İsmail S. Gülümser yazdı: Düşünce ve davranış sağlığını koruma

Eklenme tarihi :
İsmail S. Gülümser yazdı: Düşünce ve davranış sağlığını koruma
Sosyal olayların çok hızlı değiştiği düşünce yapısı sağlam insanların bile ani değişimlere ayak uydurmakta zorlandığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle dönemlerde güncel olaylara takılmadan değişimlere adapte olmak toplum geneli açısından oldukça zordur


İsmail S. Gülümser / Aktif Haber

 

Bazı bölgelerde insanları inandıkları değerler üzerinden avlamak için tuzaklar kuran şebekeler kitleleri senaryolarla harekete geçirmek kendi planları doğrultusunda kullanmak istiyor, toplumsal değerleri şiddetle terörle kirletecek provokasyonlar kurguluyorlar. Kalabalıklar neyin gerçek neyin düzmece olduğunu anlamakta zorlanınca farklı gruplara bölünüp birbirine düşman haline geliyor. Onları insanlık dışı kavganın içine çekip yıllarca boğuşturanlar hiçbir şey olmamış gibi kenara çekilip seyrediyor ve olaylardan nemalanıyor.
 
40-50 yıllarda gönüllü alay komutanı olarak devlete hizmet etmiş Bediüzzaman’ın toplum üzerindeki etkisini kırmak isteyen art niyetli bir şebeke onun din adına yaptığı tüm çalışmaları karalayarak talebelerini tahrik edip onları da hataya zorladı. Mecliste ayakta alkışlarla karşılanan bir kahraman sonraları hapisten hapse sürgünden sürgüne gönderildi, en masum faaliyetleri din dışı gösterildi ve yıllarca toplumdan dışlandılar.  
 
Üstad tavır değişikliğine karşı talebelerinin düşünce-davranış bütünlüğü korumak yanlış ve tepkisel yaklaşımlardan onları uzaklaştırmak için hizmet prensipleri ortaya koydu. Talebelerinden;

-Hep müspet hareket etmelerini, merhamet duygusunu asla kaybetmemelerini

-Başkalarını tenkitle uğraşacaklarına sadece kendi hizmetlerine yoğunlaşmalarını,

-Şiddetle problem çözme içeren faaliyetlerden uzak durmalarını, en zor şartlarda bile ikna yolunu seçmelerini,

-Yapılan haksızlıklara aynıyla karşılık verme yerine kendilerini doğru ifade etmekle yetinmelerini, 

-Ayrıştırma amaçlı oyunlara alet olmamalarını, aksine dayanışmayı artırmak için çalışmalarını,

-Başkalarının beğenisini kazanma yerine ilahi gücün rızasını hedeflemelerini,

-Sadece kendilerini haklı görmekten vazgeçmelerini, her yaptıklarını sorgulamalarını,

-Meslek onuru deyip insanlarla ilişkiyi kesmemelerini, hizmet aşkı ile hırsı birbirinden ayırmalarını,

-Haset duygusu ile hareket etmemelerini, herkese karşı hakperestçe yaklaşmalarını,

-Kimseyi cehaletle küfürle itham etmemelerini, tenkitten özellikle tahkir edici sözlerden uzak durmalarını,

-Herkesle kardeşlik ilişkisi kurmaya açık olmalarını istedi.

 
O günkülerin farklı bir versiyonu günümüzde yaşanıyor, 17-25 Aralı 2013 ün yıldönümünü yaşadığımız şu günlerde, 7 yıl önce tüm kirli çamaşırları ortaya dökülen bir siyasi ekip suçu başkasının üzerine atıp kendini kurtarmak amacıyla ülkede provakatif eylemler başlatıyor. Kurulan dikta rejimiyle yapılan baskılara saklama gayretlerine rağmen azıcık gayretle ulaşılan bilgilere baktığınızda, 15 Temmuz öncesi ve sonrasında yaşananlar tam yukarıdaki tanıma uyuyor. İnsani faaliyetleriyle tüm dünyaya masumiyetini kanıtlamış hizmet gönüllülerini suç işlemiş gibi göstermek için yaptıkları hileler her geçen gün biraz daha net ortaya çıkıyor.
 
Önce basın önünde haşhaşı gibi türlü hakaretlerle karalayıp, tahrik ediyor masum bir topluluğu bugüne kadarki insani çizgisinden koparmaya onları tepkisel bir davranışa itmeye çalışıyorlar. Tahriklerin yetmediğini görünce çıtayı yükseltiyor, kanun ve hukuk normlarını bir kenara bırakıp, eğitim ve sosyal amaçlı faaliyet yapan kurumların kimini polis baskınlarıyla taciz ediyor, kimini kapatıp el koyuyor, yönetici konumunda olanları devlettekiler dâhil hiçbir delil gösterme gereği duymadan tutuklamaya onları çaresizlik içinde bırakıp davranış çizgilerinden sapmaya zorluyorlar.
 
