İsmail S. Gülümser'in yazısı: Zor zamanda dünya barışına hizmet güçlü inanç ve irade gerektiriyor

"Gergin ortamlarda kaprislerine yenik düşmüş insanların toplumlara yol göstermesi çok zordur, böyle sıkıntılı dönemler ancak olgun insanlarla aşılabilir."

Kesimler arasında geçmişe dayanan kökleşmiş problemler var ve bunları çözmenin en tesirli yolu herkesin bir diğerinin yaklaşımına saygı duymasından geçiyor. Benlik davası güden, bağlı olduğu toplumun dar kalıplarından kurtulamayanların farklı fikirlere saygılı olması, ortak değerler etrafında bir araya gelmesi, insanlığın geleceğini aydınlatacak olumlu stratejiler geliştirmesi çok zordur.

Bireysel beklentilerini her şeyin önüne geçirmiş, olayları akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden hislerine göre değerlendirenler toplumlarına huzur ve saadet getiremezler.


-En basit olaylar karşısında bile alınganlık gösterip tepkisel davranışlara giren,
-Beklentileri karşılanmadığında etrafını yakıp yıkmaya yönelen,
-Yüzlerce güzellik varken arada gördüğü bir olumsuzluğa takılıp üstünlük yarışına giren olgunlaşmamış insanların yönetiminde toplumlar birbirleriyle boğuşmaktan kurtulamazlar. Hata yapanları suçlayıp olumsuz sonuçları onların sırtına yıkanlar asla birleştirici olamaz, yanlışları düzelterek etraflarında olumlu ortam oluşturamazlar.
 
Bir insanın hedeflerinin olması alkışlanacak bir durumdur, çünkü idealleri olanlar ona ulaşmak için çaba harcama gereği duyabilir. Ancak amacını doğru belirleyememiş, kişisel karanlık ütopyalara kendini kaptırmışlar hedefe ulaşmak isterken konumlarına göre, hem ailelerine hem toplumlara büyük zararlar verebilirler.

Kendi düşüncesine göre bir dünya kurup toplumu dizayn etmeye çalışanlar, muhataplarının hissiyatını dikkate alma gereği duymaz, ötekileştirdikleriyle kavga ederek emellerine ulaşabileceği vehmine kapılır ve bulunduğu ortamda huzursuzluğun kargaşanın kaynağı haline gelirler. Bu yaklaşım toplumlar arasında yıllar sürecek kavgalara zemin hazırlar.

3. Dünya Savaşı ihtimalinin konuşulduğu çok buhranlı bir dönemden geçiyoruz. Benliklerini öne çıkaranlar hayallerine göre eski imparatorlukları yeniden diriltme peşine düşünce, başkalarını dinleme onlarla aradaki ortak paydaları arayıp bulma gereği duymuyor.

-Küçük farklılıkları görmezden gelip uzlaşma ortamı sağlamayı gereksiz fantezi olduğunu sanıyor,
-Siyasi hedefleri için kutuplaşmaları tahrik edip ülkelerin içini karıştırmaktan kaçınmıyor,
-Kendi menfaat hesapları uğruna toplum kesimlerini birbirine kırdırmanın yollarını arıyor, totaliter bir rejim kurup bütün gücü eline geçirmeye çalışırken vahşi cinayetler işleniyor.

Ülke sınırlarını genişletme hayalleriyle yaşayan liderler ellerinin altındaki büyük kitle imha silahlarını kullanarak istediğini elde etmeye yönelince çoluk çocuk yaşlı kadın milyonlarca insan yollara dökülüyor. İletişim araçlarıyla küçük köy haline gelmiş dünyada bir bölgede yaşanan huzursuzluk bütün insanlığı tehdit eder hale geliyor.

Suriye’de savaş çığırtanlığı yapan bir yönetici grubunca kışkırtılanlar, baş edemeyecekleri bir güçle çatışmaya kalkınca milyonlarca insan Türkiye ve Avrupa sınırlarına yığılıyor. Bütün birikimlerini terk edip hiç hazırlıkları olmadan bir başka yere göç etmek zorunda kalanların binlercesi yollarda telef oluyor. Hedefine ulaşanlar aylarca bazen yıllarca toplama kamplarında imkânsızlıklar içinde yaşamayı göze aldıkları halde gittikleri yerlerde dışlanmaları, şiddete maruz kalmaları, düşman muamelesi görmeleri vicdanları sızlatıyor.  

Despotik yönetimlerin ellerindeki güçlü savaş makinelerini her an bir başkasına çevrilebileceği endişesiyle bazı ülke vatandaşları panik yaşıyor. Silahlanma karşıtı olarak bilinen bu yüzden NATO gibi ortak savunma paktlarına girmekten uzak duran ülkeler bile saldırı korkusuyla güçlü bir yere dayanma ihtiyacı hissediyor.

Gergin ortamlarda kaprislerine yenik düşmüş insanların toplumlara yol göstermesi çok zordur, böyle sıkıntılı dönemler ancak olgun insanlarla aşılabilir. Manevi açıdan doygunluğa erişmiş dünyada kazandıklarına ve kaybettiklerine takılmayan insanlar için en büyük problemler bile küçülür. Toplumda birlik ruhu ve uzlaşma kültürü ancak gönül dünyası zengin herkese kucak açabilen canlılığını koruyan geniş görüşlülerle tesis edilebilir.

