İkisi de cezaevindeki masumları unutmadı: Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak tahliye oldu

'Gülen Cemaati medya yapılanması' davasında Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak tahliye edilirken Fevzi Yazıcı, Yakup Şimşek ve Tuğrul Özşengül'ün tutukluluğuna devam kararı verildi.




Gülen Cemaatinin medya yapılanması’ iddiasına ilişkin davada karar çıktı. Davanın tutuksuz sanığı Mehmet Altan beraat etti. Tutuklu sanıklardan Nazlı Ilıcak, “örgüte yardım” suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezasına, Ahmet Altan ise “örgüte yardım” suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılarak her ikisinin de tahliyelerine karar verildi.


Aynı davada Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek ise “örgüt üyeliği” suçundan 10’ar yıl 5’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Fevzi Yazıcı, Yakup Şimşek ve Tuğrul Özşengül’ün tutukluluğunun devamına kararı verildi. Zaman gazetesi Reklam Müdürü Yakup Şimşek, “Üç günlük dünyada 3 yıl 3 ayım çalındı. Hür olabilmek için illa birilerinin damadı mı olmak lazım?” dedi.

YARGITAY BOZMUŞTU

Haklarında verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından bozulmasının ardından yapılan yeniden yargılamada, aralarında gazeteciler Ahmet Altan, Prof. Dr. Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Fevzi Yazıcı ve Zaman gazetesinin reklam müdürü Yakup Şimşek’in de olduğu kişilerin ikinci duruşması bugün (4 Kasım) yapıldı.

Davanın sonunda mahkeme heyeti delil yetersizliğinden Prof. Dr. Mehmet Altan’ın tahliyesine karar verdi. Ahmet Altan “örgüte üye olmamakla birlikte bilerek yardım” suçundan 10 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, suçun niteliği ve tutuklulukta geçirdiği süre gözetilerek adli kontrol şartı ile tahliyesine karar verildi. Nazlı Ilıcak “örgüte üye olmamakla birlikte bilerek yardım” suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı, suçun niteliği ve tutuklulukta geçirdiği süre gözetilerek adli kontrolle tahliyesine karar verildi.

BUGÜN NELER OLDU…

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan karar duruşmasına, tutuklu sanıklar Nazlı Ilıcak ve tutuksuz sanık Prof. Dr. Mehmet Altan katıldı. Sanıklar Ahmet Altan, Şükrü Tuğrul Özşengül, Yakup Şimşek ile Fevzi Yazıcı ise SEGBİS’le duruşmaya bağlandı.

Duruşmayı sanık yakınları ve medya kuruluşlarından P24, MLSA, RSF, T24 gibi kurumlar ve yurt dışından Article 19’dan Georgia, İsviçre Konsolos Yardımcısı Beat Schmid ile Britanya Barosu temsilcisi takip etti. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletveki Sezgin Tanrıkulu’nun kısa bir süre girdiği duruşmayı yazarlar Perihan Mağden, Şahin Alpay, Aydın Engin de takip etti.

Karar duruşmasında savcı mütalaasını tekrar etti. Savcı, Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan hakkında, “Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte “FETÖ/PDY” silahlı terör örgütüne bilerek isteyerek yardım etmek” suçundan üst sınırdan 5 yıldan 10 yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını, tutuksuz sanık Mehmet Altan hakkında ise beraat verilmesini talep etti. Diğer sanıklar Şükrü Tuğrul Özşengül, Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’ için ise “örgüt üyeliği” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapsi istedi.
 
NAZLI ILICAK: SANKİ ÜÇ YIL BOYUNCA YARGILANMAMIŞIZ

Esas hakkında savunma için ilk söz Nazlı Ilıcak’a verildi. Ilıcak, “Sanki üç yıl boyunca yargılanmamışız gibi ilk mütalaadaki iddialar tekrar edilmiş. Savcı, ‘Türkiye IŞİD’e yardım ediyor, Tayyip Erdoğan diktatör.’ dediğimi iddia ediyor. Bunları dediğimin bir belgesini ortaya koymuyor. Birbirini tanımayan insanlar darbenin medya kolu oldu. Zaman gazetesinde çalışanlar olmadı. Üyelikten yargılananlar tahliye oldu. Ama biz üç yıldır yatıyoruz. Ben cadı avı dediğim için ‘FETÖ’ye bilerek, isteyerek yardımdan yargılanıyorum. Örgütün amacı zor kullanarak iktidarı devirmek. Benim hiçbir yazımda böyle bir unsur bulunmuyor. Buna göre hareket ettiğimin tek kanıtı yok. Yargıtay bilerek isteyerek örgüte yardım etmediğime karar vermiştir. Mehmet Altan’la hakkımdaki iddialar birbiriyle örtüşmektedir. Yaptığımız program hakkında AYM darbe çağrısı olarak kabul edilemez hükmü verilmiş. Bu iddia esas hakkında mütalaadan çıkarılmalıdır.” diye konuştu.

