Kemal Can: Kaybetmeyen hep kazanır mı?

31 Mart yerel seçimler yaklaşırken, partilerin durumuyla ilgili değerlendirmeler de artıyor. AKP ile MHP yerel seçimlere de kimi kentlerde Cumhur İttifakı ile giriyor. Muhalefet cephesinde yine HDPsiz Millet İttifakı var.
Yapılan anket sonuçlarına göre, büyükşehirlerde yarış başa baş gidiyor ve AKP'nin kaybetme riski oldukça yüksek. 

Son günlerde yerel seçimlerden daha çok iktidarın gıda enflasyonuna karşı tanzim satış hamlesi tartışma konusu. 

Dünya gazetesi yazarı Kemal Can, bugünkü (16 Şubat tarihli) yazısına tanzim tartışmalarını hatırlatarak başlıyor. "İktidarları ayakta tutan tek dinamiğin sağlanan oy desteği olmadığını ama dünyadaki popülist dalgalarda olduğu gibi Türkiye örneğinde de önemini koruduğunu belirtmeye gerek yok" diyen Can, "Seçime en radikal eleştirileri yöneltenlerin bile “iktidarı meşrulaştırma” argümanını kullanmaya devam etmesi, en yüksek seçim yolsuzluğu iddialarının bile aslında her şeyin bambaşka olduğunu söylememesi de bu yüzden" ifadelerini kullanıyor. 


"İktidarın yerinden oynatılamaz bir güce sahip olduğu fikri ile, asla eskimeyen “bizden adam olmaz” inanışı arasında gezinen tepkiler, bir duygu ifadesinden çok bir durum tespiti gibi işlem görebiliyor. Aynı tabana, hiçbir şeyin farkında olmayan saflık-cahillik ile her şeyin farkında olan kötücül kurnazlık atfedilebiliyor, ikisi de aynı iştahla destek görebiliyor. Duygusal tepkiselliğin siyasi sonuç üretmeme olasılığından ve kızgınlığa gerekçe bulmanın bir anlama çabası olmadığından bahsetmeye kalkanlar, “duyar kasmakla” suçlanıyor. Oysa, neden-sonuç ilişkisi açısından bir meseleyi “anlama” faaliyeti, haklı görme (onları da anlamak lazım) anlamı içermiyor. Ama “niye öyle olduğunu bilme” derdi, olana kızma rehavetine pek iyi gelmiyor."

Kemal Can, yazsında, “Erdoğan’ın her durumda kazanması ve seçmen desteğini sürdürmesi bir zorunluluk mu?” tartışmasıyla ilgili ise şöyle diyor:

"Öncelikle, “daima kazanma” diye tarif edilen şeyin -“züğürt tesellisi” sayılamayacak bir yorumla- çok doğru bir adlandırma olmadığını söylemek lazım. Erdoğan’ın başkasının kazanmasını engelleyebilmesi ve kendisini kaybetmekten koruyabilmesi, “her durumda kazanmak” olarak isimlendirilebilir mi? Mevcut durumun sürdürülmesini -iktidarda kalabilmeyi- tarif için, kazanma yerine koruma kavramı çok daha uygun. Üstelik iktidar açısından -dramatik bir kopuş görülmüyor olsa bile- oy desteği dahil pek çok parametre açısından mevcut durumun ilerletilmesi bir yana tam anlamıyla korunduğu bile çok tartışmalı. Dolayısıyla, siyasi tabloları maç sonucu gibi okumayacaksak, bu kavram tercihi bir retorik lüzumsuzluk sayılamaz. Kazanacak başka bir seçeneğin karşısına çıkamıyor olması, devam etmenin her sefer bir yolunu bulmak, kimseyi “her zaman kazanan” yapmaz.

Kemal Can, yazısında son yerel seçimleri hatırlatıyor ve  "Beş yıl önceki yerel seçimde yüzde 46 oy alarak önemli büyükşehirleri tek başına almış iktidar partisinin ittifakla bile bunların ne kadarını koruyabileceği tartışılıyor. Nazlanarak girilen ittifakın şimdi daha genişlemesinin yolları aranıyor, hatta belediye meclisinde bile ortak liste ihtimali konuşuluyor. Genel seçim oranını tutturamamanın meşruiyet krizi yaratabileceği, rakiplerden çok stratejik ortak tarafından hatırlatılıyor. Her tür devlet zoru kullanımı, taşıma seçmen, yıldırma çabalarına rağmen, kayyımların karşısındaki siyasi direnç kırılamıyor. Kendi seçilmiş belediye başkanlarını görevden alarak yaratılmaya çalışılan “yenilenme” işinden bir fayda gelmemesi -açıklanamaz bir kara delik gibi kalması- yanında, yeni aday pişmanlıkları saklanamaz hale geliyor. Ekonomik göstergeler bütün “dengeleme” gayretlerine rağmen bir türlü hizaya girmiyor. Ucuz sebze kuyruklarından iktidar lehine yapılan “memnuniyet” konuşmaları bile, durumun rahatsızlık vericiliğinin gerilimini saklayamıyor (hatta fazlasıyla gösteriyor). Şimdilik kaybetmeyecek olsa da, buna “kazanan” tablosu demek zor" diyor. 




 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SİYASET HABERLERİ