İsmail S. Gülümser'in yazısı: Her yeni yer ve döneme kültür değerleriylr entegrasyon

"Hayat boşluk kabul etmiyor, sizin kendinize ait özellikleri kazandıramadığınız bireyler, bulundukları ortama göre şekil almaya başlar."


Fertler içinden çıktıkları toplumun yılların birikimiyle ortaya koyduğu kültür değerlerinden gelen güzellikleri bir kenara koyarak yeni yer ve dönemlere uyum sağlamaya kalkarlarsa ciddi problemlerle karşılaşabilirler.   

Gelecek nesillerin kendi mana köklerinden gelen değerleri unutması, ardından yaşadığı yere ait değerlere kuşkuyla yaklaşıp mesafeli durması halinde her ikisinden mahrum kalıp ilkelerden yoksun yetişmesi ihtimali yüksektir.


Hayat boşluk kabul etmiyor, sizin kendinize ait özellikleri kazandıramadığınız bireyler, bulundukları ortama göre şekil almaya başlar. Almanya’ya işçi olarak ilk gidenler toplumsal kontrolden uzak ortamlarda serbestçe dilediğini yapmaya kalkınca büyük bir kültür şoku ve dejenerasyon yaşanmış bir nesil kaybolmuştu. Belli dönemde emek verilmiş olanlar hayatın geçiş dönemlerinde beslenmeyi sürdürecek bir ortam bulamazsa geçmişte kazandıkları kısa sürede eriyip yok olabilir.

Zaman çok hızlı akıyor çocuklar anne babanın gözleri önünde ama onlar fark etmeden birden gelişip serpiliyor. Gerekli donanım kazandırılmadan risklerle dolu ortama salınanlar bir süre sonra hiç ummadıkları şeylerle ailenin karşısına çıkabilir. Kendi kaynaklarından yeterince beslenmemiş gençler yaşadıkları yer ve zaman diliminin dev problemleriyle tek başına boğuşmak zorunda kalınca mağlubiyet psikolojisi içinde olmadık tavırlar sergileyebilir.

Bu yüzden uyum sorunlarıyla baş etmenin, nesillerin eriyip yok olmaktan kurtulmasının yolu, kendimizi çok iyi tanıma, yaşadığımız dünyanın gerçeklerinden haberdar olmak ve onlara onurla ayakta durmalarını sağlayacak geçmişten gelen değerleri muhafaza edebilecekleri donanım kazandırmaktan geçer.

Her toplumun geçmişten gelen değerleri adeta onun en hayati organı gibidir,

-Taşıdığı bu özellikler sayesinde en anormal şartlarda bile canlılığını koruyabilir,
-Hayata daha derin duygularla bakar, kendileri gibi yaşamayı sürdürebilir,
-Gönülden gelen bir coşku ile iliklerine kadar insan olmanın hazzını bu değerler sayesinde hisseder,
-Gün içinde yaşadığı tüm olumsuzlukların üstesinden gelmeyi onlarla başarabilir.
-Düşünce dünyasını kuşatmaya çalışan kötü duygu ve düşüncelerden korunabilir.

Türkiye’de nefsin sınır tanımaz isteklerine karşı koyabilenler, en azından haftalık sohbetlerle kendi otokontrol sistemini kurabilenlerden oluşuyordu. Ara dönemlerde bu tür organizasyonlara herkesin ulaşma şansı kaybolduğu için en donanımlı insanlar bile bazen değerlerini koruyamaz, yeni yerlerin güzelliklerinden de yararlanmayınca değer kaybı yaşanabilir.

Bizler büyüklerimizden gördüğümüz değerlerle yetiştik, çocuklarımız da bizim oluşturacağımız kültürel değerlere göre yetişecek, herkesin bildiği bu gerçeği görmezden gelip zamanında yapması gerekenlere yoğunlaşmayanlar ihmallerinin sonucunu acı acı ödemek zorunda kalacak. Örneğin, ABD'de Türkler daha yeni komüniteler oluşturuyor ve ortak değerlerin korunacağı kültür merkezleriyle gelenlere katkı sunmaya çalışıyor. Bunlar bir yere kadar toplumu taşısa da bir yerden sonra yeterli olmayacağı ortada.

