"Bu ülkeyi zehirleyen en ucuz zehir esasında sizlersiniz! Karanlığınız güneşten kaçamayacak"

"En beklemediğiniz anda, en beklemediğiniz insanlardan kötülük gelebilir. Son beş senem, kuramsal olarak bildiğim bu bilgilerin deneyimlenmesiyle geçti."

İnsanlar normalle bağını nasıl koparıyor, canavarlaşıyor, kendini insan kılan her şeyden vazgeçebiliyor? Almanya’da okurken, Münih Ludwig-Maximilian Üniversitesi’nde sosyal psikoloji dersimize giren Prof. Keupp’un anlattığı vakalar arasında geçen, 1930’ların ve 1940’ların Almanyası’nda yaşarken, komşusunun Yahudi olduğunu “ihbar eden”, sonra da komşusu ve ailesi Dachau toplama kampına götürüldükten sonra evini yağmalayan “insan tipolojisi” nasıl olabilir diye merak ederdim. Hangi toplumsal kitle psikolojisi, insanın alçaklaşmasını meşrulaştırır? Hangi ortam ve koşullarda insanlar ihaneti, hunharlığı, adaletsizliği, kalleşliği, acımasızlığı, sadizmi, radikalizmi, nefreti, yok etme dürtüsünü ve daha nice kötülüğü aktive eder? Golding’in Sineklerin Tanrısı’nda çocuklardan birinin kafasına kaya atılarak öldürülmesi, ya da Schindler’in Listesi’nde kokuşmuş cesetler dağına şuursuzca, hem gülerek, hem ağlayarak rastgele tabancasıyla ateş eden, yarı çıldırmış komutan, en az Yahudi tutsakları kurtaran Oscar Schindler kadar insan değil miydi? 

İnsan iyi olduğu kadar kötüdür de. Kötülüğümüzün ne kadarını toplumsal koşullandırılışımız, ne kadarınıysa bireyselliğimiz (yani ruhumuz) belirler? Kötülükle iyiliğin sınırı çok incedir. En beklemediğiniz anda, en beklemediğiniz insanlardan kötülük gelebilir. Son beş senem, kuramsal olarak bildiğim bu bilgilerin deneyimlenmesiyle geçti. Başıma gelmeden, bunların Türkiye’de olabileceğine inanmazdım sanırım. Hep Nazilerin Weimar Almanyası’ndaki özel koşullardan doğan bir anomali olduğuna inandım. Ya da KKK ırkçılarının güney ABD eyaletlerinde siyahları işkenceyle öldüren ırkçı psikopatlarının bir tür özel kategori olduğunu düşündüm. Bunlar insani olamazlardı! Fakat kader, bunun böyle olmadığını bana ve diğer mağdurlara, tabiri caizse “kafamıza vurarak” öğretecekti. İnsana güven olmazdı. İnsanoğlu çiğ süt emmişti. Normalle bağımızın nerede koptuğundan ziyade, normalle olduğu kadar normal olmayanla da bağımızın sürekli var oluşuydu belki de esas sorunumuz. İnsan oğlu Hegel, Goethe, Kant, Nietzsche, Beethoven, Marx, Weber, Einstein, Gutenberg, vs. gibilerinden oluşmuyor sadece. Hitler ve ekibi de aynı Almanya’dan çıkmadı mı? 


