Eğitime aktarılan kaynaklar böyle hortumlanıyor

Çocuklarımız için ayrılan kaynaklarda korkunç soygun
İsmail S. Gülümser  / Aktifhaber.com

15 yıldan beri iktidarda olan bir parti devlet yönetiminde tüm kuralları çiğnedikten sonra geçmiş iktidarların ayırdığından biraz fazla maddi kaynak ayırarak parayla kusurlarını örteceğini eğitimin sorunları çözeceğini sanıyor. Hâlbuki Türkiye’den kat be kat fazla kaynak ayıran gelişmiş ülke tecrübeleri tek sorunun kaynak yetersizliği olmadığını açıkça gösteriyor. Üstelik tüm etik ve ahlaki değerleri rafa kaldırdığından ayrılan kaynakların önemli bir bölümü eğitime harcanamıyor ve çoğu rant elde etmede kullanılıyor.
  
Toplum önünde eğitimle ilgili çok önemli bir sorunun çözüleceği reklamı yapılıyor. Hemen arka planda bu işin kimlere ihale edileceğinin pazarlıkları başlıyor. Hiçbir işe gerçekten sorun çözme amacıyla girilmiyor, ülke geleceğini emanet edeceğimiz gençlerin yetiştirilmesi amacıyla yapılan her işe buradan nasıl rant elde edebiliriz düşüncesi sokuşturuluyor. Özelikle büyük çaplı ihaleler Başbakanlığa alınarak pazarlıkların tek yerden yapıldığı duyumları daha ilk dönemden itibaren kulaktan kulağa yayılıyor. Bugünlerde parti saflarında yer alan Numan Kurtulmuş, Süleyman Soylu, vb siyasetçiler partinin yolsuzluk batağına gömüldüğünü iktidarın ilk yıllarında açıktan ifade ediyor. Meclis çoğunluğuyla tüm itirazları savuşturabildiklerini gördükten sonra daha da cesaretleniyorlar ve işler daha aleni hale geliyor. İhaleyi istediğine vermek ve rant elde etmek için ihale mevzuatı fütursuzca 160 dan fazla kez değiştiriliyor. Kendi parti vekilleri bile mevzuatın kime ihale vermek için değiştirildiğini araştırma gereği duymadan düzenlemelere gözü kapalı destek veriyor.

DERSLİK SAYISINI ARTIRMA OKULLARI İYİLEŞTİRME PROJELERİ RANTA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR
İşte eğitim ihalelerinde basına yansıyanlardan bazıları; AKP iktidarının göreve geldiği günlerde en iddialı projelerinden biri eğitimde derslik sayısını artırmak olarak açıklanıyor, ardından art arda okul yapım ihaleleri başlıyor. Bazı eski okul binaları yanına görünüşte eskisine göre daha modern ancak işlevselliğine hiç özen gösterilmemiş yeni binalar yapılıyor. Ülke gelişiyor şehirler modernleşiyor kanaati oluşturuluyor. Ancak daha ilk yıllardan itibaren inşaat ihalelerinde yapılan yolsuzluklar basına yansıyor. Konuyla alakalı verilen soru önergeleri arkada birçok soru işareti bırakarak meclis çoğunluğuyla savuşturuluyor.

TOKİ ÜZERİNDEN YAPILAN VURGUN
Bir bölümü TOKİ ye aktarılan kaynaklarla yapılan okullar için toplumda halkın cebinden para çıkmıyor algısı oluşturuluyor. TOKİ ve diğer imar projelerinin yapılacağı bölgeler önceden duyurulup arsalar ucuz fiyatlarla partililerce halktan toplanıyor. Rantı yükseldikten sonra TOKİ ya da diğer projelere yüksek bedellerle satılarak sadece arsa alımında hem vatandaşlar hem devlet kandırılıyor.

Bunun halktan gizlenmesi için ise müteahhitlerden arsa değerini düşük göstermeleri isteniyor. Müteahhitler inşaat bedelini yüksek göstererek devleti ikinci kez dolandırıyor. Yapılan suiistimalin en önemli kanıtlarından biri TOKİ ve TOBB’un aynı yerde aynı tip evler için yaptığı harcama miktarı, TOKİ nin dairelerin her birini 1 milyar TL daha fazla ödediği, toplamda bu bölgedeki konutlara devlet kasasından 12 trilyon fazla ödeme yapıldığı açığa çıkıyor. TOKİ’nin dış görünüşü güzel işlevselliği yetersiz okul binaları ile derslik sayısının artırdık denilerek hem dünyada hem toplum da olumlu imaj oluşturuluyor. Konun tarafları iktidar partisinin rant elde etmenin mümkün olmadığı alanlarla örneğin eğitimin içeriğiyle hiç ilgilenmediğini derslik sayısını artırma bahanesiyle ihale paylaştığını çok iyi biliyor.