Önce gelen ve daha büyük grup olan Pakistanlılar çocuklarının kaybolup gittiğini görünce aşamalı olarak değerlerini koruyarak adapte olmanın yollarını aramış ve eğitime yönelmişler. Açılan okular önemli bir boşluğu doldursa da her konuda başarılı olduğunu söylemek zor. Ciddi bir eğitim felsefesi olmadan, ortak aklı harekete geçirmeden, yöresel veya bireysel gayretlerle açılan okulların entegrasyondaki başarısı tartışılabilir.  

Bugün dünya coğrafyasına dağılmışların çocuklarının aynı tehlikelere maruz kalmaması için yaşanılan yer ve döneme uygun donanımlar kazanmaya özen gösterildiği kadar, kendi değerlerini koruma yollarına da dikkat edilmeli. İlkokul düzeyinde başlatılacak emeklerin boşa gitmemesi için ortaokul-lise-üniversite hatta iş yaşamına kadar hayatın her aşamasında her sosyal gruptakilerin beslenebileceği ortamlara ihtiyaç var.

Nasıl bizim yaşantımızdaki renk ve desenler geçmişten aldığımız güzellikleri yansıtmaya vesile olan birer manevi kök konumunda ise, sağlam köklerden alacakları besinlerle büyüyüp gelişen yeni sürgünler de bulundukları ortamlarda canlılıklarıyla bakanların gözlerini kamaştıracak. Bulunduğumuz yer ve zaman dilimine göre sürekli güncelleyerek sunacağımız değerleri taşıyan bireyler sosyal çevrelerine bu renk ve deseni yansıtacak.

Dıştan istifadeye kapalı olmadan hayata hazırlayacaklarımız, bir yandan bulundukları ortamın güzelliklerinden yararlanmasını bilirken, bir yandan da kendilerine ait güzellikleri o ortamlara aksettirecek güzelliklerin tabii seyri içinde alışverişinin yapıldığı karşılıklı faydalanma ortamı oluşacak.

Hayatı zevk ve eğlenceden ibaret gören, başkasına ait sorumlukları üstlenmekten uzaklaştıran bencil duygulardan ve günümüzün sığ yaklaşımlarından bir nebze de olsa kurtulacak. Düne ait iftihar edilecek olaylardan onur duyacak, yaşanmış heyecan ve hayallerin büyüleyici atmosferinden etkilenerek onların arkasındaki mana derinliğini anlamaya ve bugüne adapte etmeye çalışacak. Her zorluğun üstesinden gelebilecek bir moral gücü kazanarak hayata daha olumlu bakacak.   

Geçmişe ait şeylerin hepsinin iyi-güzel olduğunu söylemek doğru olmayabilir, bazıları sorgulayıp onlardan uzak durmayı tercih etsek bile, bütünüyle karalayıp kirli gösterenlerin kazandıracağı bir şey yoktur. Geçmiştekilere başkaldırma eğilimi içinde olanlar bazen kasti eylemleriyle değerleri yok ettiğini unutunca nesillerin geleceğini kararttığını gözden kaçırabilir. İftihar duyacağı geçmişiyle bağını koparmış olanlar gelecek adına olumlu projeler etrafında bir araya gelme ihtiyacı hissetmeyebilir.

Hayatlarını sadece günlük kar zarar hesabına göre sürdürmeye başlayanlar;

-Uzun vadeli gördükleri insana hizmeti yorucu olduğunu düşünüp emek sarf etmekten kaçınabilir,
-Toplumsal geleceğimizi inşa edecek projelere zaman ve kaynak ayırma gücünü kaybedebilir,
-Değerlerini inkâra sapanlar ise kendi elleriyle sonlarını hazırlayacak bir yola girebilir.