Sosyal medyada hiç katılmadığım sohbet odalarından birinde, Türk hapishanelerindeki tutuklu Cemaat mensuplarının – ya da öyle olduğu iddia edilenlerin! – zehirlenerek öldürülmesi konuşuluyor, genç akademisyenler tarafından! Bu korkunç fiilde kullanılacak zehrin de mümkünse ucuzundan seçilmesi üzerinde durulmuş, malum, kutsal devletlerine fazla masraflı olmasın diye. Aklıma 1980’lerde idam infazlarından dolayı Türkiye’nin eleştirilmesi üzerine, diktatör darbeci general Evren’in “asmayalım da besleyelim mi?” diye sorması geldi. Peder Evren’in bu ifadesine çok sinirlenmiş, hiç duymadığım okkalı küfürlerle sövmüştü ona, gazetede okuduktan sonra o dehşetli ifadeyi. Dersim isyanı sonrası topluca öldürülen Alevilerle ilgili olarak “fare zehirler gibi zehirledik” diyen tanıklar aklıma geldi. Bu havadan gazlama operasyonunda bizzat Atatürk’ün manevi kızının pilot olarak görev yapmış olması, ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir olaydır. Devlete “karşı gelenlerin” katlinin olağanlaştırılması ve meşrulaştırılması üzerine ciddi bir birikim var, Türk toplumunda. İddialar doğru olmasa da, “isyan eden” Ermenilerin başına 1915’te ne geldi, artık Türkiye kamuoyu sanırım daha iyi biliyor. Milyonlarca insanın, yediden yetmişe, kadın, erkek, çocuk demeden öldürülmesi, mallarına mülklerine çökülmesi, izlerinin vatanlarından ustalıkla silinmesi, köy, kasaba, dağ, nehir, göl adlarına kadar 1984 vari bir titiz tarih imhasıyla tarihlerinin üzerinden buldozerle geçilmesi, henüz yakın geçmiş diyebileceğimiz yıllarda gerçekleşti. İzmir’de “denize dökülen” Rumların ilkokul, ortaokul ve lise ders kitaplarında çocuklara okutulduğu bir toplumdan bahsettiğimizi hatırlatmak isterim. İşte bu ortamların genç “akademisyenleri” devletlerini “korumak” için, mahkûmların zehirlenerek öldürülmesini savunuyor, “fikir” olarak. 
 
Dünyanın neresinde olursa olsun, kanunun olduğu bir yerde kurulamayacak cümleler, Türkiye kamuoyunda sadece sosyal medyada değil, ana akım ulusal medya kanallarında da rahatlıkla dile getirilebiliyor. Cem Küçük gibi “gazeteci” kılıklı sadist manyakların suikast timleri kurulmasını ve Türkiye dışında insan avına çıkılmasını savunduğunu anımsatmayalım mı? Yoksa “devletten temizleme” operasyonlarıyla yüz binlerce insanın kamudan ihraç edilmesi, sonrasında aileleriyle beraber bir milyonun üzerinde insanın sosyal soykırımdan geçirilmesi gibi “devlet politikalarını” es mi geçelim? Bunları göz önüne aldığımızda, sosyal medyada hapisteki “FETÖ’cülerin” ucuz zehirle zehirlenmesini savunan akademisyenleri münferit kabul edebilir miyiz? “Temizlik” kavramının insanların başına gelen takibat manasında kullanılmasına alenen ortak olan ve onay veren CHP ve İYİP gibi “muhalefet partilerini” de mi normal kabul etmekten yanasınız yoksa siz hala! Bayanlar baylar: bunlar uygar dünyada, demokratik hukuk devletlerinde nefret suçu olarak cezai müeyyideye uğratılan suçlardır! Kendinize ne zaman geleceksiniz? Ne zaman büyük bir kitle suçuna katılmaktan vazgeçeceksiniz?  

Zehrin ucuzluğundan ziyade, insan olmanın ucuzluğuna odaklanıyorum ben. Eğer insansa bunlar, sanırım insan olmayı yeniden tanımlamakta yarar, hatta gereklilik var. Çünkü ben açıkçası bunların ait oldukları hiçbir grupla bir aidiyet ilişkisi içinde olmak istemiyorum, insaniyet başta olmak üzere. 

Normalle bağlarını koparan, canavarlaşan, kendini insan kılan değerlerle bağlarını kopartan bir kitlenin sonu iyi olmayacak; bunu söyleyebilirim bu noktada. Yoksa yazıyı geçtim, kendi kötülüğünüzde boğulmanıza klavyemdeki tek bir harfle bile değinmeye zaten gerek yok. Fakat yazıp tarihe not düşelim ki torunlarınız okusun ve kim olduğunuzu öğrensin, ileride. Evet, benden söylemesi, sonunuz Naziler gibi, Sırp milliyetçileri gibi olacak. Çocuklarınız, torunlarınız utanacak sizlerden. Soyadlarını değiştirecekler utançlarından. Kendinizi yaktınız, ülkenizi ve halkınızı da yakıyorsunuz. Bu ülkeyi zehirleyen en ucuz zehir esasında sizlersiniz! Karanlığınız güneşten kaçamayacak, böyle bilin.

Prof. Mehmet Efe Çaman / Tr724
 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