SOMUT BİR ÖRNEK
Rant için 21 trilyonluk ders araç gereç ihalesine çıkılıyor. Dönemin TTK başkanı bu araçların müfredatla örtüşmediğini söyleyerek alıma karşı çıkıyor, hatta bu vb konulardaki yanlışlardan dolayı başkanlıktan istifa ettiği söyleniyor. Okullarda kullanılmayacak bu malzemelerin alınması için mevzuat değiştiriliyor ve 21 trilyonluk malzeme satın alınarak kullanılmamak üzere Kayaş’taki depolara kaldırıldığı aktarılıyor. Fatih projesi gibi büyük projelerin her aşamasında yaşanan yolsuzluk haberleri de benzer şekilde basında yer alıyor.

İMKB 8 yıllık temel eğitimi desteklemek için Bakanlığa 500 trilyon kaynak aktarıyor. 44 ilde 135 ilköğretim okulu için ihale yapılıyor. Arsası hazırlanmış benzer tip inşaatlar için düşük fiyat verenler göz ardı edilerek, her ilde farklı fiyatlar onaylanıyor. Yandaş ve yakınların gözetildiği bu ihalelerden kamunun zararının 86 trilyon 291 milyar TL olduğu basına yansıyor.  Bakanlıkta üç Müsteşar Yardımcısı arasında yaşanan fikir ayrılığı sonrasında ihalelere fesat karıştırdığı gerekçesiyle 2 Müsteşar Yardımcısı bir Genel Müdür hakkında soruşturma başlatılıyor.   

HER YIL ÜCRETSİZ DERS KİTABIYLA KAMU KAYNAKLARI İSRAF EDİLİYOR
İktidar partisi görünüşte kitap üreten firmalara düzen vermek ve kitap alamayacak durumda olanları desteklemek için ücretsiz kitap dağıtma kararı alıyor. Topluma faydalı olma amacıyla başlatıldığı iddia edilen bu proje daha ilk günden itibaren iktidarın rant kavgalarının alanı oluyor, kitap üretim basım ve dağıtımını tek elde toplamanın yolları araştırılıyor. Meslek örgütlerinin arasındaki dayanışmayla bu amaç kısmen de olsa engelleniyor. Ancak sektörde çalışan taraflar gözetilmeden art niyetle başlayan bu proje daha ilk yıllardan itibaren ülkede kitap ve kırtasiye işi yapan 150 binden fazla esnafın kepenk kapatmasına yol açtığı söyleniyor.

2003 yılında başlanan ücretsiz ders kitabı uygulaması için 2016 yılına kadar geçen 13 yıllık sürede 4 milyar TL lik kaynak harcandığı, sadece 2015-16 öğretim yılında 415 milyon ödenerek 236 milyon kitabın öğrencilere ücretsiz olarak dağıtıldığı basına yansıyor. Eğitim sendikaları yaşananları “Gelişmiş ülkeler öğrencilere emanet kitap vererek aynı kitabı daha uzun süre kullanırken, kaynak sıkıntısı çeken Türkiye’nin her yıl kitapları çöpe atıp yeniden basma yoluna gitmesinin nedenini rant elde etme olarak açıklıyor. Bakanlığın tüm kitapları basacak büyüklükteki matbaası boşa çıkarılarak kendi çevrelerine kaynak aktarıldığı vurgulanıyor” Öğrencilere ücretsiz kitap uygulamasının yanında, deneme sınavları kitapçıkları basımı gibi birçok ihalede daha ucuz fiyat veren firma yerine yaklaşık iki katına yandaşlara verildiği aktarılıyor. Özürlüler idaresi kitap basım ihalesi yapıyor. İhaleyi bir bakanın ortağı olduğu yayın evi kazanıyor.  

