Medya için bir umut kapısı

Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumunun (ICIJ) oluşumu bir umut kıvılcımı olabilir.
Ceren Sözeri/Evrensel

Adaletin bu mu medya?


Daha birkaç hafta önce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’ın sızdırılan ve halen kamuya açık olan maillerinden haber yaptığı için cezaevindeki gazetecilerin seslerini duyurmaya çalışıyorduk ki yeni bir sızıntı dalgası tüm dünyayı sarstı. Sızıntıdan kamu yararı çerçevesinde haber yapmanın suç olmadığı da bir kez daha kanıtladı. Zira Kraliçe Elizabeth ve Prens Charles’tan, Kanada’nın sempatik görünmek için çırpınan Başbakanı JustinTrudeau’nun kampanya finansörü Stephen Bronfman’a, Donald Trump’ın yakın çevresine, Shakira’ya, Bono’ya, Formula 1 Şampiyonu Lewis Hamilton’a, milyarder Dermot Desmond’a, Nike, Apple, Facebook gibi dünya devi şirketlere uzanan bir liste söz konusu. Bu önde gelen politikacılar, ünlüler şirketlerini “cennet” tabir edilen ülkelere taşıyarak vergi kaçırmaktalarmış. Paradise Papers adı verilen belgeler Appleby adlı uluslararası bir hukuk firmasından çalındı. Alman Süddeutsche Zeitung gazetesi tarafından elde edildi. Kontrat, bilanço, e-posta ve diğer dökümlerden oluşan yedi milyondan fazla belge Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) bünyesinde dünyanın her yerinden 380 gazeteci tarafından incelendi, kamu yararı filtresinden geçirilerek yayımlandı. İngiltere’de BBC, Kanada’da CBC gibi kamu yayıncılığı kuruluşları tarafından günbegün haberleştiriliyor. Listede TRT yok tabii ama Cumhuriyet gazetesinden Pelin Ünker var.

Bizdeki “ünlüler” takip etmiş olduğunuz üzere kabineden çıktı. Başbakan Binali Yıldırım’ın oğulları ile biri şu anda Enerji Bakanı olan Albayrak kardeşler. Berat Albayrak sızıntılara ilişkin yorum yapmıyor, önceden tecrübeliyiz, daha ziyade sızıntıdan haber yapan gazetecilerin davalarına “mağdur” sıfatıyla müdahil olmayı tercih ediyor. Binali Yıldırım ise sızıntılara içerlemiş göründü. Oğullarına devrettiği işin küresel yanına dem vurarak “Bunun gizli saklı bir tarafı da yok” dedi. Her yere “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” yazısı asan, Motorlu taşıtlar vergisine yapılan sonra biraz indirilen zammı silah alımı gerekliliği üzerinden savunan bir hükümetten bahsediyoruz. Vergi geçmişte medyayı susturmak için de kullanıldı. Doğan Grubunun Paradise Papers’tan hiç söz etmeyip yalnızca Binali Yıldırım’ın açıklamasını vermesi geçmişte yaptığı haberler nedeniyle karşı karşıya kaldığı devasa vergi cezalarından. Hükümet Taraf gazetesini kapatmadan önce eleştirel haberlerin cezasını da tarihte görülmediği üzere atık kağıt vergisinden çıkarmaya çalışmıştı. Anlaşılan vergiye atfedilen kutsallık muhalif sesleri susturmakta vuku buluyor, yandaşlar bildiğiniz üzere sık sık vergi indirimleriyle ödüllendiriliyor. 

Paradise Papers vasıtasıyla ortaya çıkan bir başka gerçek de Başbakan Yıldırım’ın oğullarının kendisinin sözünü pek dinlemediği. Zira Yıldırım “Devletle hiçbir zaman iş yapmayacaksınız. Yakınına bile yaklaşmayacaksınız” diye uyardığı halde oğulları devletten 6 milyon 980 bin dolarlık ihale almış.Yıldırım bunu bizim gibi Cumhuriyet gazetesinden öğrendiyse Pelin Ünker’e teşekkür etmeli.

Ya hakikati öğrenmek bir şeyi değiştirmiyorsa?

Şimdi gelelim esas sorumuza, Occupy Wall Street’in yaratıcılarından Micah White, The Guardian’da yorum köşesinde ‘Paradise Papers’ın ardından sokaklar neden protestolarla dolmadı?’ diye sordu geçtiğimiz hafta. White’a göre giderek büyüyen sınıfsal ayrım bunun başlıca sebebi; bizim sokaklarımız artık onların sokakları değil yani ayrı dünyalarda yaşıyoruz. Ayrıca protestolar (Bu Türkiye için geçerli değil tabii) en fazla bir iki kişinin istifasına yol açıyor, esas sorunu çözmüyor. Bununla birlikte Panama ve devamı niteliğindeki Paradise Papers gösterdi ki dünyanın her yerinde insanlar hükümetleri, kültürü, üniversiteleri kontrol eden küçük bir elit azınlık tarafından baskı altında tutuluyor. Daha da önemlisi diyor White, dünya, 200 bin zengin elitle kalan yedi milyar arasında bölünmüş durumda. Karşı karşıya olduğumuz bu eşitsizlik karşısında birlikte hareket etme fırsatı hâlâ var ve bu yeni bir devrimin habercisi olabilir. 

