"Hepimizin ‘Şirin Baba’sı"

OHAL'in hızlı günlerinde, bir gece sabaha karşı, gazeteci Şirin Kabakçı'nın kapısına davetsiz misafirler dayanıverdi. İstanbul'dan bozkırın ortasına götürdüler yeniden. Netice-i kelam, Şirin Baba'nın Konya nöbeti devam ediyor.


Gazeteci Bahadır Polat, arkadaşı Gazeteci Şirin Kabakçı için bir yazı kalem aldı. Yazıda Kabakçı'yla ilgili hatıralara yer veren Polat, Kabakçı'nın ne kadar iyi bir insan olduğuna da vurgu yapıyor. 

Gazeteci Bahadır Polat'ın Kronos'ta yer alan yazısı şöyle:


Gazeteci Şirin Kabakçı'nın meslektaşı olan arkadaşı Bahadır Polat, Kabakçı için bir yazı kaleme aldı. 

Evet, hepimizin Şirin Babası’dır o. Gazetenin kendine özgü, en renkli kişiliklerindendir. Kalender sokaktaki o mütevazı binada da, sonraki görkemli plazamızda da, hali tavrı hiç değişmemiştir. Neredeyse 23 yıl geçmiş, hayatımıza neler girmiş, neler eksilmiş ama o, hep benim yıllar önce tanıdığım adamdır. Elbette Şirin Kabakçı’dan bahsediyorum. Son bir senedir, bozkırın koynunda çile dolduran o alabildiğine doğal, alabildiğine mütevazı ve alabildiğine kendi kalabilmiş adamdan…

Şirin Kabakçı, 90’lı yıllarda, gazetemiz Zaman daha tay tay durmaya çalışırken, kurumun yükünü taşıyan isimlerindendir. Sonraki nesiller görmedi ama 90’larda, o mütevazı gazetenin künyesinde, ‘yazı işleri müdür yardımcıları’ diye bir pozisyon bulunurdu. İsmini ilk orada görmüştüm. Yazı işleri müdür yardımcılarındandı gazetenin. Gerçi sonraki modernleşme evresinde ne yazı işleri müdürleri kaldı, ne de yardımcıları ama o yıllarda önemliydi o pozisyon. Toy bir gazeteciyken, işte o ‘yazı işleri’ masasında tanışmıştık. O karmaşık gazete tomarlarının arasında… Anadolu’dan gelmiş heyecanlı ve genç meslektaşlarına uzun uzun öğütler verirdi. Ben de heyecanla dinlerdim. Bütün ekip gibi idealist ve kararlıydı.



 GAZETENİN TEK KADIN YÖNETİCİSİ!

Şirin Kabakçı’nın gazetenin yazı işleri müdür yardımcısı olduğu döneme ilişkin anımı buraya bırakmadan olmaz. Gerçi bu, o dönemi yaşayan her arkadaşın ortak anısıdır. Hangi gazete ve hangi yazardı maalesef hatırlamıyorum ama bizim gazete hakkında ahkam kesenlerden biri, Şirin Kabakçı için, ‘Zaman’ın yönetimindeki tek kadın’ demişti. İsminden hareketle böyle bir çıkarım yapmış ve ‘zehir hafiye’ titizliğiyle, dindar gazetenin ‘tek kadın yöneticisini’ ortaya çıkarıvermişti! (O yıllarda gazetemiz, merkez medyanın ve tabi Cumhuriyet’in gündeminden hiç düşmezdi. Medya mahallesine iddialı giriş yapan ve yerleşik ezberleri bozan gazetemiz, haliyle popüler haber konusuydu)

Bu mesele uzun yıllar aramızda espri konusu olmaya devam etti. O dönem olmayan kadın yöneticilerimizse, daha sonraları sayıları az da olsa aramıza katıldı.



ÖNCE PLAZA SONRA KONYA

Şirin Kabakçı’nın en baskın hali nedir denilse, ilk aklıma gelen doğallığı ve o doğallığın içindeki samimiyeti olur. Başta da söylediğim gibi alabildiğine doğal ve kendi kalabilen bir karakterdir o. Hatta bu yönü başına epey iş açmıştır demek de sanırım yanlış olmaz. Şirin Kabakçı’yı, ortama uyum sağlama derdinde hiç görmedim ben. ‘Karşımdakinin pozisyonuna uygun davranayım, yoksa başıma iş gelir’ gibi bir takıntısına hiç rastlamadım. Düşündüğü gibi yaşar, içinden geldiği gibi konuşur. Bazen sözlerinin keskinliğinin farkına, kendi bile varamaz. Gazetedeki emektar döneminde, onu bozkırın vefasızlığına terk eden de, muhtemelen bu ‘kendi kalabilme’ halidir.

 Gazetemizin plaza günlerinde yurt ve İstanbul bölge haberleriyle meşgul olan Şirin Kabakçı, ‘bölge temsilciliği’ furyasından nasiplenen emektarlardan olmuştu. Onun bahtına Konya düştü. İlk başlarda onun gibi bir gönül adamına en uygun yer diye düşünmüştüm. Öyle ya, gazetenin mescidinde gürül gürül sesiyle hepimize namaz kıldıran, yeri gelen hutbe veren, Ramazan mukabelelerinin vazgeçilmez hafızı Şirin Baba için, Konya gibi ‘erenler diyarından’ daha uygun neresi olabilirdi ki! Bir tür şeb-i aruzdu bu aslında. Bir vuslat, sevgiliye kavuşma anı belki. Ya da ben kendimi böyle teselli etmiştim, onun adına…

Başlangıçta olmasa da, zamanla öyle de oldu. Konya’nın manevi iklimiyle kucaklaşması gecikmedi. Giderken sıkıntılı ve kaygılıydı ama ziyaretine gittiğimde, şehirdeki atmosfere uyum sağlamış bir Şirin Baba bulmuştum karşımda. Konya’nın insanını da, yemeklerini de sevmişti. Hayatı boyunca fiziksel görünümüne dikkat eden, kilo almayan Şirin Baba’yı ilk kez Konya’da bu kadar kilolu görmüştüm. Mutlu olmuştum elbette. Gazeteye kuruluşundan beri emek veren bu insanın, yeni görev yerinde, ‘kenara atılmışlık’ duygusundan az da olsa kurtulmuş olması içimi ferahlatmıştı.



Sonrası malum… Bozkırın vefası, mezara değil pazara kadarmış! Şirin Baba gazetenin kayyıma devredilmesinden sonra tekrar çok sevdiği İstanbul’a taşındı. Lakin İstanbul’da da fazla kalamadı. Gazeteye kayyım atanmasından sonra taşındığı memleketinde, kendi halinde emeklilik hayatı yaşamaya başladı. Lakin orada da rahat bırakmadılar onu. OHAL’in hızlı günlerinde, bir gece sabaha karşı, kapısına davetsiz misafirler dayanıverdi. Konya’da daha yiyecek ekmeği varmış ki, alıp götürdüler eski görev bölgesine.

Netice-i kelam, Şirin Baba’nın Konya nöbeti devam ediyor. Onun gibi bir gönül insanı için mekanların zorlukları olsa da, onu aşabilecek irade ve dirayete sahip olduğuna hiç şüphem yok.

Sevgili Şirin Baba, fotoğraf karesi bir eksik hala… Çok sevdiğin eşin Huriye ve üç muhteşem kızın hasretle yolunu bekliyor… Hepimiz bekliyoruz…


Kaynak: Kronos





 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER MEDYA HABERLERİ