TAŞIMALI EĞİTİMDE YEMEK VE TAŞIMA İHALELERİ PARTİLERE AKTARILIYOR
Zorunlu eğitimin yaygınlaştırılması eğitim maliyetlerinin düşürülmesi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması amacıyla 1989 yılında 2 okulla başlayan taşımalı eğitim uygulaması 28 Şubat döneminde zorunlu eğitimin 8 yıla çıkarılmasıyla yaygınlaştırılıyor.

Bakanlığın 2016-17 istatistiklerine göre bu yıl 43.446 merkezden 817 bin öğrenci 11.906 merkezi okula taşınıyor. Sistem hakkında çok sayıda eleştiri yapılıyor. “son yıla gelindiğinde ortalama dört köydeki öğrencilerin bir merkeze taşındığı, yaklaşık 30-40 bin civarında köy okulunun kapatıldığı, okulu kapatılan köylerde her konuda rehberlik yapan öğretmenler uzaklaştırılarak köylerin sahipsiz bırakıldığı, kendi kaderine terk edildiği, eğitime dezavantajlı başlayan köy çocuklarının her gün saatler süren yolculukla eğitime erişmek zorunda bırakıldığı, kış şartlarında özelikle dağ köylerinde yolların kapandığı çocukların yollarda kaldığı, taşınan okulların bir bölümünde eğitimin ve öğretmen sayısının yeterli olmadığı,  gidilen yerde sınıf mevcutlarının kalabalık olduğu, ücretsiz yemekle şoförlerle ilgili ciddi şikâyetlerin bulunduğu, eğitimin içeriğiyle ilgili kayda değer bir değişimin yaşanmadığı, öğrenci velilerinin okulla ilişki kurmasının zorlaştığı ” vb birçok eleştiriler yapılıyor. Ancak bütün bunlar siyasilerin rant peşinde koşmalarını engellemiyor.

Basına yansıyan birçok haberde köy çocuklarının eğitimden yararlanması için başlatılan projedeki taşıma yemek ihalelerinin partililere aktarıldığıyla ilgili çok sayıda şikâyet basına yansıyor. Örneğin 2014 te Anakara Çankaya Yenimahalle İlçesi ve diğer ilçelerinde 6,2 milyonluk engelli öğrencinin yemek ve taşıma ihalesi kanuna aykırı olarak pazarlıkla her defasında aynı aileye ait 4 farklı isimle kurulmuş şirkete verildiği ortaya çıkıyor. Bu ihalenin Bakanlıkta kurulmuş üç üst düzey bürokratın kurduğu bir organize ekip tarafından yürütüldüğü anlaşılıyor, konu hakkında yapılan şikâyetin üstü Sayıştay tarafından örtülüyor. 

KADROLAŞMADA LİYAKATI HİÇ DİKKATE ALMIYOR
İktidar eğitimde kadrolaşmada baştan beri liyakati hiç dikkate almıyor. İlk yıllarda henüz 28 Şubat etkisiyle farklı dünya görüşlerinden insanların görevini sürdürmesine kısa bir dönem kerhen izin veriliyor. Ancak fırsat bulunduğu anda kadro değişikliğine gidiliyor. 2002 den itibaren ilk kıyımın 1041 il yöneticisi ve vekâleten görev yapan 1067 üst düzey yöneticinin görevden alınmasıyla başladığı bildiriliyor. Bakanlıkta parti görüşünü desteklemeyen üst düzey yöneticiler geçici görevlendirmelerle emekli olmaya zorlanıyor.

TTK daki kurul üyelerinin neredeyse tamamı ve uzmanlardan oluşan 267 kişi aynı tip soruşturmayla görevden alınıyor. Alınanlar yerine üst bürokrasiye şartları tutmayanlar geçici görevlendirme ile atanarak yıllarca görev sürdürüyor. Yargı kararıyla geri dönenler, bir bahaneyle tekrar gönderiliyor. Bakanlığa karşı açtığı davaları kazananlar tazminatlarını alıyor, ancak bakanlık yine görev vermiyor. 

