Çocuklara 'erken ergenlik iğnesi' tedavisinde büyük artış

Türkiye'de giderek daha çok ebeveyn, çocukları erken ergenliğe girdiği gerekçesiyle soluğu doktor kapılarında alıyor.






Bu çocuklara ergenlik durdurucu iğne yapılıyor ya da ilaç tedavisi uygulanıyor. 

T24'te bu konuda bir yazı kaleme alan Şükrü Hatun, çok sayıda ailenin, özellikle büyük kentlerde, çocuk endokrinologlarının da katkıda bulunduğu bir süreçle, kızlarını erken tüylenme, adet görme ve erken meme gelişimi gerekçesiyle doktorlara götürdüğünü belirtiyor.

Uyarılara rağmen, erken ergenlik yakınmasının çocukların hekimlere götürülmesinde önemli bir yer tuttuğunu ifade eden Hatun, meselenin çok boyutlu maliyeti olduğunu dile getiriyor.

Çok sayıda çocuğa, gerek olmadığı halde ergenlik durdurucu iğne yapıldığına dikkat çeken Hatun, yazısını şöyle sürdürüyor:

"...ülkemizde satılan ilaçların ayrıntılı dökümünü alabildiğimiz Intercontinental Marketing Services Health” (IMS Health) veri tabanından elde edilen bilgilere göre,  ülkemizde satılan ergenlik durdurucu ilaç kutu sayısı  2014’den 2017’ ye 104.556 kutudan 152.938 kutuya çıkmış; yani yaklaşık % 50 bir artış söz konusu.

Bunların çok büyük çoğunluğunun çocuklarda kullanıldığını biliyoruz. Eğer bir salgınla karşı karşıya değilsek, hiçbir hastalığın sıklığında 3 yılda bu şekilde % 50 bir artış olması mümkün değildir; dolayısıyla bu artış tamamen, çok sayıda ailenin endişe ile çocuklarını hekimlere taşıması kadar ergenlikle ilgili normal sınırlardaki farklılıkların “ hastalık” olarak değerlendirilmesinden ve hala ergenlik durdurucu ilaçların boy üzerinde olumlu bir etkisi olabileceği beklentisinden kaynaklanmaktadır.

Kaba  bir hesapla ülkemizdeki erken ergenlik için kullanılan ilaç maliyetinin  30 milyon TL civarında olduğunu söyleyebiliriz ve buna tanı ve izlem maliyetleri eklendiğinde faturanın birkaç kat artacağını tahmin edebiliriz.  Kızların eski yıllara göre 5-10 kat daha sık hekime getirilmesinde nasıl kadınlar günü konuşmalarının etkisi varsa, hekimlerin tutumlarında da  ergenlik durdurucu ilaçları satanların etkisinin olabileceğini kabul etmemiz gerekiyor.

Ben bu etkinin  daha çok erken ergenlik konusunun sürekli gündemde tutulmasını sağlayan sosyal medya ( ve klasik medya) manipülasyonları ile yapıldığını, tavuktan plastiğe bir çok faktörün abartı ile ele alınmasının  ve erken ergenliğin “modern hayatın yeni bir sorunu” gibi sunulmasının masum olmadığını belirtmek istiyorum."

Çok sayıda araştırmanın, sekiz yaşından sonra kesin bir şekilde boy kazanımı gerekçesi ile tedavi başlamanın gereksiz olduğunu ortaya koyduğunu kaydeden Hatun, ebeveynlere ise şu uyarılarda bulunuyor:

"Ergenlik ile ergenlik öncesi dönem arasında kesin ve açık bir sınır çizmek mümkün değildir;   bunun nedeni ergenliğe girişin kademeli (derece derece) olması ve bireysel değişkenlik göstermesidir.

Erken ergenlik nedeniyle başvuran vakaların büyük kısmı normalin varyantı ya da yavaş ilerleyici erken ergenlik vakalarıdır. Bunların nihai boyları genel olarak olumsuz etkilenmemektedir. Yavaş ilerleyici erken ergenlik vakalarındaki mekanizma bilinmemektedir. Bunların ergenlik bulguları vardır ama hormonal sistemleri  aktive değildir.

Ne yazık ki bir çok ülkede tedavi  başlanan vakaların büyük kısmını ‘normal erken ergenlik’ vakaları oluşturmaktadır. Örneğin ABD’de ortalama tedavi başlama yaşı 9’dur ve vakaların % 11-15’inde tedavi 8 yaşından önce başlanmaktadır. Ülkemizde ortalama tedavi başlama yaşı bilinmemekle birlikte bu yaşlara yakın olduğu tahmin edilmektedir.

Genel olarak 8 yaşından sonra boy endişesi ile tedavi başlanması önerilmemektedir; çünkü bu yaştan sonra tedavi başlanan  vakalarda bir boy kazanımı olmamaktadır. Düşük doğum ağırlığı ile doğan ve erken ergenliği olan vakalarda hızlı ilerleme olabildiğinden bu vakaların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Nihai boyun etkilendiği vakalar 3-6 yaş arasındaki erken ergenlik vakalarıdır. Eski yıllardaki nihai boyun belirgin ölçüde olumsuz etkilendiğini (erkeklerde 20 cm, kızlarda 12 cm kısa olunması) gösteren seriler çok erken başlangıçlı vakaları içermektedir. Bu nedenle bu verilere bakarak boyla ilgili kötümser tablo çizmek doğru değildir."





 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER SAĞLIK HABERLERİ