İsmail S. Gülümser yazdı: Niyet-Söz-Eylem Bütünlüğü

Eklenme tarihi :
İsmail S. Gülümser yazdı: Niyet-Söz-Eylem Bütünlüğü
"Toplum önünde zahit ve abid görünen samimiyetten uzak olanların yaptıkları büyük hatalar insanları inandıkları değerlerden nefret edecek hale getirmektedir."

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

İnsanın niyet söz ve eylemlerinin bütünlük içinde olması önce kendisiyle barışık olması ve iç tutarlılığı açısından önemlidir. Bu tutarlılığa sahip olmayanlar sürekli çelişki içinde bir hayat yaşar, bulundukları ortama göre tavır ve davranışlarını değiştirir, kılıktan kılığa rolden role girerek zikzaklar çizip durmaktan kendilerini kurtaramazlar.
 

Bu zaafın yol açacağı sorunların öneminden dolayı bütün semavi dinler insanları yapmacık tavır ve davranışlardan uzaklaştırmak onları kimsenin görmediği yerde yapacakları hatalardan kurumak için bazı prensipler vaaz eder. Nefisleriyle baş başa kaldıklarında öz disiplinleriyle yanlıştan uzak kalmalarını sağlamak için öğüt ve nasihatler verilir, çözümler önerilir.
 
Bu tür değerlerden uzak olan; kalabalıklar önünde göstermelik rol yapan, iyi biriymiş gibi davranıp arkadan türlü entrikalar çeviren, nerde ne yapacağı belli olmayan insanlar bulundukları toplumda risk grubudur.

-Sorumluluk verilmişse onu kirli emelleri için kullanmaya kalkabilir.

-Çalışan ise üzerlerinde düşen görevi aksatarak tüm ekibinin emeğini boşa çıkarabilir.

-Esnaf ise kendinden güvenerek iş bekleyenleri aldatıp yarı yolda bırakabilir.

-Aile içinde güven kaybına yol açar, her an yuvayı yıkılacak hale getirebilir.

-Din görevlisi ise cemaatinin inançlarında sarsıntılar oluşturabilir.

-Öğretmen ise kendine emanet edilen çocuklara kötü örnek olur, iç dünyalarında tamiri zor yaralar açabilir...

 
Kazanç hırsı-beğenilme takdir görme hissi-öne çıkma şöhret olup kendini kabul ettirme duygusu-menfaat sağlama arzusu... ile yapılan bu yapmacık davranışlarla çevresini kandırmaya çalışanlar ahlaki ve etik ilkeleri yok sayıp her türlü yanlışa girebilirler. Toplum önünde zahit ve abid görünen samimiyetten uzak olanların yaptıkları büyük hatalar insanları inandıkları değerlerden nefret edecek hale getirmektedir.
 
İslam literatüründe düşünce söz ve davranışlar arasındaki tutarsızlıklar eylemlerin içten gelen samimi duygular yerine, gösteriş için yapılması “Riya” olarak tanımlanmıştır. Bediüzzaman riyanın inanç probleminden kaynaklandığını bazı insanların çevresini memnun edip dünyevi sonuç elde etmek için samimiyetten uzak tavırlar sergilediğini anlatır.
 
Çoğu zaman bencillikten ve öne çıkma arzusundan kaynaklanan yapmacık davranışlar;

-Batı toplumlarında herkesin üzerinde anlaştığı etik ilkelerle,

-Dindarlarda Allah’ın her yerde kendilerini gördüğü, ahret de hesaba çekilecekleri yönündeki sağlam bir inançla insanlar bu tür ikircikli tutumlardan uzaklaştırılabilir, başkasını kendine tercih etme gibi fazilet içeren duygular geliştirilerek hastalık tedavi edilebilir.
 