Kurulan kirli tezgâhla, gönüllüler zor anlar yaşıyor ama onlar düşünce davranış bütünlüğü koruyarak oyunu boşa çıkarıyorlar. 2016 ya kadar 3 yıldan fazla süre içinde hakaretler-baskınlar-kişisel mülklere el koymalar-işten atmalar-tutuklamalarla bunalttığı gönüllüleri hataya sevk edemeyince bu kez istihbarat servislerini devreye sokup türlü vaatlerle kandırdıkları ordu komutanlarıyla askeri personele tuzak kuruyorlar.
 
Birlikte bir darbe senaryosu hazırlayıp, komutanlarının emriyle bir grup askeri öğrenciyi sokağa çıkarıyor, olaydan saatler önce yığdıkları kalabalıkları önüne yem olarak atıyorlar. Bazı yerlerde keskin nişancıların kalabalıklara ateş etmesi, bazı yerlerde özel emirle gencecik masum askerlerin öldürülmesi ile senaryolarına gerçek görüntüsü veriyorlar. Ardından başarısız olmaya göre planladıkları darbeyi bastıran komutan rolüne soyunup yönetimi tek başına ele geçiriyor ve 2 yıl OHAL dönemi ve sonrasında bütün devlet kadrolarını ve hukuk sistemini dağıtıyor, ileride suçlanabilecekleri tüm engellerden kurtulmaya çalışıyorlar.
 
İlgili ilgisiz yüz binlerce masum insanı bir şekilde darbeyle ilişkilendirip önemli bir bölümünü delil gösterme gereği duymadan tutukluyor, işkence ile olmadık iftira metinleri imzalamaya zorluyorlar. Elde ettikleri güçle her alanda kendilerini bütün suçlardan temizleyecek düzenlemeler yaptıkları halde içlerindeki kuşkuyu atamıyor sürekli yeni hedeflere saldırıp cezadan korunmanın yollarını arıyorlar.
 
Tüm haklarını aldıkları masum insanları tahrik edip hataya zorladılar ancak bir türlü hedeflerini ulaşamadılar. Hapiste olanlar; işkencelere, tedavi engellemelerine, ölümlere, çıplak aramalara, müebbet hapis cezalarına katlanıyorlar. Dışarıdakiler soykırıma muhataplar; çalışma imkânları ellerinden alınıyor, başka yerde çalışmaları, sağlık hizmetlerine insani hizmetlere erişimleri engelleniyor, mülkiyet hakları gasp ediliyor, emeklilik dâhil tüm sosyal hakları ellerinden alınıyor, tutuklamalar ailenin diğer üyelerine doğru yayılıyor. Hepsine katlanıp bazıları dar imkânlarla ülke içinde hayatını devam ettirirken bazıları ölümü göze alıp kaçak yollarla yurt dışına çıkarak kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışıyorlar.   
 
İmkânsızlıklar içinde yaşanan olumsuzluklara katlanan ve duygu düşünce sağlığını korumaya prensiplerinden taviz vermemeye çalışan gönüllüler bu özelliklerinden dolayı gittikleri yerlerde insanca muamele görüyorlar. Devlet imkânlarını kullanan kirli bir şebekenin yaptığı karalama kampanyalarından, parasal ilişkilerle kandırdıkları bazı zayıf ülke yöneticileri etkilense de gelişmiş ülke yöneticilerini ikna edemiyorlar.
 
Bediüzzaman’ın yaptığı gibi Fethullah Gülen hoca efendi de yüzlerce insanın ölümü yüz bini aşkının tutuklanmasına işten atılmasına yol açan kirli senaryoya alet olmadı, gönüllüleri mümkün olduğunca prensiplerini çiğneyecek davranışlardan istem dışı tepkilerden uzak tuttu. Tavır ve düşünce istikametini korumanın arka planı bu hafta yayınlanan yazısında ele alınıyor.
 
Bir yandan kendi değerlerini koruyarak geçmişte karşılaşılmamış güncel sorunların çözümü için çareler geliştirmenin, bir yandan da değer yargılarıyla oynayarak onları tepkisel davranışlara itmek isteyenlerin planlarını bozmanın yolu, yaşananlar karşısında istikameti koruyarak yeni fikirler üretmekten geçiyor.
 
Elimizde tüm zamanları kucaklayacağına inandığımız dünya genelinde kabul görecek harikulade değerler manzumesi var. Bugün karşılaştıklarımızı ilk defa ortaya çıkan olaylar gibi görüp kendimize göre keyfi yorumlara girmektense, efendimizin(SAV) hayatında uyguladığı birçok stratejiden irşat ve tebliği usulünden, yönetim anlayışından günümüze uygun yeni çareler üretmek mümkün. Geçmişte farklı versiyonları ile yaşanmış olaylar arasında ilişki kurup temel prensiplere uygun düşecek şekilde yeni yorumlarla daha doğru tavır geliştirmek gerekiyor.
 