İl İlçe Milli Eğitim Müdürleri çeşitli yöntemler kullanılarak bazıları ile açıktan pazarlık edilerek görevden alınıyor. Daha sonra kademeli olarak kadroları ya aynı siyasi görüştekiler ya da parti emrini dinleyeceklerle değiştiriliyor. Önce merkez teşkilatında başlayan kadrolaşma İl Milli Eğitim Müdürlerinin değiştirilmesiyle illere taşınıyor. Okul müdürleri parti ile uyumlu çalışabilecek özellikle ilahiyat kökenlilerle değiştiriliyor. 2006 yılından sonra kadrolaşmanın daha da hız kazandığı sendikalar tarafından ifade ediliyor. 2008 yılında Türk Eğitim Senin yaptığı araştırmaya göre Türkiye genelinde 16.000’i aşkın okula vekâleten yönetici görevlendirilerek el altından her ilde kadrolaşma sürdürülüyor. 

Kadrolaşma ve diğer nedenlerle MEB Teşkilat kanunu 2003, 7.2005/12.2005, 2006, 2008, 6.2009/11.2009, 3.2010/6.2010/11.2010, bazı yıllar birden fazla kez değişiklik yapılıyor. Ancak en köklü değişiklik 2011 yılında KHK ile tüm teşkilat yapısı değiştiriliyor. Çok sayıda genel Müdür Yardımcısının görevine son vermek için Kanundan Genel Müdür yardımcılığı ve Daire Başkanlığı unvanları kaldırılarak Grup Başkanlığı getiriliyor.  Bu düzenlemeyle Bakanlık birimlerin ismi değiştirilerek görevden alınanların hak iddia etmesini önlediği biliniyor. Düzenlemeyi kendi getirdikleri kadrolara da güvenmedikleri, parti ile uyumlu çalışabilecek sendika üyeleriyle değiştirmek için yaptıkları aktarılıyor. Bakanlıkta görev yapanlar değişikliklerin kimleri görevden almak için yapıldığını biliyor. 2006-08 arasında iktidarın kendi göreve getirdiği iki TTK Başkanı ve İlköğretim Genel Müdürü istifa ederken yolsuzluk yanında kadrolaşmadan şikâyet ettikleri basına yansıyor.

2013 yılında 6 yıl kıdeme sahip olan İl İlçe Müdürlerine il dışı rotasyon şartı getirilerek yöneticiler istifaya zorlanıyor. 2014 yılında çoğu Eğitim Sen üyesi 16.000 okul müdürü 4 yılla ilgili bir KHK çıkarılarak görevden alınıyor. Bunlardan 7.000 okul müdürüne ideolojisine göre puan verilerek müdürlük hakları iptal ediliyor. Bu düzenlemede düşük puan alanlar arasında parti sendikası olan Eğitim Bir Sen üyesi bir tek yönetici bulunmuyor ve düzenleme basına MEB de en büyük yönetici kıyımı olarak yansıyor. Ardından okullara yönetici seçiminde suiistimale açık mülakat sistemi getirilerek, tüm okul yöneticileri kendi dünya görüşünden olanlarla değiştirilmesinin önü açılıyor. Eğitim sendikalarının raporları incelediğinde hemen tüm sendikaların mülakatların siyasal iktidara yakınlığı ile bilinen Eğitim Bir Sen üyelerinin göreve getirilmesi için yapıldığı, eğitim yöneticilerinin tümünün parti yanlılarıyla değiştirildiği ve eğitimin farklı görüşten eğitimcilere kapalı hale getirildiği şikâyetleri yükseliyor. İstanbul’da Müdürlük için yapılan mülakatta en yüksek puan alan 214 kişiden 208’inin Eğitim Bir Sen üyesi olduğu açıklanıyor. 2014 yılında sadece Kocaeli ilinde şube müdürlerinden 1’i hariç hepsinin Eğitim Bir Sen üyesi olduğu çoğunun İHL kökenlilerden oluştuğu bildiriliyor. Düzenlemelerin bazıları mahkemelerden dönse bile geri adım atılmıyor. 

Eğitimde her düzenlemede yeni kadrolaşmaya açık yeni hükümlerle keyfi yönetici atamaları yapılıyor. 2016 yılında ülkenin en gözde okulları proje okullara dönüştürülüyor ve yıllanmış okul yöneticileri bir çırpıda görevden alınarak bu okullarda kadrolaşma yapılıyor. İllerde en iyi semtlerdeki okullar İHL ortaokuluna dönüştürülerek merkezi yerlerdeki köklü okul binaları başka yere taşınarak yönetici kıyımı yapılıyor.