Aile bireyleri arasındaki anlaşmazlıkların çözümü tarafların birbirlerini anlamaya çalışmalarına bağlıdır. Dünyayı büyük bir hane olarak düşünürsek, toplum kesimleri arasında yaşanan problemlerin çözümü de anlaşma yolları aranarak giderilirse kalabalıklar zarar görmekten korunabilir.

Aradaki tartışmaları kaşıyıp büyütmek kimseye fayda getirmez aksine aynı toplum içinde bile aidiyetin geliştirilmesi, ortak doğrular etrafında toplumların bir araya gelmesi için;  

-Bencilliklerimiz, hırs ve kaprislerimizin bir kenara bırakılması,
-Kendi düşüncelerimizin, içinde olduğumuz kesimin yaklaşımlarının en doğru olduğu ısrarından vazgeçip, aykırı gördüğümüz insanlarla bile bir araya gelecek şekilde herkese kapıların açık tutulması gerekiyor.

Yöneticiler toplumlar arasında huzurlukları büyütüp orada siyasi menfaat devşirmeye çalışacakları yerde gerektiğinde kendi siyasi geleceklerini riske atma pahasına huzurun sağlanmasına dönük projelerle kaynak aktarmalı, sorunlara çözümler olumlu stratejiler geliştirerek aranmalıdır. Ortak mutabakatlar için kendi doğrularınızdan kısmen de olsa vazgeçmek zorunda kalacağınız zamanlar da olabilir. Böyle durumlarda toplumların huzuru adına geçici bir dönem katlanır, haklılığına inandığınız faaliyetler zamana yayılarak aşamalı sonuca ulaşma yolu seçilebilir.  

Dünyanın pek çok yerinde kangrene dönüşmüş uyuşmazlık problemleri var, bunların çözümünde insani değerleri yükseltip sulh ve kardeşliği tesis amacıyla gelmiş semavi dinlerin temsilcilerine büyük görevler düşüyor.

Husumetlerin unutulması herkesin kabulleneceği ortak çözümler geliştirilmesi için;

-Kendimizi doğrunun tek temsilcisi gibi görmekten vazgeçilmesi,
-Önyargılarımızdan uzaklaşıp başkalarının büyük yanlışlar içinde olduğu kanaatinin terk edilmesi,
-Sağlam argümanlara dayananları bile reddeden demogojik yaklaşımlardan uzak durulması,     
-Yanlış olduğunu düşündüğümüz her görüş içinde haklılık kırıntılarının olabileceğini düşünerek o doğrular üzerinden mutabakat yollarının aranmasına ihtiyaç var. Bunun için inanların görevi; toplumlar arasındaki husumetleri gidermek, din dil, ırkından dolayı ayırımcılık yapıp halkı bölmeye çalışanlara karşı durmak onların birlikte huzur içinde yaşayabilecekleri bir ortamı hazırlamaktır.

Onlar onur ve gururumuz demeyi bir kenara bırakarak olumlu sonuçlara ulaşmanın yollarını aramalı, kibir ve gurur içinde bir başkasını yutmakla beslenenlere fırsat vermemek toplumların emniyet içinde geçiş dönemlerini atlatması için çaba harcamalıdır. İnançlı olmanın gereği bu olduğu halde, muhataplarına en küçük bir fırsatta hakaret ederek susturduklarını zannedenler hiçbir problemi çözemedikleri gibi en basit problemleri altından kalkılamayacak hale getirip toplumun huzursuzluk kaynağı olurlar.

Kendilerine ters gelse de bazen sabretmesini bilemeyenler, hamlıklarının cezasını bulundukları topluma ödetebilirler. İçinde olduğu kalıbın dışına çıkamayanların yaptıkları kötülüklere bakıp aynı yöntemle karşılık vermeye kalkanlar onların tuzağına düşer ve beğenmediklerine benzediğini gözden kaçırır.

Hâlbuki yüce yaratıcıya inanan ve ona gönül verenler, her sıkıntının arkasından gelecek hikmet ve bereketleri görmeyi bekledikleri için en incitici tavırlar karşısında bile nezaketini korumaya çalışırlar. Kendilerini muhataplarının yerine koyup onların davranışlarını şartları içinde değerlendirenler bazen sıkıntılara katlanır, önlerine konan ağır şartlara sabredip soruna çözüm bulmanın çarelerini ararlar.  

Onur-gurur meselesi yapmadan yaşanan her olumsuzluktan ders çıkarıp aynı çukura tekrar düşmemeye çalışanlar hata ve kusurlardan arınıp olgunlaşırlar.

-Kendi fikirlerinde inat etmekten,
-Günlük kısır çekişmelerle boğuşmaktan,
-Her gün bir başkasını kırıp dökmekten,
-Şiddet ve öfkeyle problemleri büyütmekten vazgeçerek geniş kesimlerle ilişkiler kurmanın yollarını arayanlar uzun vadede sonuç getirecek yaklaşım sergileyebilir ve herkesin kabullenebileceği faydalı hizmetler üretebilir.

Gerektiğinde şerefleri izzetlerine dokunan çok rencide edici olaylar karşısında bile;

-Toplumsal huzuru bozmamak için baston yutar gibi acı reçetelere dişini sıkıp katlananlar,
-Kin ve nefreti artıracak sözlerden uzak duranlar,
-Affa kabil olanlarda kişisel haklarından feragat etmesini bilenler gönülleri fethedecek bu anahtarla ileride kalabalıklara yol gösterici konuma gelebilirler.  
 
*Fethullah Gülen’in konuyla ilgili yazısından faydalanılmıştır.

İsmail S. Gülümser
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