Mahkeme Başkanı’nın savunmanın uzamasına ilişkin zaman zaman sözü kesilen Ilıcak sözlerini şöyle sürdürdü: “Özgür Bugün diye bir gazetede çalıştığım iddia edilmiş, öyle bir gazete yok. Bugün gazetesinde. Türkiye’de çok sayıda darbe oldu, ilk defa ‘darbenin medya kolu’ diye bir icat çıkarıldı. Birbirini tanımayan insanlar ‘darbenin medya kolu”nda yer aldı. Bir başka icat da ‘üye olmamakla birlikte bilerek yardım’ maddesinin gazetecilere uygulanmasıdır. Sırrı Süreyya Önder ve akademisyenler ‘propaganda’dan yargılandılar ve AYM ihlal kararı verdi. Mehmet Altan’la bana yöneltilen bazı iddialar örtüşmektedir. Onun için beraat talep edilirken, çıktığımız program benim için suçlama talebi yapılırsa eşitlik ilkesi zedelenmiş olur. Paylaştığımı söylenen tweetlerin içerikleri bana verilmedi. Fuat Avni dışında hiçbir hesabın Gülen’le bağlantısı tespit edilmedi. Hepsi hâlâ tweet atıyor. Suçsa neden onlar tutuklu değil, hâlâ tweet atıyorlar? Fuat Avni’den ise Sait Sefa suçlandı. Kendisini tanımam. 15 Temmuz’da gece yarısı darbe aleyhine attığım tweetler görmezden gelinmiş. (Tweetlerini okudu) AYM,yanlış bir çıkarım yaptı. Darbeyi kimin yaptığını sorguladığım için hak ihlali vermedi. Evet, FETÖ denildiğinde ilk etapta inanmadım. Ama kimin yaptığının tartışılmaması gerektiğini, kenetlenilmesi gerektiğini yazdım.”

Son olarak yasaları hatırlatan Nazlı Ilıcak, “Bilerek isteyerek bir yardım suçu işlemedim. Terör suçlaması olmadığını hatırlatmak isterim. İfade özgürlüğü hakkımı kullandım. Yaşımı ve yattığım süreyi göz önünde bulundurularak beraatimi talep ediyorum.” diyerek savunmasını tamamladı.

TUĞRUL ŞENGÖNÜL: MÜTALAA DEĞİL, İFTİRA!

Ilıcak’ın ardından duruşmaya SEGBİS ile bağlanarak katılan tutuklu sanıklardan Şükrü Tuğrul Özşengül savunmasını yaptı. Özşengül şunları söyledi:

“Hakkımızda yeterli delil olsaydı zorlama delillere ihtiyaç duyulmazdı. Hiçbir yazımda örgütü övücü, destekleyici, savunucu hiçbir söylemim olmamıştır. Bırakın bunları, sempatim bile olmamıştır. Kurumlarla bağım nedeniyle öğrencilerin suçlanmasını eleştirdim. Yanlışa yanlış demek FETÖ ile aynı safta olmak anlamına gelmez. Ben de bunu yaptım, vicdanımın sesini dinledim. Anayasa’nın bana tanıdığı fikir ve ifade özgürlüğümü kullandım. 28 gün hiçbir işlem yapılmadan nezarethanede kaldım. 28 gün sonunda çıkarıldığım hakimlikte 5 dakikada tutuklandım. Sanki savunmam hiç alınmamış gibi iddianameye bağlı kalınarak hakkımda hüküm kurulmuştur. Bir suçtan cezalandırılmanın temel koşulu, suçun kuşkuya yer bırakmayan kesin ve açık bir ispata dayanmasıdır. Dosyada makul şüphe bile oluşturmayacak konular, iftiraya dönüşmüştür.”