Yaptığımız işlerde asıl amacımızın ne olduğu içimizden ne tür hesaplar yaptığımızı, davranışlarımızın görünen yüzü ile arka planının ne olduğunu kimse bilmediğini düşünüp etrafımızı kandırmaya çalışabiliriz. Ancak içimizde taşıdığımız sırlara vakıf yüce yaratıcının bildiği hatırlanırsa belki daha tutarlı olabiliriz.
 
Sürekli tavır-söz-davranış bütünlüğü içinde olmaya çalışan ve çevresinde de bu tür faziletleri geliştirmek için çabalayan Fethullah Gülen hoca efendi bu hafta yayınlanan yazısında konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor. İnsanların bazen yalan beyanlarla toplumu kandırabileceği gibi, bazen de doğrudan yalan söylemese bile yapmacık tavır ve davranışlarla olduğundan farklı görünüp davranış yalanlarıyla kandırma yolunu seçebileceğini anlatıyor, tutarlı-davranış bütünlüğü içinde bir inançla yaşamanın yollarını tarif ediyor.
 
Biri kalabalık önünde sofu görünümünde olup yalnız kaldığında farklı bir yol izliyorsa kendisiyle çelişki içindedir sözleriyle olmasa bile davranışlarıyla yalan söylemektedir. Hoca efendi davranışlarıyla insanları kandırmaya çalışan bu insanların samimiyetten uzak tavırlarını “örtülü yalan” olarak tanımlamaktadır.
 
Belki insan her durumda iç dünyasındaki tutarlılığı korumakta zorlanabilir, insan olmanın gereği olarak zaman zaman yanlış davranışlar sergileyebilir. Önemli olan kendisini sürekli sorgulayıp hatasını fark ettiği anda yanlışta ısrardan vazgeçip geri dönmesini bilmektir.
 
Gerçekte kibar olmayan birinin bazı yerlerde kibarlık rolüne bürünmesi nasıl yadırganıyorsa aynen onun gibi hiç olmadığı şekilde görünmeye çalışanlar bugün olmasa bile yarın tutarsızlıklarıyla kendilerini ele verirler. Bu kaba birinin kendini kibar olmaya zorlamaması anlamına gelmez, yanlış davranışlar içinde olandan olumlu işlerden uzak kalmasını istemek yanlışta ısrarına hizmet eder. Doğru olanı göstermelik tavırlardan uzaklaştırmak için olumlu davranışları her ortamda sürdürmesini sağlama yönünde motive edip desteklemektir.
 
İnsanın üzücü bir olay karşısında içinden gelerek hüzünlenmesi, gözyaşlarına hâkim olamayıp ağlaması tabi kabul edilir birçok yerde takdir görecek bir davranıştır. Ancak içinden gelmediği halde ağlayıp oradakileri etkilemeye çalışan biri tavırlarıyla yalan söylemekte, insanları kandırmaktadır.
 
İnsan kalabalıklar önünde konuşurken sırf onları etkilemek amacıyla hissiyatını konuşturabilir, ses tonunun indirip yükselterek inanmadığı şeyleri anlatıp gerçekte olmadığından farklı görünerek kandırmaya çalışabilir. Aynı konuşma içinde ya da sonrasında aksi tavrı sergileyen birini gören insanlar ciddi bir hayal kırıklığı yaşar anlattığı değerlere olan inançları sarsılır.
 
Tabiatımızın gereği olarak insan kendilerine toz kondurmak istemez, başka birinin uyarılarını kabul etmek kolay değildir, eleştiriler tokat yemiş gibi bizi derinden sarsabilir. Böyle hallerde Bediüzzaman’ın “koynumda akrep olduğunu gösterene darılmak değil, memnun olmak gerekir” sözü rehberimiz olmalıdır. Çevremizden gelen eleştirilere savunma refleksi içinde tepki vermek yerine hakperestçe yaklaşmalı, gerçekten bir hatamız varsa düzeltmeli, sonra da yanlış anlaşıldığımız düşündüğümüz hususlara açıklık getirmeliyiz. 
 
