Buket Erdoğan babasının ardından yaşadıklarını anlattı!

Hasta yatağında hayatını kaybeden Yargıtay Üyesi Mustafa Erdoğan'ın hukukçu kızı Buket Erdoğan: “Babamın adil yargılanma hakkını elinden alanları bir gün ben yargılayacağım.”
Buket Erdoğan; 20 yaşında bir hukuk öğrencisi. Hizmet Hareketi operasyonları kapsamında 6 aydır Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nin tutuklu koğuşunda yatan babası Mustafa Erdoğan’ı kaybetti. Beş aylık firari geçen sürenin ardından 20 Aralık’ta beyin ameliyata olmak üzere yattığı hastanede yakalanmıştı Hâkim Erdoğan. Zor bir ameliyattı; felç oldu. 10 gün yoğun bakımda yattıktan sonra 30 Aralık’ta normal odaya çıkarıldı. 1 Şubat’ta Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadesi alındı, tutuksuz yargılanmasına karar verildi.



Derken, savcı Sinan Tür, karara itiraz etti. Tür’ün itirazını hâkim olan eşi Gülpınar Tür kabul etti ve Erdoğan, 3’üncü Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 3 Şubat’ta tutuklandı. 6 ay boyunca yatağa bağımlı bir şekilde tutuklu koğuşu olan 802 numaralı odada tutulan Erdoğan, 12 Ağustos’ta yoğun bakıma alındı ve bilinci kapandı. Bunun üzerine 18 Ağustos’ta tahliye edilen Erdoğan, 4 gün sonra hayatını kaydetti. Bilinci kapanana kadar tahliye edilmeyen Erdoğan’ın kızı Buket Erdoğan, Körfez gazetesine konuştu. Babasının hastalığı, tutukluluk sürecini ve 802 numaralı odanın kapısının ardında geçen 6 ayı anlattı: “Adaletsizliğin demir kapısı”.


 

Antalya Körfez Gazetesi’nden Müzeyyen Yüce’nin söyleşisi:


Öncelikle başınız sağ olsun. Zor bir dönem yaşıyorsun; babanı yeni defnettiniz, ne hissediyorsun?

Yalnız olduğumuzu… Bu duyguyu babam hakkında çıkan gözaltı kararından ölümüne kadar olan sürede hep hissettim. Tüm kapılar yüzüme kapandı.

Gözaltı kararı ne zaman çıktı, nasıl öğrendin?

15 Temmuz sonrası Ankara’daki evimizdeydik annem ve kardeşlerimle birlikte. Birden kapı çaldı ve polisler geldi. Babam hakkında gözaltı kararı olduğunu, evi aramaları gerektiğini söylediler. Hatta o kadar trajikomik bir olaydı ki; benim ders amaçlı kullandığım Fransızca sözlüğümü bile Türkçe olmadığı için Google’dan aratıp delil olabilir diye incelediler.

O an ne hissettin peki?

Bir sabah uyanıyorsunuz; tüm televizyonlar sizin suçlu olduğunuzu iddia ediyor. Birden evinizi polisler basıyor ve o andan itibaren hayatınız alt üst oluyor. Sözleriniz değersizleşiyor, aileniz yıkılıyor, daha kötüsü de ‘suçunuz ispatlanmadan’ herkes sizi suçlu olarak görüyor.

Peki, baban yakalama kararı çıktıktan sonra 5 ay firariydi.  Neden teslim olmadı?

O dönemde hâkim ve savcıların evleri basılıyor, sorgusuz sualsiz tutuklanıyorlardı. Babamın da o süreçte baş ağrıları yoğunlaşmıştı. Beyninde tümör vardı ve 3’üncü evredeydi. Ameliyat olması gerekiyordu. Eğer teslim olursa bu imkânı olmayacaktı diye düşündü sanırım. İyileştiğinde kendisi gidecekti. Sonrasında Antalya’da ameliyat olduğu hastanede yakaladılar babamı.

Ne zaman ameliyat oldu? Süreç nasıl ilerledi?

Babam, 20 Aralık sabahı beyin ameliyatı oldu. Ameliyattan çıktıktan sonra hemen yoğun bakıma alındı. Zor bir ameliyat olduğu için doktor bizimle açık konuştu: ‘Kaybedebiliriz, konuşamayabilir veya felç kalabilir’ dedi. Babamın felç olduğunu öğrendiğimde ‘yaşadığı’ için şükrettim. Biz bunları yaşarken birden polisler geldi. Babam 10 gün yoğum bakımda kaldı ve polisler yoğun bakımın kapısında 10 gün bekledi. Onlar babamı buradan nasıl götüreceklerini düşünürken, ben ‘yaşayacak mı’ diye düşünüyordum.

Yoğun bakımdan çıktıktan sonra ne oldu? Babanı görebildin mi?