Dayanışmaya vesile ortak hedeflerin kaybolduğu yerde etrafında toplanacak bir şey ortaya koymak zordur.

-Kazanılmış değerleri sorgulayıp yıkarak,
-Hepsini partal bir eşya haline getirip çöpe atarak,
-Saf yığınları bize ait şeylerden uzaklaştırarak,
-Fantastik kurgularla büyülü bir gelecek sunmaya çalışanların gerçeklerle bağdaşmadığı ortada.

Böyleleri hem üretilen güzelliklerden yararlanamaz, hem de iyiliklerinin yeni nesillere aktarılmasını önleyerek onların aydınlık iklimden mahrum kalmasına kimlik bunalımıyla karanlıklar içine itilmesine sebep olur, tarihin sayfalarına gömülecek birer çöp yığınına olmaktan kendini koruyamaz.

Toplum yararına projeleri karartmak isteyenler geniş imkânlarına rağmen hiçbir dönemde başarılı olamadılar.

-Bulundukları yerde bazen sarsıntı yaşattılar,
-En önemli insani duyguların karalanmasında rol aldılar,
-Çevrelerini bir bunalımdan diğerine sürüklediler ama geniş kitleleri uzun süre yüksek değerlerden uzak tutamadılar. Kazanılmış güzellikler en küçük bir kıvılcımda yeniden yeşerdi, vakit geldiğinde gelişip boy saldı.

Hizmet insanlarınca üretilmiş bütün toplumların tüm kilitli kapılarını açacak özellikteki değerleri de en sert rüzgârlar karşısında direndiğini, sebatla önlerine gelen problemleri çözmeyle işe başlayanların ileride çok daha büyük gelişmelere şahit olacağını, geçmiş ve geleceği buluşturacak bu güzelliklerin toplumları yeniden kuşatacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok. Çünkü;

-Değerleri yıkıp yok edenlerin ürettiği kirli düşünceler etrafı sarmış olsa da,
-Yalanlardan etkilenen insanlar dağınıklık içinde bir görüntü çizse de,
-Düşünce sağlığını korumakta zorlananların ümitlerinde bir kısım sarsıntılar meydana gelse de toplum dokusunun tutkalı konumundaki insan tabiatına uygun hakikatler silinemez. Her şeyin unutulduğunu sandığımızda toplumsal hafıza şartlar müsait olduğu anda onların yeniden yeşermesine zemin hazırlar.

Başta BM, AİHM gibi kurumların işaret fişeğini verdiği, kucak açan ülke toplumlarının desteklerinden hareketle geleceğe ait güzelliklerin kapılarının aralanmaya başladığını söylemek mümkün.  Buna yeni gidilen yerlerde yaşanan olumlu gelişmeleri de eklerseniz geleceğin daha aydınlık olacağı şimdiden görmek mümkün.  

Kötülük yaptıklarını unutarak ortak değerler etrafında bir araya gelenlerin dağılması değirmenine su taşıyanlar;

-Gelecek nesillerin yok olup gitmesine karşı duracak bütün birlikteliklere,
-Bazen bilmeden de olsa yıllarca ortaya konulmuş ceht ve gayretlere,
-İnsani değerleri yüceltme adına bir araya gelenlerin birikim ve heyecanına,
-Toplumsal uyanışta rol alanların yaptıkları iyiliklere zarar verebileceklerini,
-Yüksek değerleri hafife alıp, geçmişe lanet yağdırarak aydınlık geleceği karartmaya hizmet edebileceklerini,
-Yapılanları çirkin gösterip en olumlu hizmetleri karalayanların safına katılmış olabileceklerini fark etmeli ve kötülere destek anlamına gelecek davranışlardan kaçınmalılar.

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

*Fethullah Gülen'in “Sukutun Çığlıkları” kitabındaki makaleden faydalanılmıştır.

İsmail S. Gülümser
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