İsmail S. Gülümser'in yazısı: Ahlaki normlardan uzak güçle topluma huzur getirilemez

"Sınırlarının farkında olan sonsuz bir güç sahibine dayanarak her engeli aşabileceğini düşünenler, bazen mağlubiyet yaşasalar da moral bozukluğu tuzağına yakalanmaz ve asla heyecanlarını yitirmezler."

İnsani değerlerin çıkıp gittiği bir yerde toplumun huzurlu olma şansı yoktur.

Siyaset mekanizması toplumlara mutluluk getireceği vaadinde bulunuyor, ancak halkın saadetinin en önemli ayaklarından biri olan insani değerleri yükseltme gereği duymadan bu sonuca ulaşabileceğini zannetmek büyük bir yanılgı.  


Çünkü sadece;

-Ahlaki değerlerle donatılmış toplumlar, sevgi ve saygı ilişkisini koruyabilir,
-Sağlıklı ruh yapısına sahip olanlar, çevrelerine kucaklayıcı bir anlayışla yaklaşıp gönül dünyasını herkese açabilir,
-En karamsar tablolar arkasında bile kalıcı güzellikleri keşfedip, duygu genişliğine götürecek sonuçlar çıkarabilir,
-Ümit dolu mesajlarla çevresini kötümserliğin esaretinden kurtaracak yollar bulabilir, farklı kesimlerde farklı işlevler yapıyor olsalar da ortak değerler etrafında bir araya gelenler, aynı amaca hizmet edecek yaklaşımlarla birlikte hareketin semerelerinden faydalanarak huzur dolu bir toplum inşa edebilirler.

Bu konuda şuursuz varlıkların gösterdiği performans, yardımlaşmayla ortaya koydukları mükemmel ortak ürünler ibretlik örneklerle doludur. Arıların aralarındaki kurallara bağlı kalarak dayanışma içinde sabahtan akşama çiçek çiçek dolaşıp doldurdukları peteklerle, dünyanın en önemli bir besin kaynağını sunma becerisi, ortak prensiplere uymanın semeresidir.

Vücudumuzda görev yapan milyonlarca hücre şekil ve fonksiyonları farklı olsa bile, hepsinin aynı amaca hizmet etmek için bir araya gelmesiyle insan vücudu sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürmektedir:

-Sindirim sistemi alınan besinlerin vücuda uygun şekilde moleküler düzeyde parçalara ayrılıp emilmesinden,
-Dolaşım sistemi besin-oksijen-hormon vb alınıp ihtiyaca göre milyonlarca hücreye dağıtılmasından, atıkların hücrelerden tek tek toplanıp atılacağı organlara kadar taşınmasından sorumludur. Vücudumuzdaki kanın sürekli deveran edip dönmesi, her hücrenin üzerine aldığı görevi gece gündüz demeden yerine getirmesiyle ortaya çıkan güçlü organizasyon sonucu bütün ihtiyaçlar eksiksiz karşılanmaktadır.  

Canlılar dünyası başta olmak üzere çevremizde gördüğümüz harikulade misaller, kurallara tam bağlı kalan şuursuz varlıklarla bile mükemmel bir düzen kurmanın mümkün olduğunu ortaya koymaktadır. Yüksek bir eforla çalışan her yaratık yaptığından şikâyet etmediği, aksine ihtiyacını gidermenin sorumluluğunu yerine getirmenin verdiği bir zevk ve lezzetle hiç aksatmadan çalıştığı için dünyada sistem bütünlüğü korunmaktadır.

En basit varlıkların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde kurulmuş bir ekosistemde, insanın kuralları yok sayması felaketle sonuçlanabilir. Yanlışlara karşı koymak gerektiğinde olayların arka planındaki ilahi gücü unutmayanlar, her problemin onlara iş öğretmek için sunulmuş bir fırsat olduğunu düşünenler, hiçbir olumsuzluktan etkilenmez doğru bildikleri şeyleri zamanında yapmaya çalışırlar.

