. Salgın koşullarının ihracat, turizm ve diğer alanlarda ortaya çıkarttığı döviz geliri kayıplarının giderek ağırlaştığı süreçte, Türkiye’nin döviz rezervlerini desteklemek için IMF’ye başvurmak ya da uluslararası piyasalardan acilen yüksek miktarlarda borçlanmak dışında seçeneği görünmüyor. Risk puanının 500’ü aşması, küresel para piyasalarındaki Türkiye algısından ötürü, Hazine geçen yıl yüzde 7 faizle gerçekleştirdiği dış borçlanma için şimdi daha yüksek faiz ve maliyet ödemek durumunda. IMF kaynağına başvuru halinde ödenecek faiz ise yüzde 1 düzeyinde.

Anlaşıldığı kadarıyla iktidar, IMF ile bir stand-by imzaladığı takdirde, talep edilecek yapısal koşulların bağlayıcılığına girmek istemiyor. Diğer yandan, ABD Kongresi’nde kabul edilen ve S-400’lerden vazgeçilmediği takdirde Türkiye’nin IMF- Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarından kaynak temininin engellenmesini öngören yaptırımlar nedeniyle, IMF İcra Direktörleri Kurulu’nun olası kredi talebini reddetmesi ihtimalini de göz ardı etmemek gerek.

Böyle bir durumda iktidarın içerde ve dışarıda karşı karşıya kalacağı siyasi hasarın yanında, Türkiye’nin de uluslararası piyasalarda itibar kaybı gündeme gelebilecek. O nedenle, IMF seçeneğini rafa kaldıran iktidarı, döviz temini açısından oldukça zorlu bir süreç bekliyor.  Bu yıl geri ödenecek toplam 172 milyar dolarlık kamu+özel dış borç taksiti de göz önünde tutulduğunda, tablo daha da ağırlaşıyor.  

Kaynak: Ahval
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