İktidar partisi eğitimde kadrolaşmayı her düzeye indirmek için sürekli yeni adımlar atıyor. Bakanların ancak çok zaruri hallerde nadiren kullanılan bir yöntem olan bakan onayını ve istisnai kadro uygulamasını her yere yönetici atamasında kullanarak kadrolaştığı, son iki Bakandan birinin sözlü sınavla müdür ataması yaparak kadrolaşma rekoru kırdığı, mevcut bakanın da kadrolaşmayı öğretmen düzeyine indirdiği sendikalar tarafından dile getiriliyor.  Bakan onayı ile istisnai kadrodan görevlendirmeler o kadar yaygınlaşıyor ki mecliste verilen soru önergesinde merkez teşkilatında 2002-2012 yılları arasında kaç kişinin Bakanlığa hiç gitmediği halde Bakanlıktan maaş aldığı lojman ve makam aracı tahsis edildiği sorgulanıyor.
2011 yılında değişmiş henüz 4. yılındaki bir yasa 2016 yılında kadrolaşmada keyfiliği artırmak için yeniden komple değiştiriliyor. 2011 yılında bazı kadroların tasfiyesi için kaldırılan Genel Müdür Yardımcılığı ve Daire Başkanlığı kadrosu maksada ulaşıldıktan sonra yeniden geri getirildiği, soruşturmalarda müfettişlerin çoğunun parti direktiflerine uymadıkları gerekçesiyle teftiş sistemi kaldırılmasının gündeme geldiği basına yansıyor. Gece meclisten geçirilen düzenlemelerle öğretmen seçiminde objektifliği konusunda yaygın kanaat olan KPSS devre dışı bırakılarak, sözleşmeli öğretmen alımında mülakat sistemi getiriliyor. Adeta parti yandaşları dışında yeni öğretmen alımını engelleme sistemi kuruluyor. Mülakata katılanların aktardıklarına bakıldığında öğretmen alımlarının tümüyle siyasi tercihlere göre yapıldığını anlaşılıyor. Bir adaya sorulan, oruç tutuyor musun? Sorusuna hayır dediğinde tavırlarının değiştiği ve KPSS de başarılı iyi bir okul bitirmiş adayımız 45 puanla elendiği aktarılıyor. Bazı adaylara gezi olaylarına katıldın mı? Kürtçe ezan için ne dersin? Üye olduğun dernekler, okuduğun gazeteler, hangi okul ve dershanede eğitim aldın? Gibi sorular soruluyor.
Darbe bahane edilerek farklı dünya görüşünden öğretmenler kimisi kürt kökenli olduğu için, kimisi parti politikalarını desteklemediği için, kimisi internetten indirilebilen herkese açık bir haberleşme uygulamasını kullandığı için, kimi sendikasından dolayı hiç delil göstermeden terör gruplarıyla irtibatlı denilerek görevden alınıyor ve önemli bir bölümü tutuklanıyor. Eğitimde Eğitim Bir Sen hariç olmak üzere Aktif eğitimsen ile başlayan kıyım Eğitim Sen, Türk Eğitim Sen ve diğer sendikalara doğru yayılıyor.

KASITLI OLARAK KADROLAŞMAYLA İLGİLİ SUÇLAR CEMAAT ÜZERİNE YIKILIYOR
İktidar partisi kasıtlı olarak eğitimde kadrolaşmanın cemaat tarafından yürütüldüğü propagandasını yaparak yaşanan her olumsuzluğu cemaatin üzerine yıkıp temize çıkmaya çalışıyor. İllerde neler yaşandığını tek tek takip etmek zor, ancak Merkez teşkilatında yaşananların cemaatle ilgisinin olmadığı ortada, yaklaşık 300’ü aşkın Daire Başkanı ve üstü kadroda bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda cemaat mensubu olduğu biliniyor. 15 yıllık süreçte 30 aşkın Genel Müdür düzeyindeki kadrodan aynı anda 2’den fazla cemaat mensubuna görev verilmemiş bunlarda iktidardan önce üst düzey yönetim kadrolarda bulunmuş eski yöneticiler olduğu biliniyor.

