Türkiye'nin kutlayamadığı gün: 3 Mayıs

Türkiye bir Dünya Basın Özgürlüğü Günü'ne daha karanlık bir tabloyla giriyor. Dünyada tutuklu gazeteci sayısı bakımından lider olan Türkiye, uluslararası örgütlerin basın özgürlüğü endekslerinde de gerileme kaydetti.
"Tutuklanmaktan korkmayın, tutuklanmamak için yapabileceğiniz bir şey yok. Çünkü cezaevine atılmanız, sizin suçlamaya değer bir şey yapmanızla alakalı değil." Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu'nun Türkiye'deki durumu anlatmak için kurduğu bu cümleler belki de Türkiye'de basın özgürlüğünün geldiği noktayı en iyi anlatan ifadeler.

Uluslararası basın örgütlerinin 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü öncesi art arda yayımladığı raporlar, Türkiye'de medya sektörünün içinde bulunduğu iç karartıcı durumu bir kez daha gözler önüne serdi.

Son bir hafta içinde kamuoyuna açıklanan raporlardan ilki, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütüne aitti. RSF'in Dünya Basın Özgürlüğü raporuna göre, endekste son 12 yılda 57 basamak gerileyen Türkiye, 180 ülke arasında 155'inci sıraya düştü.


Raporda, bu yıl dört basamak gerileyen Türkiye'de, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından bağımsız gazetecilere ve medyaya baskının daha önce hiç görülmemiş bir seviyeye çıktığına dikkat çekildi.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House'un "Basın Özgürlüğü 2017" raporu ise bu sene yedi basamak daha gerileyen Türkiye'yi 199 ülke içinde 163'üncü sırada konumlandırdı. Rapora göre, basın özgürlüğünün en fazla gerilediği ülkelerden biri de Türkiye oldu.

Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın (TGS) yaptığı son duyuruya göre, Türkiye'de 159 gazeteci ve medya çalışanı halen cezaevinde.

Uluslararası basın örgütleri ve birçok dünya liderinin tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için Türk hükümetine yaptığı çağrılara rağmen gözlemciler, Türkiye'de medyaya yönelik baskının referandum sonrası süreçte daha da artmasından endişe ediyor.

"Umut ışığı yok"

Sınır Tanımayan Gazeteciler'in Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, mevcut tablo ve gidişatın, geleceğe dönük "bir umut ışığı" görülmesini de olanaksız hale getirdiğini belirtti.

Uluslararası hak örgütlerinin yayımladığı raporlar için "Bunlar gelişigüzel uyarılar değil" tabirini kullanan Önderoğlu, "Bu uyarılar; Türkiye'de şeffaflık, hukuk devleti ve medya özgürlüğüne saygının hiçe sayılmasından kaynaklanıyor. Özellikle Kürt hareketiyle barış sürecinin sona erdirilmesi ve geçen yılki darbe girişiminin yol açtığı tahribatlarla birlikte, gazetecilik Türkiye'de istenmeyen bir meslek haline getirildi" dedi.

Yirmi yıldır tanık olmadığı düzeyde gazetecinin yurt dışında sürgünde yaşamaya itildiğini belirten Önderoğlu, Türkiye'deki medya mensuplarının da sistematik şekilde mahkemelerde yıpratıldığını söyleyerek, "Gerçekten Türkiye'de kriminalize edilmiş bir mesleği sürdürmeye çalışıyoruz" ifadesini kullandı.

"Türkiye'de antidemokratik icraatların benimsetilmesinde medyaya muazzam bir olanak tanınırken; şeffalık, AB ve demokratik dünyanın öne çıkarmak istediği değerler söz konusu olduğu zaman Türkiye'de medya çok boyutlu bir baskıya ugruyor" diyen Önderoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Terörle mücadele kanunu, bunun bir aracı. Devlet kurumlarına ve cumhurbaşkanına hakaret düzenlemeleri de bunun için paravan olarak kullanılıyor. Yani bunun araçları sınırsız Türkiye'de. Dolayısıyla Türkiye uluslararası insan hakları taahhütlerinden kurtulmaya çalışırken, ileri dönük bir umut ışığı görmek çok olanaklı değil."

Alternatif medya susturuluyor

Ana akım yayın organlarının özgürce hareket edemediği Türk basınında, son yıllarda alternatif haber sitelerinin önemi de giderek artıyor.

Ancak ana akım medyada yayımlanamayacak türden haberlerin alternatif gündem geliştirebileceği mecralar olarak ön plana çıkan bu siteler de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ya da diğer düzenleyici kurumlar aracılığıyla sansüre maruz kalıyor ve ivedilikle kapatılıyor.