-Zarar gördüklerinde olumlu hizmetten vazgeçmez, tersine doğrulup heyecanla yeniden işe koyulurlar,
-Yaşadıkları durumdan kurtulmak için çaba harcarken, önlerine onlarca yeni yol ve yöntemin çıktığını görürler,
-Görevlerini yapmanın zevk ve heyecanı içinde huzur dolu bir yaşam geçirirler.

İnandığı yüksek değerlere bağlı kalanların oluşturduğu toplumlar mutlu bir hayat sürerken, en küçük bir zorlukta vazgeçen karamsarlar;

-Yaşadıkları her musibette hırpalanır,
-İzzet ve onurlarının yaralanmasıyla sarsılır,
-Tatmin edemedikleri hırsları yüzünden çeşitli huzursuzluklara muhatap olur,
-Layık olmadıkları şeyi elde etmek isterken başkalarına el açarak kendilerini zavallı durumuna düşürürler. Telaşa kapılıp değer kaybına uğradıkları için kendi hayatlarını cehenneme çevirirler.

Ahlaki ilkelere bağlı olmak her türlü insani istekten vazgeçme, güçlülere boyun eğme ya da dünyaya sırtını dönüp kenara çekilme anlamına gelmez. Çünkü;  
   
-İnsanı dünyadan koparan, ümitsizlik, yılgınlık,  çalışma azmini kırar, olaylara yön verme şansını elinizden alır,    
-Karamsarlık ve yersiz aşırı endişelerle ortaya çıkan isteksizlik, toplumda yaşam heyecanını ve huzuru yok eder, 
-Yalnız nefsini düşünen kendi içine kapanmış insanların olduğu toplumda dayanışma ruhu kaybolur.

Hayatı doğru okuyamayan bu düşüncelerin yayıldığı bir yerde kimse başkası için elini kıpırdatma gereği duymaz. Bu yüzden bazı yerlerde şer odaklarının bir şekilde ele geçirdiği kontrol dışı güç kimseyi ümitsizliğe düşürmemeli, yeryüzünde hiçbir varlık kuralları bozmadığına göre, kötülerin toplumsal mutabakatları bozmasının bedelinin ağır olacağı bilinerek herkes gücü nispetinde kuralsızlığa karşı çıkmalıdır.

Yüksek değerlere inananlar olayları daha sağlıklı değerlendirebilirler. Nasıl güneş yeni bir güne doğmak için batıyorsa, bize sıkıntı veren olaylar da güçlükleri aşmak için çaba harcayanlar açısından yeni müjdelerin habercisidir. Yaşadıkları zorluklara bu cepheden bakanların endişeleri ortadan kalkar, çabuk yenilgi psikolojisine girmedikleri için olumlu iş ve icraatlarla düştükleri çukurdan çıkmanın çarelerini aramaya koyulurlar.

Sınırlarının farkında olan sonsuz bir güç sahibine dayanarak her engeli aşabileceğini düşünenler, bazen mağlubiyet yaşasalar da moral bozukluğu tuzağına yakalanmaz ve asla heyecanlarını yitirmezler.

-Makam kaybetme korkusuyla bayağı düşüncelerin esiri olmazlar,
-En aşılmaz gibi görünen musibetler karşısında dayanma güçlerini muhafaza ederler,
-Lezzetleri acılaştıran üzücü olaylar sonrasında sarsıntı geçirmezler,
-Bencilliğin esiri olmadıkları için basit kaygılarla sahip oldukları değerleri terk etmezler, servet-konum vb benzeri endişeyle hareket etmedikleri için değer kaybı yaşamaz, sağlıklı düşüncelerini koruyabilirler.

Her durumda duygu duruluğunu koruyan, kendini aşan konularda başkalarından yardım isteme zahmetine katlanarak sorun çözme cesaretini sürdürenler;

-Sevginin, şefkatin, kardeşlik ve dostluğun lezzetlerini her zaman hissedebilirler,
-Haksızlıktan, hıyanetten, intikam kin nefret kıskançlık gibi kirletici duygulardan uzak kalabilirler.

