Ekonomi profesöründen kriz yorumu: Bu kriz kaçınılmazdı, peki ne kadar sürecek?

Ege Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Lenger, Uzun vadede krizlerden kaçınmanın yolunu açıkladı.




Prof. Dr. Aykut Lenger’e göre, ekonomide biraz frene basılarak borçlar ödendikten sonra, sermaye kontrolü içeren, kendi iç dinamiklerini harekete geçiren, adil bölüşüm temelinde bir iktisat politikası kurgulanmalı. Uzun vadede krizlerden kaçınmanın yegâne yolu bu.



Ege Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykut Lenger, borcu borçla kapatma sürecinin tıkanma noktasına geldiğine işaret ederek, ülke ekonomisini bir aileye benzeterek “Bir aile gelirinden fazla harcama yaparsa, açık verir; bu açığı kapatmak için borçlanır. Gelirinden az harcama yapıp borcunu ödemek yerine borcunu, yeni borçlarla kapatıp daha çok harcamaya devam ederse, bu sürecin bir noktada tıkanacağı aşikârdır. O noktadayız” dedi.

Bu krizde geçmiştekilerin aksine kamu kesimi değil, firmalar ve hanehalkının açık verdiğini anlatan Lenger, “Ülke olarak borç batağına batmış durumdayız. Bütün bunlar ödemeler bilançosunda açık olarak ortaya çıkıyor. Yakın geçmişteki çok hızlı büyüme performanslarının altının boş olduğu böylece anlaşılıyor. Aslında, ekonominin sürekli açık üreten bu yapısı yeni değil. Yıllardan beri cari açık veriliyordu, ama dışarıdan gelen iki tür sermaye girişiyle bu açık kapatılıyordu: Kaynağı belli olan Batı’dan gelen ile kaynağı belli olmayan, söylentilere göre, Ortadoğudan gelen sermaye. Şimdi her iki tür sermaye akışı da kesildi” diye konuştu.

Türkiye’nin varlıklarına yatırım kesildi

Türkiye’nin 2018’in ilk üç ayında 122.2 milyar doları kısa vadeli olmak üzere, 466.7 milyar dolar dış borcu olduğunu kaydeden Aykut Lenger’in konuşmasının satır başları şöyle:
Bu borcun 325.1 milyar doları özel sektörün ve özel sektör kısa vadede 98.1 milyar dolar ödemek zorunda. Borcu borçla kapatmanın artık sürdürülemeyeceğini fark eden finans yatırımcıları Türkiye’nin uluslararası piyasalarındaki varlıklarına yatırımı kestiler. Ama bunu faizlerin artırılması konusunda gösterilen direnç hızlandırdı. 

‘Operasyon çeken dış güçler’ savı geçerli değil

Kurlarda ortaya çıkan yükselme eğilimi uluslararası sermaye çevrelerinin Türkiye’ye karşı iştahını daha da azalttı. Finans kapitalin kârını yükselen kur değil, azalan kur artırır. Kısacası, bu kriz zaten kaçınılmazdı, er ya da geç sermaye kaçışı ile döviz kuru yükselecekti. “Operasyon çeken dış güçler” savı, eğer dış sermaye çevrelerini kastediyorsa, geçerliliği yok, çünkü bu çevreler sadece kendi çıkarlarını dikkate alır. 

Kayıt dışı sermaye durdu

 Kayıt dışı gelen sermaye de durdu. Ödemeler bilançosunun “net hata noksan” kalemi, yapılan küçük hatalar gösterir ve genellikle düşük bir miktara eşittir. Daha önceki yıllarda bu kalem 11 milyar dolar gibi akıl almaz bir miktara çıktı. 
Trump’ın bize bir savaş açtığı anlaşılıyor, ama sadece bize değil, Çin’e, Rusya’ya ve İran’a da savaş açmış durumda.

Uluslararası sermaye girişi tekrar sağlanabilir

Krizden çıkış için önerilerini de sıralayan Prof. Dr. Aykut Lenger, şunları söyledi;

Önce yangını söndürmeli. Acil dış kaynağa ihtiyacımız var. Geçmişte Arjantin’in yaptığı gibi borç erteleme ilan etmek de bir iktisadi seçenek ama pek ahlaki değil. Yemek yediğiniz lokantada hesabı ödememeye benziyor. 
Sermaye kontrolü getirilebilir. Ama işler düzeldiğinde mevcut ekonomi politikasına dönmesi artık çok zor. 
IMF’den kredi alınabilir. 
Diğer devletlerden ucuz maliyetli kredi bulunması yoluyla özel sektör borçlarının devlet tarafından ödenmesi, özel sektörün devlete TL cinsinden borçlandırılmasına gidilebilir.
Uluslararası sermayenin girişi tekrar sağlanabilir. Bu güveni yeniden sağlamak için de, reel faiz oranları, oranı diğer gelişmekte olan ülkelerin üstündeki bir düzeyde olacak şekilde faiz artırılmalı. 
Yangının devam edeceğini öngörüyorum. Ekonomideki eski alışkanlıklar sürecek. Uzun vadede, bu politika tasarımından vazgeçilmeli, ekonominin biraz frenine basılarak, borçlar ödendikten sonra, sermaye kontrolü içeren, borç alınmış ucuz döviz bolluğuna dayanmayan, kendi iç dinamiklerini harekete geçiren, adil bölüşüm temelinde bir iktisat politikası kurgulanmalı. Uzun vadede krizlerden kaçınmanın yegâne yolu bu çünkü.
Büyüme hedefi yüzde 3’ün altına çekilerek cari açık kontrol altına alınmalı.
 Dolarizasyonun önüne geçmek için önlemler alınması, dış ticaretin karşılıklı ulusal paralar cinsinden yapılmasını öngören anlaşmalar yaygınlaştırılmalı.
 Tarımda teknoloji uygulamalarına ve kooperatifçiliğe özel önem verilmeli.













Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