Kadrolaşmada cemaatin etkisinin sıfıra yakın olduğunu gösteren çok sayıda örnek var. Bunlardan biri kadrolaşmayla ilgili birim olan Personel Genel Müdürlüğünde 15 yıldan bu yana karara tesir edecek Daire Başkanı düzeyi dâhil bir tek cemaat mensubuna görev verilmemiş. Bir diğer örnek eğitimin amiral gemisi sayılan TTK da bir tane cemaat mensubu kurul üyesi bulunmuyor. Tüm Bakanlıkta 300 den fazla karara tesir edecek üst düzey bürokrat arasında daire başkanı düzeyinde 4-5 kişi farklı zaman dilimlerinde görev yapmış eğitimde bu kadar yaygın faaliyet yapan bir topluluk iktidar döneminde üst bürokrasiye neredeyse hiç yaklaştırılmamış.

İl, ilçe müdürlükleri ve okul müdürlükleri düzeyinde de durumun bundan farklı olmadığı cemaat mensuplarının yöneticilik görevine getirilmediğini özellikle karar alma süreçlerinde yer alan yöneticiliklerin parti teşkilatları aracılığıyla belirlendiği biliniyor. Bunun en önemli göstergesi darbeden sonra cemaate mensup olduğu gerekçesiyle işinden olan eğitimci sayısı 70.000’i geçiyor. Yani eğitimcilerin yaklaşık %10’u cemaatle irtibatından dolayı işten atılmış. Cemaat mensubu olduğu için ihraç edilenler arasında yöneticilerin neredeyse sıfıra yıkın olduğu, yaklaşık 200.000 aşkın il ilçe teşkilat yöneticisi ve okul yöneticisi arasında yöneticilik görevi verilmiş cemaat mensubu personel oranı iki yüzde biri bile bulmadığı görülüyor.

Cemaatin öğretileri arasında en önemli konulardan biri eğitimcilerin öğrencilerine daha fazla zaman ayırması, bu amaçla eğitimcilere sürekli yöneticilik görevi almama öğüdü veriliyor. Birçoğu kendi iradeleriyle idari kadrolardan uzak kalmayı seçerken bir kısmı da özellikle partililerce ayıklanıp yönetimden uzak tutulduğu, merkez teşkilatı ve illerdeki kadrolaşmada cemaatin etkisinin sıfıra yakın olduğu görülüyor.   

Cemaatin hoşgörü anlayışıyla her düzeyde yöneticiyle dostluk ilişkisi kurmuş ama Bakanlıkta karara tesir edecek bir ya da iki kişi dışında kimseye üst düzey göreve getirilmemiş.  Cemaat eğitimle ilgili projelerini kendi eğitim kurumları üzerinden hayata geçirmeye çalışmış, çoğu devlet okulları yerine kendi eğitim kurumlarında görev yapmayı seçmiş, bakanlıkta karara tesir edecek yerlerde neredeyse hiç bulunmamış. Cemaatin eğitimle ilgili faaliyetlerini serbest rekabet şartları içinde yürüttüğü süreçle ilgili olarak sendikaların basına yansıyan açıklamalarının hiç birinde cemaatin herhangi bir yolsuzluğa ya da usulsüzlüğe bulaştığıyla ilgili haber yer almıyor. Ancak kadrolaşmayla ilgili yapılan eleştirilerde iktidar yanında cemaatin de sorumlu tutulmasında partinin kadrolaşmayla ilgili tüm kusurları cemaate yıkama amaçlı propagandasının rolünün büyük olduğu görülüyor. İktidar cemaatin ortaya koyduğu bütün güzelliklerden nemalanırken, yaptığı tüm yanlışları cemaate yıkarak kendini temize çıkarmaya çalışıyor.

Ancak parti devletlerinde görülen yöntemlerle Devlet yönetiminde hileyi dürüstlüğe tercih eden bir yönetim anlayışı ile sürekli kendine daha fazla alan açmaya çalışan iktidar partisi ülke insanlarının tümünü kucaklayacak bir eğitim ortamı oluşturması mümkün değildir.
Kaynakça: ihale mevzuatı, MEB Teşkilat Kanunu,  AKP döneminde kadrolaşma Kıskacında eğitim-M Gazalcı,  Eğitim Sen-Eğitim İş-Türk Eğitimsen-Eğitim Bir Sen rapor ve basın açıklamaları, TBMM meclis yolsuzluk önerge tutanakları, Eğitimle ilgili açılmış yolsuzluk dava ve soruşturmaları, yolsuzluklarla ilgili eğitim sendikalarının rapor ve açıklamaları, al-monitör com, kadrolaşma ve yolsuzlukla ilgili basın açıklamaları 
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EĞİTİM HABERLERİ