İsmail S. Gülümser yazdı: Dengeyi korumakta zorlananlar

Eklenme tarihi :
İsmail S. Gülümser yazdı: Dengeyi korumakta zorlananlar
"İnsanın başarılar karşısında dengeyi koruması oldukça zordur. Beğeni kazanmak için her şeyi yapmaya müsait hale gelen bazı fıtratlar kendi hata ve kusurlarını unutur. Başkalarının yaptıklarını cımbızlayıp yargılamakta mahzur görmeyebilir."


İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

Gerçeklere erken uyanan, etraflarına birkaç insan toplayan, yazıp çizdikleri ile üç beş kişi üzerinde etkili olduğunu gören ilk başarıdan sonra geldiği yeri ve konumunu unutup topluma yön verme iddiasına kalkışanlar olabilir.

 
Eğer eli kalem tutan birisi ise, hissi yaklaşıma sahip insanlardan alacağı doğruluğunu araştırma imkânı olmayan bilgilerle yanlış kanaatlere kapı aralayabilir. Yıllarca faydalı hizmet üreten insanların geçmişten günümüze kadar yaptıkları olumlu çalışmaların tümünü töhmet altına alacak ifadelerle kalplerde derin yaralar açabilir.
 
Biraz ağzı laf yapıyorsa, etkili hitabetiyle kendini pazarlamaya çalışabilir, kasıtlı olmasa bile bazen incitici dille kimleri yaraladığının farkında olmayabilir.
 
Maneviyatını geliştirmiş, gönül dünyasında küçük değişimler olmuş biriyse, kendini şeyh makamına oturtup hayatı istikamet üzere geçmiş insanların hakperestçe duruşlarını sorgulamaya kalkabilir.
 
Beğeni kazanmak için her şeyi yapmaya müsait hale gelen bazı fıtratlar kendi hata ve kusurlarını unutur.  Başkalarının hayatı boyunca yaptıklarını cımbızlayıp yargılamakta ademe mahkum etmekte mahzur görmeyebilir.
 
Özellikle başarı-başarısızlık ve değişim dönemlerinde insanın düşünce sağlığını koruması zordur. Fethullah Gülen hoca efendinin bu haftaki yazısında değişimler karşısında istikameti korumanın prensipleri ele alınmıştır.
 
İnsanın kötü duyguları ve içten gelen dürtüleri, işlediği yanlışları hatırlatıp onu ümitsizliği düşürerek zaafları istikametinde sürüklemeye çalışır. Buna fırsat vermemek için geçmiş hatalarına takılmadan iyilik adına kendisi hakkında daima umutlu olması, bu inançla davranışlarını hep olumlu yönde geliştirmesi şarttır.
 
Yaptığı hata ve kusurların farkında olan biri onlardan kurtulmak için mücadeleyi göze alamazsa kendini gevşekliğe salar ve daha büyük kusurları işlemeye müsait hale gelir.   Aynı şekilde hatalarını küçük ve önemsiz gören onlardan kurtulma kaygısı taşımayanlar kötülüklere karşı kendilerini koruma gereği duymaz.
 
Yani insanın ümitsizliğe düşmesi de, kendinde güç vehmedip aşırı güven duygusuna sahip olması da dengeli ve tutarlı davranışlardan uzaklaştırır onu hataya açık hale getirir.   Endişe ve ümit hislerini denge içinde götürenler topluma uyum sağlayabilir, faydalı bir unsur haline gelebilir.
 
Olumlu hizmet ürettikten sonra yaptığı işleri unutmak onlarla gururlanmaktan kaçınmak bir meziyettir. Eğer insan kendi kusur ve zaaflarının farkında olur faydalı işlerde hak iddia etmeye kalkmazsa kıskançlık ve tepkileri tahrik etmekten de kurtulur.
 
Birkaç kişiye söz geçiren biri kendini toplum önderi gibi hissetmeye başlarsa, etrafındakiler onun gururunu okşayacak sözlerle şımarıklığa müsait hale getirirler. Çoğunu bedel ödemeden elde ettiği meziyet ve ayrıcalıklarla büyüklük iddiasına kalkışanlar güzel hasletlerini kendisine zarar verecek şekle dönüştürür. Başkalarından üstün olduğuna inanan böyle biri daha yüksek beklentilere girer.

-Layık olmadığı makamlara göz dikerek hataya açık hale gelir.

-Hedefine ulaşmak için farklı manipülasyonlar peşinde koşar.

-Yapmadığı yapamayacağı işleri üstlenmeye kalkar.

-Hiç hakkı olmayan konum ve imkânları elde etmek için çeşitli entrikalar çevirir.

Bugün Türkiye’de yönetim görevi üstlenenlerin toplumu kendilerine bağlamak için yaptıkları tüm kusurların arka planında öne geçme layık olmadıkları makamları elde etme kendi liderlik sultasını kurma arzusu yatmaktadır.  En temel insani değerleri korumakta zorlananlar kendilerini paha biçilmez toplum önderi hatta dini lider gibi görmekte, işlenen yüz kızartıcı suçlara rağmen manevi önderlik iddiasında bulunmaktadır.
 
Beğenilmeyi hedefleyerek iş yapan yapmacık tavırlardan kendini kurtaramaz, öne çıkma dürtüsünü bastıramayanlar, gösterişe dönüş davranışlarla asıl niyetini saklayanlar, yaptıklarının samimiyetini iç dünyalarında sorgulamayanlar hem kendisine hem toplumlarına zarar verir.