Hoca efendi sünnetin temel felsefesinin iyi kavranılması gerektiği dinin açık bıraktığı uçlardan hareketle karşılaşılan problemlere şartlara uygun çözümler üretme ihtiyacın doğduğunu anlatıyor. Asrısaadetteki hayatın hiç değiştirmeden günümüze aktarmanın, aynen uygulamaya çalışmanın yeni çatışmalara sebep olabileceği için dinin ruhuna uygun olmadığını ifade ediyor. 
 
Ancak, geçmişten gelen değerlerin ve temel prensiplerin bugüne göre yorumlanması çok kolay değil, olayların çok karmaşık hale geldiği günümüzde en birikimli insanların bile iyi bildiği konularda her şeyden haberdar olması mümkün gözükmüyor. Kendine güvenen birçok ilim adamı yaptığı hatalı yorumlarla çevresindekileri yanlışa sevk etmekten kurtulamıyor.
 
Bazı hadiselerde format değişikliğine bazılarının yeniden ele alınmasına ihtiyaç olmakla birlikte, kişisel insiyatif kullanan maceraperestlerin aceleyle verdikleri dar görüşlü kararlar altından kalkılamayacak yeni problemlere yol açabilir. Aciz kaldığımız yerde dinin temel prensiplerini keyfimize göre yorumlayıp kolay yoldan sonuca gitmeye çalışmak, moderniteye uyacağız diyerek sahip olduğumuz değerlerden kopmak, çözüm derken geçmiş günümüz arasındaki farkları dikkate almadan dinin temel prensiplerini tahrif etmekle olumlu sonuç geliştirilemez.
 
Güncel şartların sağladığı rehavetten dolay insanlığın yeniden iyilik ve güzelliklerle buluşması imkânsız gibi görenler dini temel prensiplerini çiğnemek için türlü mazeretler arıyorlar. Onların geçmişte kaldığını düşünüp küçümseyen, Efendimize(SAV) postacı, Kuran’a 14 asır öncesinin hükümleri tarihte kalmış bir metin gözüyle bakanlar, terk etmekte zorlandıkları zaaflarına-alışkanlıklarına-lüks ve fantezilerine dinde yer arayanlar dinin ruhuna aykırı değerlendirmeler yapıyor. Bazıları bugünkü sorunların çözümünde makul gibi görünen yoruma açık kendi fikir kırıntıları ile dini tahriften kendilerini kurtaramıyor.
 
Bu yaklaşım Allah’a ve onun yardımına inançla ilgili problemlerden kaynaklanıyor, problemleri sadece kendi çabasıyla çözeceğini zannedenler ümitsizlikten içinde olaylara baktığından sağlıklı tavır geliştiremiyor. İnsana düşen iyiliklerin gelişmesi için elinden gelen gayreti göstermek sonucu ise ilahi güçten beklemektir. Efendimiz(SAV) ümitsizliğe kapılmadan her türlü zorluğa göğüs germiş vahşet ve zulüm içindeki bir topluluktan dünyaya örnek olacak bir grup çıkarmayı başarmıştır. Bizler de sorumluluklarımızı yerine getirirsek hem toplumsal kabul şansımızı artırır hem ilahi gücün desteğini arkamıza alabiliriz. Kâinatta baş döndürücü gücüne şahit olduğumuz zat biz layık olursak az çalışmalarımızı bereketlendirir, yetersiz kaldığımız yerde yardımımıza yetişir.
 
İnandığımız değerleri yorumlarken geçmişte güvendiğimiz insanların bakış açıları önemli ipuçları içermektedir. Bakış açısı hatalarını en aza indirmenin yolu hem geçmişi hem de günümüz şartlarını nefsi istek ve arzularını araya katmadan iyi analiz edecek birikimi yeterli ekiplerle bu kararların verilmesinden geçiyor.

-Olaylara daha geniş açıdan bakabilmek,

-Bilmediğimiz alanlarda bilenlerden yardım almak,

-Nefsi bazı heveslerden kurtulmak,

-Olaylara dinin temel mantıkiliğine uygun yaklaşım geliştirmek,

-Makul zannettiğimiz çözümlerin dinin reddettiği yollar olmasından sakınmak için ortak aklı devreye sokmak şart.

 
Efendimiz(SAV) başkalarına danışanların mahcup olacak davranışlardan uzak kalacağını anlatıyor. Tek başına verebileceğimiz kararlarda bile güvendiğimiz insanlara danışmalı, istikamet üzere bir araya gelmiş ortak akıl gruplarının süzgecinden geçirmeliyiz ki hem daha geniş kesimlerin desteğini arkamıza alalım hem de daha sağlıklı davranışlar geliştirelim.
 
Özellikle toplumların önünde görünenlerin hataları çabuk yayılır, herkes bulunduğu yeri iyi düşünmeli, konumuna uygun olmayan davranışlardan küçük gibi görünen kusurlardan yanlış yaklaşımlardan uzak kalmalı, hata yapmamak için en zor şartlarda bile titizliğini korumalı, dinde gedikler açacak hatalı yorumlara girmemeli, böylece düşünce ve tavırlarında istikamet korunmalıdır.
 
 
BENZER HABERLER
ANALİZ HABERLERİ