Ünlü hukukçu Özgenç: Rahip Brunson takası kanunen mümkün değil

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında siyasi ve ekonomik krizin gerekçesi olarak gösterilen ve halen ev hapsinde tutulan Rahip Andrew Brunson’un takasıyla ilgili yeni gelişmeler yaşanıyor.
 ABD ve Türk basınında yer alan haberlerde Brunson krizinin Reza Zarrab’ın tanık olduğu Halkbank ve Hakan Atilla davasındaki Atilla ile Brunson takasına döndüğü haberleri yer aldı. Konuyu değerlendiren Türk Ceza Kanunu’nun mimarlarından Prof.Dr. İzzet Özgenç ise takasın hangi şartlarda işleyeceğini yazdı. Özgenç, “Türkiye’de hakkında soruşturma veya kovuşturma süreci devam eden bir yabancının, bu soruşturma veya kovuşturma nihai kararla sonuçlanıncaya kadar yurt dışına çıkışına hukuken izin verilemez. Meğer ki kişi kovuşturma evresinde duruşmadan vareste tutulmuş olsun.” değerlendirmesinde bulundu.

Sosyal medya hesabında paylaşımlarda bulunan Özgenç, idari kararla takas teklifinin hukukla telifinin kabil olmadığının altını çizerek, “Aksi takdirde, yani hakkında soruşturma veya kovuşturmanın devam etmesine rağmen yurt dışına çıkışına müsamaha gösterilen yabancının Türkiye’de yargılamasına devam edilmesi, abesle iştigal olur.” dedi.

HAKAN ATİLLA’DAN TAKAS’I BİTİREN HAMLE


Öte yandan ABD ile Türkiye arasında yaşanan gerilimin en önemli unsurlarından biri olan rahip Brunson’un takas konusunu bitiren bir gelişme daha yaşandı. Rahip Brunson ile takas edilebileceği iddiaları ortaya atılan Amerika’da hüküm giyen Hakan Atilla avukatları aracılığıyla, Yüksek Mahkeme’ye başvurdu. ABD hukuk kurallarına göre, yüksek mahkeme başvurusu olduğu sürece takas yapılamıyor.

SAVCI GÖREVDEN ALINDI, AVUKATI ‘GİDİŞAT DEĞİŞEBİLİR’ DEDİ

Yine geçtiğimiz günlerde Brunson’un İzmir’de yargılandığı davada, iddianameyi hazırlayan savcının görev yeri değişti. Brunson’un avukatı İsmail Cem Halavurt DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, müvekkili hakkındaki iddianameyi hazırlayan savcı Berkant Karakaya’nın görev yerinin değişmesinin, davanın gidişatını olumlu etkileyebileceğini söylemişti.

Özgenç’in değerlendirmelerinin tamamı şöyle:

Türkiye’de hakkında soruşturma veya kovuşturma süreci devam eden bir yabancının, bu soruşturma veya kovuşturma nihai kararla sonuçlanıncaya kadar yurt dışına çıkışına hukuken izin verilemez. Meğer ki kişi kovuşturma evresinde duruşmadan vareste tutulmuş olsun.”

Aksi takdirde, yani hakkında soruşturma veya kovuşturmanın devam etmesine rağmen yurt dışına çıkışına müsamaha gösterilen yabancının Türkiye’de yargılamasına devam edilmesi, abesle iştigal olur.

Bu durum, başka bir devlette hakkında soruşturma veya kovuşturma süreci devam eden bir vatandaş ile, Türkiye’de hakkında soruşturma veya kovuşturma süreci devam eden bir yabancının “takas” edilmek istenmesi halinde de söz konusudur.

Esasında, hakkındaki soruşturma ve kovuşturma devam ederken, bu soruşturma ve kovuşturma henüz nihai kararla sonuçlanmadan önce şüpheli veya sanığın idari kararla “takas”ına imkan tanıyan kanuni düzenlemenin, hukukla telifi kabil değildir.

Bu itibarla, aktüel bir konu olan malum “papaz”ın serbest bırakılmasının sağlanması ve “takas”ı yönündeki taleplerin hukukla telifi kabil değildir.

Ancak, Türkiye’de haklarında soruşturma veya kovuşturma süreci devam eden başka bazı yabancıların, bu soruşturma veya kovuşturmalar henüz nihai kararla sonuçlanmadan serbest bırakılması sağlanıp, yurt dışına çıkışına izin verildiğine tanık olduk.

Bu olaylar, her daim olduğu gibi, Türk yargısının “bağımsız”lığının sorgulanmasını mucip olmuştur.

Siyasetin yargıyı etkileme girişimleri, arzu edilmese bile, her zaman karşılaşılan bir durumdur. Ancak Türkiye bakımından her daim en önemli sorun, yargının kendisini siyasetin etkisine açık tutmasıdır.

Dikkat edilmelidir ki, yapmış bulunduğumuz bu açıklamalar, şüpheli ve sanıklarla ilgilidir.

Hükümlülerle ilgili olarak farklı bir yöntem izlenmesi gerekir.

Türkiye’de yargılanarak bir cezaya mahkum edilmiş olan yabancı hükümlü, milletlerarası sözleşmelerin ve 60706 sayılı Kanunun “hükümlülerin nakli”ne ilişkin hükümleri dışında da, cezasının infazı tamamlanmadan ve hatta infazına başlanmadan sınır dışı edilebilmelidir.

Bu yola, özelikle TÜRKİYE’NİN MİLLETLERARASI İLİŞKİLERİNİN GEREKLİ KILMASI HALİNDE  başvurulabilmelidir.

Bu yolla yabancı hükümlünün sınır dışı edilebilmesi için, belirli bir usul çerçevesinde idari kararın verilmesi yeterli olmalıdır.

Yabancı hükümlünün bu yolla sınır dışı edilebilmesi için karşılıklılık şartı aranmasına bile gerek olmayabilir.

Bu amaçla mevzuatımızda özel bir düzenleme yapılmasına gerek bulunmaktadır.

Ancak bu düzenlemenin yeri, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu değil, 5275 sayılı İnfaz Kanunu olmalıdır. 2937 sayılı Kanunun 26. maddesi düzenlemesi, bu ihtiyaca cevap verebilecek bir içeriğe sahip değildir.

Mevzuatımızda bu amaca hizmet edecek bir hükmün bulunmaması sebebiyle, geriye izlenebilecek bir “yol” kalmaktadır:

Cezasını çekmek üzere infaz kurumunda bulunan yabancı hükümlünün, Devletin uluslararası ilişkilerinin gerekli kıldığı durumlarda, görünüşte “firari” muamelesine tabi tutularak, infaz kurumundan çıkarılmasının ve yurt dışına çıkışının sağlanması (!?).


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER YAŞAM HABERLERİ