-Aç gözlülükle hep daha fazlasını isteyen,

-Kazanma hırsıyla, yaşam tutkusunun esiri olan,  

-Bencil, sürekli kendini ifade etme peşinde koşan,

-Farklılık ortaya koyma dürtüsüyle hareket ederken marjinal yollara giren,

-Sıra dışı-orijinal peşinde koşarak değişik fantezilerle ilgi çekmeye çalışan,

-İlgi uyaramadığında aşırılıklarının dozunu artıran gerektiğinde yalan söyleyen,

-Kimseyi beğenmeyen hiçbir şeyle tatmin olmayan,

En olumlu faaliyetlere kıskançlıkla bakan narsis ruhlu insanlar sürekli zikzak çizerek daldan dala sıçrayarak yön değiştirirler. Çevrelerindekini yıkıp onların yerine oturmak için he türlü kirli işlere girebilirler.  
 
İnsan kendini kötülüklerden korumalı, kirlenmemek için gayret göstermelidir. Ancak mevcut durumunun farkında olup en basit bir iyilikte büyük iddialara kalkışmamalıdır.

-Başkalarının hata ve kusurlarını araştıran,

-Kendi hatalarını saklanmasını isterken diğerlerini ulu orta her yerde açıklayan,

-Başarılardan pay çıkarıp bencilliğe düşen,

-Basit maharetlerini kullanıp kalabalıklara yön vermeye çalışan biri etrafını hataya sevk ederek yeni problemlere zemin hazırlayabilir.
 
Hoca efendi ümitsizlik içinde, mücadele azmini kaybetmiş bizden bir şey olmaz diyerek kötü emellilerin oyuncağı haline gelmiş bir topluluğu dayanışma ile ortak projeler üretilebileceğine inandırdı. Kendileri dışında tüm birliktelikleri dağıtmak isteyenler onun bu hizmetlerini yıkmak için her türlü yolu denediler. 80 de açtığı küçük çaplı kuran kursları kapatıldı, 1998 de okul ve dershanelerin kapısına kilit vurmak için gösterdikleri çabalar Ecevit’in direnmesiyle güçlükle engellendi.
 
2013 den sonra kanunla dershaneler, 2016 da KHK ile okullar, üniversiteler ve tüm hizmet faaliyetleri kapatılması, çalışanların tüm haklarının alınması karşısında, yaşanan mağduriyetler dayanışma ağları ile hafifletilmesi için çalışılıyordu. Şimdi de istihbarat birimleri tarafından güven duygusunu sarsarak dayanışma ağlarını bozacak senaryolar devreye sokuldu. Samimiyetine güvenilen insanlara doğruluğunu kontrol şansı olmayan bilgiler verilerek onlar eliyle itibar sarsacak yorumlara zemin hazırlıyorlar.       
 
Kusur ve sınırlıklılarımızın farkında olmazsak bilmeden kapasitemizin çok üstünde işlere yön vermeye soyunursak iyilik yapalım derken zarar verebiliriz. Yıllarca başarıyla yürütülen faaliyetleri faydalı olmak niyetiyle bile olsa hiç denenememiş yollarla değiştirmeye çalışırken fitne ateşinin yanmasına sebep olabiliriz. Meziyetlerimizi bize güvenen insanlar üzerinde tasarruf aracına dönüştürdüğümüzün farkında olmayabilir bazen değişim isterken kötü niyetlilerin işlerini kolaylaştıracak yollara girebiliriz.
 
Bir insan kendine ve elde ettiği bilgilere aşırı güvenir sadece bu verilere bakarak yorumlar yaparsa öç alma duygusuyla hareket edenlerin art niyetlerine hizmet eder hale gelebilir.

-Doğruluğundan emin olunmayan hissi yaklaşım içermesi muhtemel bilgilerle değerlendirmeler sağlıklı olmaz.

-Başı sonu kırpılmış detayı bilinmeyen malumatlarla kişiler hakkında kötü düşünceye sahip olma su-i zandır.

-Bu zan başkalarıyla paylaşılırsa büyük günah olarak ifade edilen gıybete girilir.

-Umuma açık ortamlarda paylaşılan zanlarla geniş kesimler gıybete ortak edilir, gıybet yaygınlaşır.

Mevcut verilerle başkalarını yargılama hakkını kendinde görüp topluma yol göstermeye kalkma faydalı olacağım derken istemeden de olsa zarar vermeye sebep olabilir, fedakârca hizmet üretenlere hayal kırıklığı yaşatabilir.  
 
Bediüzzaman sınırlarını bilmenin önemini anlatırken insanın etten kemikten yaratıldığını kötü duyguların esaretine girmeye müsait olduğunu, kirlerden arınmamış bir toplumda her an yanlışlığa açık olduğunu, kötülüklere batmasına uygun bir ortamda yaşadığına vurgu yapar. İslam peygamberi(SAV) kimseyi ümitsizliğe itecek yaklaşımlara izin vermediği için kötülüklerle dolu ortamda yetişen insanların ümitsiz olması da birkaç güzel davranışa güvenip kendini bir şey sanması da hatalıdır. Kendi kusurlarını bilen insanlar sınırlarının farkındadır, yaptığı güzel hizmetlere başarılarına, maddi imkânlarına güvenip başkalarına tepeden bakmaya onlara istediği istikamette yön verme kalkmaz.
 
Acz ve kusurlarını bilen, özveride bulunup tevazuu öne çıkaranlar toplumların gönlüne girmiş yüz yıllardan beri onları aydınlatmaya devam etmektedir. Gerçekten faydalı olmak isteyenler insanı yücelten değerlerden biri olan alçak gönüllülüğü esas almalı, kendi bilgi ve birikimlerine aşırı güven duymaktan uzak durmalı, geniş katılımla gerçekleşen gönüllü faaliyetlere zarar vermemek için elinden gelen hassasiyeti göstermelidir.
 
BENZER HABERLER
ANALİZ HABERLERİ