Babamı yoğun bakımdan çıktıktan sonra görebildim. Zaten en son da o zaman konuşabildim. Doktor ‘sizi tanıyıp tanımadığını sorun’ demişti. Beni tanıyıp tanımadığını sordum, tanıdı. ‘Elimi sıkabilir misin?’ dedim, ‘sıkarım’ dedi; ancak sıkamadı. O an anladım felç olduğunu. Ama morali yerindeydi, bana şaka bile yapmıştı. Ankara’da okuduğum için sınava gideceğimi söyledim. ‘Ne sınavı?’ diye sordu. ‘Genel Devlet Teorisi’ dedim. ‘Devlet mi kaldı ki; sen teorisine çalışıyorsun’ diye takıldı bana. Çok sonra anladığım aslında babamın o an yapabileceği tek yakınma olduğunu.

En son yoğun bakımdan çıktıktan sonra konuşabildiğini söyledin. Ondan sonra babanı bir daha göremedin mi? Hayır… Babamı, sağlık sorunları nedeniyle tutuklamazlar diye düşünerek sınava gittim. Sonra öğrendim ki tutuklamışlar ve 802 numaralı tutuklu koğuşuna koymuşlar babamı. Bilseydim; asla yanından ayrılmazdım.

Babanı görmek için savcılığa başvurdun mu?

Tabii ki… Babamı görebilmek için tek şansım refakatçisi olmaktı. Kızı olduğum için böyle bir hakkım vardı. Savcılığa dilekçe verdim; ama beni dinlemediği gibi başvurumu reddetti. Refakatçi listesi doluymuş. Üstüne üstlük onu rahatsız ettiğimi söyleyip beni adliyeden attırdı savcı. Oysa sadece babamı görmek istemiştim. Ben 6 ay babamı hiç göremedim. Ta ki bilincini kaybettiği için yoğun bakımda tahliye edilene kadar.

Yani 6 ay babanı hiç göremedin ve konuşamadın…

Evet. En son yoğun bakıma alındı ve tahliye edildi. O zaman görebildim. Onda da bilinci kapalı bir şekilde yatıyordu. Babama veda edemedim ben. Ona onu ne kadar çok sevdiğimi söylememe izin vermediler. Son bir senede babamdan bana kalan tek şey, hareket kabiliyetini kaybetmeden önce yazdığı, ‘Şekerparem umudunu asla kaybetme’ notuydu. Ben de öyle yapıyorum.



802 numaralı oda senin için ne ifade ediyor?

Ağız dolusu ‘beklemek’. Eğer bir şeyin sonucunun ne olacağını bilirseniz, ona göre plan yaparsınız. Ama ben babamı o penceresi dahi olmayan odanın kapısının önünde 6 ay bekledim. Çok zordu; 802 ne olacağını bilmeden beklemek benim için. Adaletsizliğin demir kapısı.

Babanın mezun olduğu üniversitede hukuk okuyorsun; nasıl bir duygu?  

Bu sene 3’üncü sınıfa geçiyorum. Babamın okuduğu sıralarda, koridorlarda bu kez benim adalet arayışım yükseliyor. Onunla aynı üniversite okuduğum için çok mutluyum aslında.

Babanın suçlu olduğunu hiç düşündün mü?

Düşünmedim. Babasının suçlu olduğunu kim düşünür ki. Onun yaptıkları ile büyüdüm ben. Onun hukuksal mücadelelerine şahit oldum. Şimdi biri çıkmış ‘baban suçlu’ diyor; hani kanıtı, nerede? Yargılanmış mı, hükmü kesinleşmiş mi? Ya, daha iddianamesi bile hazır değildi benim babamın. Suçlu da olabilirdi. Yargılansaydı, kendini savunma hakkı tanınsaydı. Ama hiç biri yapılmadan ceza verdiler. Masumiyet karinesini ihlal ettiler, benim babamla geçirebileceğim günlerimi çaldılar. Babamın hasta yatağında elini tutup güç verme imkânımı aldılar. Benden babamı çaldılar.



Elinde bir defter var; sanırım babanla ilgili önemli bilgileri oraya not alıyorsun.

Evet, babamın hastaneye kaldırıldığı günden, refakatçi talebimi reddeden savcıya kadar her şeyi not ettim.

Neden?

Unutmamak için. Bir gün babamın yasal haklarını elinden alan, adaleti hiçe sayan bu kişileri ben yargılayacağım.”

. . .

Hocalarım bile selamı kesti




Yargıtay Hakimi Mustafa Erdoğan’ın kendisi gibi hukukçu olarak yetiştirdiği, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi kızı Buket Erdoğan babasının ölümüne neden olan hukuksuzları ve acıları Gri Hat’a da anlatmıştı. Babasının doğru bildiğini savunmaktan çekinmediği için ona bedel ödetildiğini savunan Erdoğan “Babam güçlü olanın değil haklı olanın sözü geçmeli derdi. Bu yüzden Yargıtay yasasını eleştirdi. Onlar da bak sen bizim gücümüzü ciddiye almazsan böyle olur dediler. Onu en temel haklarından mahrum ettiler canına mal oldu” diye konuştu.