Sözlerimizle düşüncelerimizin çelişmemesi bizim kendimize karşı saygımızı korumamız açısında da önemlidir. Eğer niyetlerimiz söz ve davranışlarımızla örtüşmüyorsa öz güvenimizi kaybeder tutarsızlıktan kendimizi kurtaramayız. 

-Ne ahlaki ne de etik değerler açısından yapmacık tavırları tasvip etmek mümkün değildir.

-Çevresini kandırmaya çalışanların ruh dünyası aynı şeyi söylemediği için samimiyetsizlik çok çabuk ortaya çıkar.

-İnsan hem olumlu iş yapmalı hem de kalabalıklar önünde sergilediği tutumla asıl amacını sürekli kontrol etmelidir.

-Eğer gün içindeki davranışlarda tutarsızlık görüyorsa faziletli biri haline gelmek içinizdeki çelişkiyi ortadan kaldırmak için yalnız olduğunda sürdüremediği gösterişe dönüşen tavırları düzeltmelidir.

-Bazen öne çıkmaktan vazgeçmek biraz geriye çekilip kendisiyle yüzleşmek, böylece sürekli iç dünyasında tutarlılığı korumaya çalışmak faydalı olabilir.
 

Hoca efendi vaaz ve sohbetleriyle yazdığı yazı ve şiirlerle kendi çevresindeki insanların sürekli faziletlerle donatılması için çabalamış bu emeği sayesinde olumlu davranış kazanan gönüllüler toplum içinde fark oluşturmuştur.
 
Bir diğer yanlışlık gösterişten uzak kalacağız derken insanların faydalı hizmetlerine engel olunmasıdır. Türk toplumuna yardımın gizli olması gerektiği telkin edilmiş gösterişten uzaklaştıracağız derken insanlar yıllarca hayır hasenattan ve olumlu hizmetlerden koparılmış sadece sadaka ve zekâtla yetinilmiştir. Halbuki ABD ve batı toplumlarında da insanlar hayırda yarışa teşvik edildiğinden birçok faaliyet gönüllü bağışlarla yürütülmektedir.
 
Ayrıca, Efendimiz(SAV) sahabeyi iyilikte yarıştırmak için din adına yaptıkları bağışları açıktan vermelerini istemiştir.  Bu örnekten hareketle hoca efendi de bizim toplumumuzun hiç alışık olmadığı bir yöntemle açık himmet toplantıları yaptırmış, varlıklı insanları hayırda yarışa teşvik ederek yapılacak hizmetlere kaynak oluşturmuştur. Böylece kendisi ömrünü insanlığa adadığı gibi çevresinde de tüm imkânlarını dünyanın geleceği adına kullanmaktan kaçınmayan özverili geniş bir topluluk oluşmuştur.
 
Hoca efendinin bu tesir gücünün arkasında yatan şey anlattıklarını önce kendisinin yaşamasıdır, yani samimiyetidir.  O tüm hayatını titizlik içinde sürdürmüş insanların hafızalarında yanlış bir kare oluşturmamak, daima huzurunda olduğuna inandığı ilahi güce mahcup olmamak için gayret göstermiştir.
 
Onu hiç görmediği halde yazı ve konuşmalarındaki samimiyetten etkilenen geniş toplum kesimleri faziletlerle bezenmiş hayatını önek alarak imkânlarını insanlık için harcamaktan kaçınmamıştır. Konunun uzmanlarının başarılı olamadığı birçok proje samimi duygularla dünyanın dört bir yanına dağılmış gencecik hizmet gönüllülerine verilen sorumlulukla başarılmıştır. Son dönemde yaşanan onca olumsuzluğa rağmen samimiyetini koruyanlar tüm dünyayı insani değerler etrafında yeniden toplamayı başaracaktır.
BENZER HABERLER
ANALİZ HABERLERİ