Nevin Erdem'in yazısı: Kızının tabutunun başında babaya silah doğrultmak

"Küçük bir fotoğraf karesinde, tam 9 asker saydım. Kim bilir fotoğraf karesinin dışında daha kaç tane vardı. "

Çoğu kimse için hayat rutin seyrinde devam ederken, Türkiye’de maalesef sürekli karşılaşmaya alıştığımız bir haber düştü haber sitelerine. “Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bulvarı’nda bir otomobil yol kenarında duran bir kamyona çarptı. Kazada bir kişi öldü.” 

Bir süre sonra olayla ilgili ayrıntılar gelmeye başladığında, olayın sürekli karşılaşılan üzücü trafik kazalarından biri olmadığı anlaşıldı. Evet, görünüşte bir trafik kazasıydı, ama sadece görünüşte!


Tıpta Uzmanlık Sınavı’nı yenice kazanmış, 36 saat nöbet tutturulan, 25 yaşında gencecik bir kadın doktor, Rümeysa Berin Şen, otomobiliyle evine giderken bir kamyona arkadan çarparak hayatını kaybetti. 

36 saat nöbet!

Çok daha hafif işlerde 8 saat kesintisiz çalışmanın dahi ne denli zor olduğu ortadayken, doktorluk gibi ağır, yorucu ve ciddi konsantrasyon isteyen bir işte, 36 saat kesintisiz çalışmak ne demek? Buna hangi sistem izin verebilir? Bu kadar uzun süre çalıştırılan bir doktor, nöbetinin sonunda fiziksel ve ruhsal olarak nasıl bir durumda olabilir?  

Ağırlaştırılmış bir emek sömürüsünün sonunda geldi genç doktorun ölümü. 

Göz göre göre gelen böylesi bir ölüme, kaza mı diyeceğiz? Hayır, bu düpedüz cinayet!

Olaya karışan kamyon şoförünün sorumluğunun tespiti için, olay sırasında kamyonun bulunduğu yer, kamyonun dorsesinin altında tampon bulunup bulunmadığı ve olay yerinde tespiti gereken diğer hususlar elbette olay yeri inceleme ekipleri tarafından incelenecektir. Ancak, bu olay sadece olay yerinde yapılacak incelemeyle sonuca bağlanacak bir dosya değildir. Sistemdeki çürümüşlüğün etkin bir soruşturmayla topyekün ortaya konulması ve sorumlulardan hesap sorulması gerekir. 

Bu yönde detaylı bir soruşturma yapılması soruşturma makamları için bir görev, tüm toplum bireyleri, en başta da ölenin yakınları, için bir haktır. 

Etkin ve derin bir soruşturma, kızının bu beklenmedik ölümü karşısında “ kahvaltı hazırlamıştım, onu bekliyorduk” diyen acılı annenin yüreğindeki sızıyı dindirmez belki, ama en azından adalete inancı sağlayan bir teselli olur.

Gerçi bu ailenin yaşadığı adaletsizlik dramı, o kadar ağır ki; ne, ne kadar teselli olur, emin değilim. 

Doktor Rümeysa’nın babası, bir hukuk profesörü olan Murat Şen. Melikşah Üniversitesi Hukuk Fakültesi dekanı olan Murat Şen, 15 Temmuz sonrasında yakılan hukuksuzluk kazanına atılanlardan birisi. 

Suçlama klasik bir safsata: Silahlı terör örgütüne üye olmak! 

Murat Şen, bilimsel dergilerde 70’ten fazla makale yazdı, ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılarda 60’tan fazla tebliğ sundu. Başarılı bir kariyere sahip.

Murat Şen’e duruşmada yöneltilen suçlamalardan birisi, Melikşah Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti Başkanı Memduh Boydak ile mütevelli heyeti üyesi iş insanı Hamdi Kınaş’ı cezaevinde ziyaret etmek. Hukuk profesörü bir avukatın, çalıştığı üniversitenin cezaevinde bulunan sahiplerini ziyaret etmesi sanki suçmuş gibi işlem görüyor bu yargı düzeninde 

Kızının ölüm haberini aldığında, 12 yıl hapis cezasının infazının 1326. gününde cezaevindeydi. Uğradığı büyük haksızlığın üzerine gelen bu evlat acısı… Nasıl dayanır insan?

Murat Şen’in kızına veda için geldiği mezarlıkta çekilen fotoğrafları medyada yaygın bir şekilde yer aldı. Hukuksuzca cezaevine atılan bir baba, az ileride yeşil bir örtüye sarılı tabut…Geri kalan her yer adeta asker dolu. Elleri silahlı, üniformalı askerler! Şen’in sağı, solu, arkası, önü… Bir de elini askerlerden birinin eline kelepçelemişlerdi. Sanki azılı bir katili yakalamışlar da, kaçmasını engellemek için önlem almışlar!

Küçük bir fotoğraf karesinde, tam 9 asker saydım. Kim bilir fotoğraf karesinin dışında daha kaç tane vardı. 

Bir başka fotoğraf karesi ise, tam dehşet vericiydi. Bir asker, elindeki MP5 makineli tüfeğin namlusunu Murat Şen’in sırtına dayamış, etrafına bakıyordu. O kalabalıkta böyle bir silahın bu şekilde bulundurulmasındaki vahamet bir yana, ya tüfek yanlışlıkla ateş alsaydı?

Bu fotoğraf kareleri, oradaki alt rütbede bir kaç askerin tercihi veya ihmali olarak görülebilecek enstantaneler değildir; 15 Temmuz’dan bu güne kadar ağır bir kasıtla, sistematik olarak sürdürülen yaygın insan hakları ihlallerinin son örnekleridir.  

Bu tür görüntülerle bir yandan insanlar aşağılanmaya, diğer yandan iktidarın gövde gösterisi yapılmaya ve topluma korku salınmaya çalışılmaktadır. 

Ama artık bu çabalar, eylemin faillerinin suç dosyasına yeni deliller olarak eklenmekten başka bir fonksiyon ifa etmeyecektir. 

Zira hep birlikte bir karanlık devrin sonuna doğru ilerliyoruz. 

Nevin Erdem / Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