Öte yandan bu olan bitene sessiz kalanlar, hâlâ hükümetlere sadakatlerini bildirenler de var. “Hep cumhurbaşkanımızın, başbakanımızın ailesine, çocuklarına saldırıyorlar” diyen gazetecilikten nasibini almamış iktidar medyasından söz etmiyorum. Bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bir çağda içinde bulunduğumuz epistemolojik kriz asıl sorun olan. Geçtiğimiz günlerde NBC’nin yapmış olduğu bir anket Amerika’da Cumhuriyetçilere oy veren muhafazakar seçmenin yüzde 40’ının halen Obama’nın ABD’de doğduğuna inanmadığını gösterdi. Üstelik bu oran düşük politik bilinçte olanlarla politikayla ilgilenenler arasında çok fark etmiyor. Hillary Clinton’ın çok sayıda insanı öldürdüğüne, Trump’ın milyonlarca oyunun çalındığına, 4 Kasım’dan itibaren antifaşist hareketin beyazları tek tek öldürmeye başlayacağına inananların sayısı da hiç az değil. Seçimlere Rusya’nın sosyal medya üzerinden müdahalesi kanıtlandı. Robert Mueller şu sıralar Trump’ın ekibi ile Rusya’nın seçim dönemindeki iş birliğini araştırıyor. David Roberts, 2 Kasım’da Vox’ta ‘Ya Mueller iddiasını kanıtladığı halde hiçbir şey değişmezse?’ diye çok kritik bir soru sordu.

Sızıntılar aslında yukarıda bolca kulaklarını çınlattığımız ekonomik refahı elinde tutan, bizi baskı altında tutan, her attığımız adımı gözetleyen zengin elitlere karşı bir gerilla mücadelesi. Onların mahallerinde, sokaklarında dolaşıp, yüksek duvarlarına gedikler açmaya, içeride neler döndüğünü bizlere göstermeye çalışıyor. Peki alınan bunca riske, ortaya çıkan bunca rezilliğe rağmen ya hiçbir şey değişmezse? Ya hakikat artık eskisi kadar değerli değilse?

Bu durumun baş sorumlusu olarak hedefte sosyal medya var. Snowden sızıntısı vesilesiyle geçtiğimiz günlerde adını andığım eBay’in kurucusu Pierre Omidyar sosyal medyanın demokrasiye doğrudan tehdit oluşturan altı yöntemini sıraladı geçtiğimiz ay. Sosyal medya yankı odaları oluşturarak kutuplaştırmayı artırıyor, yanlış bilgiyi ve nefret söylemini yayıyor, maniple ediyor… Her biri tartışılması gereken, doğru analizler ancak Sarphan Uzunoğlu’nun P24’te Almanya seçimlerinde “Post-truth siyaset yapabilme rahatlığını AfD gibi aktörlere kim sağlıyor?” sorusunu tartıştığı yazısında dikkat çektiği üzere hakikatin değerini yitirişinde ana akım/merkez medyanın günahı çok. Uzunoğlu “Bu dalga büyüyerek devam edecek ve nihayetinde post-truth siyasetle/medyayla ve merkez siyasal/iletişimsel yapının yarattığı krizle eş zamanlı olarak hesaplaşmamız gerekecek” diyor. 

Bugüne dek hep “Kötülerinsin sen medya, iyileri öldüren medya” diye eleştirdik, Micah White’ın dikkat çektiği iyimser noktayı kaçırmayalım. Paradise Papers hakikatin yeniden değer kazanması için önemli bir dönüm noktası olabilir. Ona bu değeri kazandıracak olansa asıl işi bu olan gazeteciler.Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumunun (ICIJ) oluşumu, çalışma şekli, benimsediği ilkeler, etki alanı umutlanmak için hiç fena bir kıvılcım değil.

Micah White, “Whyaren’tthestreetsfull of protest abouttheParadisePapers?”, TheGuardian, 10 Kasım 2017 
https://www.theguardian.com/commentisfree/2017/nov/10/protest-paradise-papers-micah-white

David Roberts, “America is facing an epistemiccrisis: WhatifMuellerproves his caseand it doesn’tmatter?” 2 Kasım 2017
https://www.vox.com/policy-and-politics/2017/11/2/16588964/america-epistemic-crisis

Sarphan Uzunoğlu, “Almanya’dan post-truth siyasete ve medyanın geleceğine bakmak”, P24, 6 Kasım 2017
http://p24blog.org/yazarlar/2533/almanyadan-post-truth-siyasete-ve-medyanin-gelecegine-bakmak
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER MEDYA HABERLERİ