Mahkeme Başkanı, sağlık kurulunun, Özşengül’ün rahatsızlığının tutukluluğuna engel oluşturmayacağına dair raporunu okudu. Özşengül ise tahliye olmak gibi bir ısrarının olmadığını belirterek şunları söyledi:

Bir takım sözlerimin cımbızlanarak suçlama yapılmasının adı mütalaa değil, iftira olur. Bu iftirayı yapanların da benim verdiğim vergilerimle maaş alan memurlar olmasına üzülüyorum. Benim yazdığım yazılar, bugün gazetelerde yazılanların yanında leblebi çekirdek. İnsanlar neler yazıyor. Demek ki benim fiilim değil, ben cezalandırılıyorum. Kendimi medeni bir şekilde savunuyorum. Yolsuzluk, hırsızlık yapmadım. Tam tersine on binlerce insan yetiştirdim. Kimse beni ‘vatan haini’, ‘terörist’ olmakla suçlayamaz. Samanyolu TV’de program yaptım. Kimsenin cemaatinden değilim. Gocunacak bir tarafım yok. Sitemlerimin arkasında ‘teröristlik’ değil vatanperverlik var.”

YAKUP ŞİMŞEK: ZAMAN’DA ÇALIŞMAKTAN GURUR DUYUYORUM

Duruşma, verilen aranın ardından 13.15’te yeniden başladı. El konularak kapatılan Zaman gazetesi Reklam Müdürü Yakup Şimşek Silivri Cezaevi’nden SEGBİS’le duruşmaya bağlanarak savunmasını yaptı. Şimşek, “Evet Zaman’da çalıştım, bununla gurur duyuyorum.” dedi.

Beraatini talep eden Şimşek’in savunması ise şöyle:

“Hakkımda suçlamaya alet edilen beş sözde delil var. İlki Zaman gazetesinde çalışmış olmam. Ben Zaman’da çalıştım ve bundan gurur duyuyorum. Zaman gazetesinin hisseleri 17-25 Aralık’tan sonra alındı. Bu kişilerin değil tutuklanması, yargılanması bile söz konusu olmadı. İkinci delil Bank Asya’da hesap. Bank Asya’nın kuruluşunu, açılışını ben mi yaptım? Bunu devlet yaptı. Üçüncü delil HTS kayıtları. Örgüt üyesi olduğu söylenen 7 kişi ile telefon kaydım varmış. İnsanlarla telefonda konuşmak ne zamandan beri suç? O yedi kişi ne zaman örgüt üyesi ilan edilmiş? Eğer bu suçsa ben bu insanlarla yalnız telefonda değil, yüz yüze de görüştüm. Dördüncü delil sözde örgütsel doküman. Beni Trabzon’da babamın evinde gözaltına aldılar. Beş tane Said Nursi’nin kitabına da el koydular gözaltına alırken. Bana ait değiller, ama zaten halen satılan kitaplar bunlar. Bu kitaplar şu an odamda. Hapishane yönetiminin izniyle içeri aldım. Beşinci delil reklam filmi; taleplerimizi yerine getirip bir kere izleseydiniz, reklam filminde suç unsuru olacak bir şey olmadığını görecektiniz. O bebeğin 9 aylık değil, iki yaşında olduğunu görürdünüz. Örgüt suçlamasına karşı atfedilen paragraf beş satırdır. Bu çürük delilleri bir kez daha huzurunuzda reddediyorum.”

FEVZİ YAZICI: SUÇ UYDURULUYOR

Şimşek’in ardından Fevzi Yazıcı savunmasını yaptı. Yazıcı; “Şahsıma yöneltilen suçlamaların hepsi Zaman‘da çalıştığım dönemden. Bunların hiçbiri suç değil. İddianamede yer alan reklam konusuyla ilgili şunları söyleyeceğim: Reklamcı değilim. Ben sadece reklamın ön gösterimine davet edilmiştim. Suçsuzum. 3 yıl 3 ay süren mağduriyetimin beraatle sonuçlanmasını talep ediyorum.” diye konuştu.
 
AHMET ALTAN: SAVCI DARBECİLERLE EYLEM BİRLİĞİ İÇİNDEDİR

Yazıcı’nın ardından Ahmet Altan’ın savunmasına geçildi. Altan’ın savunması ise şöyle:

“Ben hayatımda ilk kez, bir savcının sanığa yönelttiği suçu bizzat kendisinin işlediğini itiraf ettiği bir mütalaa okudum. Savcı, benim 15 Temmuz’daki ‘darbenin gerçekleşeceğini beyan ettiğimi’ iddia ediyor. Bu yalan. Böyle bir beyanım yok ve bu dosyada böyle bir beyanda bulunduğumun bir belgesi de bulunmuyor. Savcıya göre, birisi darbenin olacağını biliyorsa mutlaka darbecilerle eylem birliği içindedir. Bu kadar net. Peki, sonra ne diyor? ‘Silahlı bir darbe gerçekleştirme ihtimalinin kuvvetle muhtemel olarak görüldüğü bir dönemde’ yazılmış yazılar. Demek 15 Temmuz’dan önce kuvvetli bir darbe ihtimali varmış. Ve savcı bu darbe ihtimalini görüyor ve biliyormuş. Savcı, bir darbe ihtimalini, darbecilerle eylem birliği olmadan bilmenin mümkün olamayacağını söylediğine göre sormak istiyorum: Bir darbe ihtimali olduğunu hangi darbecilerle eylem birliği yaparak öğrendiniz? Bir darbe ihtimali olduğunu bildiğiniz halde neden bir soruşturma başlatmadınız? Bu bilgiyi neden devletin diğer yetkilileriyle paylaşmadınız?

Ortada yüzlerce insanın hayatına mal olan çok ağır bir suç var. Ve biz belki de ilk kez bu darbenin devlet içinde birileri tarafından bilindiğini açıkça söyleyen bir itirafla karşı karşıyayız. Beni ipe sapa gelmez suçlamalarla yargılamadan önce devletin, bu suçu işlediğini itiraf eden savcıya ve onun işbirlikçilerine bu soruları sorması gerekir. Mütalaa, ‘terör örgütünün medya unsurlarından olan Taraf gazetesi’ diye başlıyor. Bir savcı bu cümleyi yazdıktan sonra bu iddianın kanıtını da yazmak zorunda. Yazmış mı? Tabii ki hayır. Bu söylediği gerçek değil, dolayısıyla bir kanıt da yok. Ama artık Türkiye’de iddialar da yargılamalar da kanıtsız yapıldığı için savcı aklına geleni rahatça söyleyebilir.

Balyoz darbesinin gerçek olduğuna ‘inandığımı’ söylediğim için darbe suçu işlediğimi ileri sürüyor savcı. Düpedüz bir şeye ‘inanmayı’ suç sayıyor. Bir şeye ‘inanmak’ diye bir suç var mı? Orta Çağ’da vardı, şimdi de Türkiye’de var anlaşılan. Meydanlarda yakılmamı, çarmıha gerilmemi, derimin yüzülmesini de talep edecek misiniz? Elbette Balyoz seminerinin kesinkes bir darbe hazırlığı olduğuna inanıyorum. Yargıtay başsavcısı da buna inanıyor, bunun için beraat kararının bozulmasını istedi.

AKP’nin eski başbakanı ve bakanları da buna inanıyor. Açıkça beyan ettiler. Onları da inançlarından dolayı yargılayacak mısınız? Bir darbe girişiminin, girişimden altı yıl önce yayımlanmış bir haber sayesinde gerçekleştiğini iddia eden aklın, mantıkla bir bağı da bulunmuyor zaten. Nurettin Veren adında biri benimle Fethullah Gülen arasındaki ilişkiyi Alaattin Kaya’nın sağladığını ve benim ‘sık sık’ Kaya ile görüştüğümü söylemiş. Bunu söyleyen adam mahkemeye gelmeye bile cesaret edemedi. Mahkemeye gelmeyen tanığın tanıklığı bizim yasalarımıza göre geçerli değil. Savcı bu yasayı bilmiyor mu? Yoksa yasalara aldırmıyor mu? Yasaları ciddiye alan bir tek ben miyim? HTS kayıtlarına göre ben 2010 yılında bir kere telefonda görüşmüşüm Alaattin Kaya ile. Sonuncusu 2012 yılında olmak üzere iki de mesaj atmış bana. Bu, ‘sık sık’ görüşme mi oluyor? Siz on yıl boyunca Alaattin Kaya ile konuşmuş olan herkesi yargılıyor musunuz? Yoksa onunla bir kere konuştuğum için bir tek ben mi yargılanıyorum? Söğüt isimli tanık Alaattin Kaya’nın 17-25 Aralık 2013’te bana belgeler getirdiğini söylüyor. Ben Taraf gazetesinden 2012 yılında ayrıldım. 2013 yılında Kaya bana nasıl belge getirebilir?