Çevrelerinde hürmet ve sevgi ortamları oluşturur bunu herkese hissettirirler. Ailelerine bulundukları topluma ve bütün varlığa karşı derin bir sevgi ve alaka ile yaklaşacakları için etraflarına tarifi zor lezzetli bir hayat sunarlar.

Böylelerinin çoğaldığı ortamlarda;

-Sevinçlerin paylaşılması sonucu oluşan hazlar toplumda dalga dalga yayılır,
-Izdıraplar yardımlaşmayla giderileceği için yaşanan sıkıntılar hafifletilir,
-Geçmiş ve geleceğin güzellikleri birbiriyle buluştuğunda daha aydınlık bir dünya kurulabilir,
-Her iki taraftan alınacak olumlu sinyallerin bir araya gelmesiyle hayat daha yaşanır hale gelebilir,
-Huzur dolu geçmişimizin değerleri, güncel bilgilerle zenginleştirilip gelecek nesillere aktarılabilir.
Toplum güncel kısır çekişmelerin dar kalıplarından kurtarılır, yeni nesiller kuşatıcı bir anlayışla yetiştirilebilir.

Ahlaki değerlerin kazandıracağı zenginlikleri keşfeden geçmişin büyük fikir ve aksiyon adamları, yaşamlarından örneklerle bizlere nasıl mutlu bir gelecek sunulabileceğini göstermiştir. İnsan gönlüne huzur esintileri salan büyüklerin olgunluk, tevazu, müsamaha, hata-kusur aramama kin ve nefreti terke etme gibi özellikleri güncel versiyonu ile canlandırılabilirse;

-Tatmin olmak nedir bilmeyen gönüller sükûnete erecek,
-Akılla güçle her şeyi çözmeye çalışanlar neyin daha önemli olduğunu idrak edecek,  
-İnsan özüne uygun davranışlar toplum içinde tatlı bir mutluluk rüzgârına dönüşecek,
-Kalp ve ruhlar gerçek saadetin ne olduğunu öğrenme fırsatı bulacaktır.

Sırf madde ile güçle insanlığın yükselmesinin mümkün olmadığını herkes görecek, iç dünyalarını faziletlerle donatan çalışkan azimli ve kararlıların kazandıracağı sevgi ile yeryüzü yeniden huzura kavuşacaktır.  

Yüksek değerlere inanan her insanın hayatının mükemmel geçeceğini söylemek belki büyük bir iddia olur. Çünkü gerçekten fazilet abidesi insanların birçoğu devrin zorbaları eliyle büyük zulüm ve hakaretlere maruz kalmıştır. Ancak onlar yaşadıkları her olumsuzluğa dayanmış gelecek endişesiyle taşıdığı değerleri terk etmeyi düşünmemiş ve bu moralle toplum hayatına hep zenginlik katmışlar.

-Peygamberler çarmıha gerilmiş, testereyle biçilmiş, ateşe atılmış,

-Birçok din büyüğü ya da düşünür, zulümler, işkenceler, sürgünler mahkûmiyetler yaşmış ama hayata olumlu baktıkları için karşılaştıkları kötülükler onların azim ve gayretlerini artırmış. Böylece zorluklarla geçen hayatlarını bile cennette yaşıyor gibi itminan içinde geçirmenin yolunu bulmuş dünyanın geleceğini aydınlatmışlar.

-Bediüzzaman’ın güzide talebeleriyle birlikte kötü şartlara aldırmadan, hapishane köşelerini medreseye çevirip, heyecan yüklü eserlerle gelecek nesillere umut aşılaması,

-Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yasaklı olduğu 80-86 arasında ulaşabildikleriyle görüşüp gönüllü hizmetlerin devamı için 6 yıl hiç ümidini kaybetmeden çabalaması sonucunda kendileri büyük sıkıntılar yaşasalar da, çalışma azmi ve insani değerleriyle dilini bilmedikleri ülkelerde geniş kabul görmesi, yakın tarihten en güzel örneklerdir.

*Fethullah Gülen’in konuyla ilgili yazısından faydalanılmıştır.

İsmail S. Gülümser
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