'AKP, ücret, gelir ve kiraların düştüğü bir büyüme modeline mi geçti?'

AKP hükümetinin, dövizin yükselişine kayıtsız kalmasının, dış politikadaki sorunlar nedeniyle de yatırımcının kaçmasına göz yummasının, 'cari açıksız büyüme' modeline geçişte göze alınan riskler olabileceği yorumu yapıldı.


Sözcü Gazetesi köşe yazarı Ege Cansen, Türk Lirası'nın 1994 yılındakine benzer bir devalüasyon sürecine girdiğini ve “serbest düşüşe” geçtiğini belirtti.

İktisatçıların buna, 'bir para biriminin taarruza uğramasına (currency is under attact) dediklerini ifade eden Cansen, TL'nin bu kadar yüksek değer kaybetmesinin şirketler dünyasında “finansal deprem” yaratmasının kaçınılmaz olduğunu kaydetti.


Milli gelirin düşüp işsizliğin artacağına işaret eden Cansen, kriz beklentisiyle ilgili şu satırları kaleme aldı:

"Üç-dört ay öncesine kadar bana, 2018'de bir kriz bekleyip beklemediğimi soranlara “hayır beklemiyorum” diye cevap veriyordum. Aslında, ekonomisini yurtdışından gelecek paraya bağlamış bir ekonomide krizin kaçınılmaz olduğunu, kalubeladan beri en sık ve en şiddetli şekilde vurgulayan bir iktisatçı olarak benim, “Kriz beklememem” dinleyenleri şaşırtıyordu."

Batı ile kavga eden ve IMF'ye gitmeyen AKP ekonomi yönetiminin ne yaptığını bildiğini düşündüğünü ifade eden Cansen, bu politikanın tek bir açıklaması olabileceğini şu sözlerle özetliyor:

"Cari açıksız bir büyüme” modeline geçmeye karar vermiş olmalarıdır. Cari açıksız büyümek için ücretlerin ve diğer gelirlerin döviz cinsinden düşmesi ve bu düşüklüğün uzun müddet sürdürülmesi şarttır.

Bir başka değişle ücretler, kiralar ve sair kazançlar uzun yıllar boyunca “devalüasyon” oranında artmayacaktır. Bu sayede Türk ekonomisi daha fazla ihracat, daha az ithalat yapar bir yapıya dönüşecektir. Amaç bu idiyse, krizin kısa vadede yaratacağı “milli gelir azalması” ve “işsizlik artışı” bu yapısal reformun, ödenmesi gereken bedeli olarak hoş görülebilirdi. Ama yine de bu dönüşüm böyle yönetilmemeliydi.

TL'nin değerinde bir düzeltme gerekliydi. Bu, “düzenli düzeltme” (orderly correction) şeklinde olmalıydı. Mesela Merkez Bankası eski Başkanı Erdem Başçı, böylesi bir “yumuşak iniş” yapmayı hayal etmişti. Bugünkü “düzensiz düzeltme” dış borç faizlerini tam anlamıyla patlattı. Öyle veya böyle 500 milyar dolara yakın dış borç stokumuz var. Büyümenin orta vadede ortalama %5 olacağını varsaysak bile dış borçlara en az %8 faiz ödeyecek hale düşmek, “yurtiçinden-yurtdışına” yılda en az 15 milyar dolar ek “servet transferi” yapılacak demektir. Sırf bu bile, izlenen yolun ne kadar yanlış olduğunun kanıtıdır. Son söz: Uzun süren hatanın, kestirmeden dönüşü olmaz."















Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EKONOMİ HABERLERİ