“BÖYLE BİR İKTİDARDAN KORKMAKTANSA ÖMRÜMÜ HAPİSTE TAMAMLAMAYI TERCİH EDERİM”

‘Mutlak korku’ başlıklı yazımda Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasaya uymadığını yazmışım. Yazdım, çünkü anayasaya uymuyordu. Uymadığını ‘fiili bir durum’ olduğunu söyleyerek kendisi de kabul etti. Yazdığım doğru. Doğruları yazdığım için mi yargılanıyorum? Büyük bir ihtimalle bunun için yargılanıyorum. Çünkü doğrulardan, gerçeklerden ödünüz patlıyor. Bu hukuki metin değil, bu hapse atılması için adı daha önceden “listeye yazılan” birini hapiste tutulabilmek için yazılmış acıklı bir kıvranma. Bu mütalaaya dayanarak hiç kimseyi hukuka uygun biçimde hapiste tutamazsınız. Bugüne kadar söylediğim her sözün ve yazının arkasındayım. Beni hapiste tutmak istiyorsanız istediğiniz kadar tutabilirsiniz, hapishane beni korkutmaz. Böyle bir iktidardan korkmaktansa ömrümü hapiste tamamlamayı tercih ederim. Bu iktidar bu gerekçelerle beni hapiste tuttuğu sürece beni hapiste tutanlar küçülür. Hukukun muhteşem bir gücü vardır ve kendisine tutunan güçlendirip büyütür. Ben hukuktan ve dürüstlükten ayrılmam, herkese aynısını tavsiye ederim.”

MEHMET ALTAN: HUKUK DEVLETİ GERİ GELDİĞİNDE…

Ahmet Altan’ın ardından savunmasını yapan Mehmet Altan ise, “Sadece bu süreçte kasıtlı bir şekilde bu zulmün parçası olan herkese sormak gerek: Bir gün yargılanırsanız aynı hukuksuzluğun ve uyguladığınız bu zulmün muhatabı olmak ister misiniz? Şunu da hatırlatmak isterim, iddianame savcısıyla ilgili sıraladığım bütün bu rezaletler belgelenmiş ve HSK’ya iletilmiştir. Şikayetlerimizin hepsi HSK önünde şimdilik uyusa da, hukuk devleti geri geldiğinde ülkenin düşünce insanlarına yönelik bu düşmanlık hukuk açısından gerektiği gibi değerlendirilecektir. Buna da eminim. Burada garipsediğim mahkeme savcısı Muhammed Ensar Bulutoğlu’nun her bir suçlaması yüksek yargı organları tarafından satır satır lime lime edilmiş, yok hükmündeki iddianame hezeyanlarını tekrarlamak yerine, neden Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin iddianame ve yargılama sürecine ait kararlarını öne çıkarmadığıdır. Genişçe söz etmediğidir. Bunu başarabilseydi yazdığı mütalaa daha normal, daha anlamlı ve tabii ki çok daha hukuksal olurdu. Bana tazminat ödenmiş olmasına rağmen hala mağduriyetlerim devam etmektedir. Halbuki bunun acilen giderilmesi hem anayasal bir zorunluluktur, hem de Yargıtay içtihadıdır. Bunlar çok açıkken benim bir de ‘katılan’ konusunda hatırlatma yapmak zorunda kalmam ayrı bir garipliktir. Yargıtayın bu çok önemli vurgusunun da unutulmamasını ve zapta geçirilmesini de talep ediyorum. Bu celse karar verilmemesi, bir şekilde duruşmanın ertelenmesi gibi bir durum olur ise benim beraatime her koşulda bu duruşmada karar verilmesi de gene taleplerim arasındadır. Son olarak yıllar önce ıskartaya çıkmış, üçte biri yok olmuş, tedavülden kalkmış ve ahlaksızca istismar edilmiş dolarım da dahil altı dolarımın, henüz alamadığım dijital malzemelerimin tarafıma verilmesiyle birlikte beraatime hükmeden Yargıtay kararına göre beraatime karar verilmesini de talep ediyorum.”

BİLİNÇALTI MESAJ DİYE BİR SUÇ YOK

Daha sonra söz alan Yakup Şimşek’in oğlu ve aynı zamanda avukatı olan Sinan Erkan Şimşek, Zaman gazetesi reklam filminin darbeyi çağrıştırdığı iddiasına cevap verdi.

Avukat Şimşek, “TCK’da ‘bilinçaltına mesaj verme’ gibi bir madde yok. Ayrıca bu reklam da bilirkişi incelemesine muhtaçtır. İspat yükümlülüğü savcıdan alınarak tarafımıza verilmiştir. Genç bir avukat olarak size karşı bu savunmayı yaparken hicap duruyorum.” dedi.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER MEDYA HABERLERİ