Kapatılan bu sitelerden birçoğu yeni isimlerle yayın hayatına devam etmeye çalıştı. Bunlardan birçok kez kapatılan 'demokrasi.com' sitesi, şu an 'demokrasi20.com' adıyla yayın yaparken; benzer bir yönteme başvuran 'sendika.org', da defaatle kapatıldıktan sonra 'sendika39.com' adını aldı.

Yurttaş gazeteciliği yapan sosyal medya kullanıcıları ya da bloggerlar ise yayacakları haberler yüzünden hapis cezası alma tehlikesiyle karşı karşıya.

Türkiye'de 20 Temmuz 2016'daki OHAL ilanının ardından yayımlanan KHK'lar kapsamında, 130'dan fazlası darbe girişiminden sonraki ilk iki hafta içinde olmak üzere, 170'i aşkın medya kuruluşu kapatıldı.

"İbret olsun diye tutukluyorlar"

DW Türkçe'ye konuşan gazeteci Ertuğrul Mavioğlu, Türk basınında gelinen noktayı şöyle tanımladı:

"Artık iki şey mümkün: Yeni Türkiye'nin propogandasının yapılması, ekonominin ne kadar pembe olduğunun, insanların ne kadar mutlu bir hayat yaşadığının propagandasının yapılması ya da kapatılmayı göze almak, bunu da yapacak patron açıkçası kalmadı artık."

Mavioğlu, "Umutsuz bir durum varmış gibi dursa bile, diğer yandan elbette sözümüzü esirgemeyeceğiz. Elbette yazarken cümleleri doğru kurmak için bütün çabamızı, bütün varlığımızı ortaya koymaktan vazgeçmeyeceğiz" diyor.

"Hedef gösterip ötekileştiriyorlar"

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden geçtiği haberlerle tanınan ve Kasım 2016'da Siirt'te haber takibindeyken gözaltına alınan gazeteci Hatice Kamer de Türkiye'nin bu mesleği yapanlar için "koca bir hapishaneye" dönüştüğünü belirtti.

"Haber başındayken çok kolay gözaltına alınabilirsiniz. Artık gözaltına alınmak için sahada olmaya da gerek yok. Bir paylaşımınız bile sizin hakkınızda dava açılmasına gerekçe olabiliyor" diyen Kamer, birçok meslektaşının yaşadığı korkuyu şu ifadelerle dile getiriyor:

Gazeteciliğin Türkiye'de en riskli meslek gruplarından biri olduğunu belirten Kamer, "Bu işi yaparken tüm risklerini de göze alabilmek gerekiyor" dedi.

"Avrupa samimi mi?"

Gazetecilik kariyerine Almanya'da devam eden Hayko Bağdat, Türkiye eksenindeki basın özgürlüğü tartışmalarına farklı bir açıdan yaklaştı.

Avrupa'nın Türkiye'deki basın özgürlüğüne bakışını sorgulayan Bağdat, "Almanya'da basın özgürlüğü elbette çok daha iyi durumda. Fakat burayı yönetenler, bizlerin dönemediği Türkiye'ye, saraylara konuk olarak gidiyorlar. Mesela Merkel, Erdoğan'la son anlaşma yapacakları silah ticaretini, tank yapımı meselesini, Suriyeli mültecileri para vererek rehin tutmaya devam ediyor. Madem ki Türkiye'nin basın özgürlüğü demokratik ülkeler için çok önemli. Neden bu politikacılar, Deniz Yücel'i hapse tıkmış ve mahkemesi görülmeden 'ajan' demiş, 'terörist' demiş bir liderle bu kadar sıkı fıkı ilişkiler içinde? O zaman Avrupa'nın basın özgürlüğüne bakışının samimiyeti nerede?" dedi.

Bağdat, "Burada bir şey yazdığımızda başımız belaya girmiyor diye Avrupa'da basın özgür diyebilecek miyiz? Tartışılması gereken konular bunlar elbet" ifadesini kullandı.

"Mücadeleye devam"

DW Türkçe'ye konuşan gazeteci Banu Güven ise bu kadar çok sayıda medya mensubu cezaevindeyken ya da işsiz kalmışken "basın özgürlüğünden bashetmenin elbette zor olduğunu" belirtti ancak sosyal medyanın önemine vurgu yaptı.

üven, sosyal medyanın önemine de dikkat çekiyor. Gazeteci Güven, "Habercilik yapmaya devam etmek için hiç öyle lüks stüdyolara ihtiyaç yok. Bir akıllı telefon yeter. Sosyal medya bugün daha da büyük bir önemde. İşsiz kalan binlerce gazeteci, medya çalışanı var. Bu gazetecilerin bir kısmı da Habersizsiniz gibi tamamen özveriye dayalı, hiçbir destek olmadan yürüyen bir insiyatifi yaşatıyor" diyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER MEDYA HABERLERİ