Yargı’daki siyasallaşma çocuklara bile yansıdı

Yaşadıkları hukuksuzluğun yargının siyasallaşmasının bir sonucu olduğunu söyleyen Erdoğan “Birkaç yıl önce lojmanda yaşarken farkettim kutuplaşmayı. Bazı hakim, savcılar çocuklarını diğerlerinin çocuklarından ayırdı. Birlikte okula gitmelerini bile engellediler. ‘Şu kimin çocuğuymuş’ demeden bahçede düşen çocuk kaldırılırdı. Zaman oldu ki düşeni kaldırmadan yanından geçtiler. Babamla yargıtay servisinde otururken, arka taraftan ‘Dün akşam balkon konuşmasını izlemeye gittik. Çok iyiydi’ diye bağırarak, gurur duyarak konuşan hakimler olduğunu görüyordum. O zaman 18 yaşındaydım bir anlam veremiyordum. Şimdi anlıyorum yargının siyasallaşması ne demekmiş. Bunun bedelini babamın canıyla ödeyeceğini düşünemezdim” dedi.

“Hocalarım selamı kesti”

Yüzde 83 felçli ve kanser hastası babasının, tutuklanmasının ardından kendisiyle ve kardeşiyle görüşmesinin yasaklanması üzerine sosyal medyada sesini duyurmaya çalışan Buket Erdoğan, bu süreçte çevresinde dışlandığını anlattı:
“En yakınımdaki arkadaşlarım bile benimle konuşurlarsa zarar görürler endişesiyle irtibatı kesti. Okulda (Ankara Hukuk Fakültesi) normalde selam veren hocalarım beni görünce yüzlerini çevirdi, selamı kesti. Babamın kendi gibi cesur ve muhalif birkaç arkadaşı dışında arayanımız olmadı. Çevrem tamamen değişti. Ta ki babam ölünceye kadar. Babam öldükten sonra hocalarım arkadaşlarım benimle yeniden konuşmaya başladı. Benimle konuşmaları için onu kaybetmem mi gerekiyordu?”

“Annemi babamın cübbesine sarılmış ağlarken buluyorum”

Babası için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunduklarını ve sonucu beklerken onu kaybettiklerini söyleyen Erdoğan: “Babam tahliye edilirse gökyüzünü rahatça seyretsin diye büyük pencereleri olan bir eve taşınmıştık. Olmadı. Bilincini kaybetmeden hemen önce annemin elini tutmuş “Bir eksiğiniz var mı” demiş. “ Sizi çok seviyorum. Başınızı eğecek bir şey yapmadım. Buket’e büyük bir büro aç’ demiş. Annem ‘Hayatım birlikte açacağız o büroyu, iyileşeceksin’ demiş ama babam tekrar ‘Buket’e büyük bir büro aç’ demiş son sözleri bunlar olmuş. Sonra bilinci kapanmış ve birkaç gün sonra da öldü. Görüşmemize izin vermedikleri için not yazmıştı bana. Yazdığı son notta ‘Asla pes etme Buket! Asla pes etme! Adalet bir gün gelecek’ yazıyordu. Adalet bizim için gelmedi. Annemi babamın cübbesine sarılmış ağlarken görüyorum bazen. Hepimiz çok üzgünüz ama çok gururluyuz.”

“Bebeklerin cezaevinde büyümesi engellenebilir”

Yaşadıklarının psikolojik olarak kendini çok yıprattığını anlatan Erdoğan: “Kendimi çok yalnız bırakılmış hissettim. Çorabımın tekini kaybetsem o da benim gibi yalnız kaldı diye ağlıyordum. Bana ‘güçlüsün Buket’ diye mesaj atıyorlar kendimi güçlü hissetmiyorum, sadece kalabalık hissediyorum. Benim gibi binlerce mağdur var onlar için konuşmak istiyorum. Biz çok büyük kayıp yaşadık bizim için çok geç ama bizim yaşadıklarımız tutuklu bir başkasının başına gelmesin istiyoruz. Şimdi içerde tutuklu iki böbreği iflas etmiş bir hakim var en azından o kurtarılabilir. Bebeklerin cezaevinde büyümesi önlenebilir” diye konuştu.

Ne olmuştu?

Yargıtay 23. Daire Hakimi Mustafa Erdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin, ardından beyin tümörü ameliyatı olduğu hastanede tutuklanmıştı. Ameliyatın ardından vücudunun sol kısmı felç kalan aynı zamanda 4. derece kanser hastası olan Erdoğan, kaçma şüphesi bulunmamasına ve tüm doktor raporlarına rağmen 30 Aralıkta penceresi bile olmayan bir tutuklu odasına konuldu. Bu süreçte eşi dışında çocuklarıyla ve diğer yakınlarıyla görüşmesi yasaklandı. Ailesi güneş ışığı bile almayan odada 4. derece kanser hastasının tedavi edilemeyeceği gerekçesiyle tahliyesi için başvursa da sonuç alınamadı. Bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne giden ailesi burdan gelecek kararı beklerken, Hakim Erdoğan 22 Ağustosta hayatını kaybetti. Mahkeme Erdoğan’ın bilinci kapalıyken, ölümünden yalnızca 3 gün önce tahliye kararı verdi. Erdoğan kararı öğrenemeden vefat etti.
 
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER İŞKENCE HABERLERİ