YARSAV Kurucu Başkanı Eminağaoğlu: Türkiye 600 dar bölgeye ayrılacak

Yargıçlar ve Savcılar Birliği Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, referandumu Haberdar'a değerlendirdi.
AKP'nin ilk fırsatta seçim yasasında değişiklik yaparak dar bölge esasını getireceğini söyleyen Eminağaoğlu, "Bu seçim sistemine göre Türkiye 600 dar bölgeye ayrılacaktır. Bilindiği üzere 600 milletvekili sayısı esas alınarak, 600 dar bölgede yapılacak milletvekili seçimlerinde, seçimlere girebilecek partiler arasında, bu 600 dar bölgenin her biri için ayrı ayrı yapılacak sıralamada, ilk sıralamayı alan (bağımsız ya da partili) seçilmiş sayılacaktır. Böyle bir durumda, her bir dar bölgede seçime girebilecek parti sayısı (ki bu sayının şu an 10 oluğu da) gözetildiğinde, bu sistemde TBMM'nin % 80'ine varan bölümünde temsil yetkisininin artık AKP elinde olacağı görülmektedir. Böylece AKP istediği anayasayı doğrudan, halka gitmeden yapacaktır." ifadelerini kullandı. 

Haberdar'a değerlendirmede bulunan Yargıçlar ve Savcılar Birliği Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun açıklamaları şöyle:

Halkoylaması konusundaki mücadele kaybedilmiş ve sona ermiş değildir

YSK tarafından, 16 Nisan 2017 halkoylaması geçici sonuçları açıklanmıştır. Gerek oy verme öncesindeki, gerekse oy verme sürecindeki iş ve işlemler, halkoylamasının doğruluk ve dürüstlük içinde yürütülmediğini ortaya koymuştur. YSK kararlarının kesin olması, mücadeledeki hukuksal yolların tükendiği anlamında da değildir. 

Konu hakkındaki hukuk ve de demokrasi mücadelesi daha fazlasıyla ve de durmadan sürecektir. Asla moral bozukluğuna yer yoktur. Şapkayı önümüze de koyarak, daha etkin olacak adımları atmaktan geri durmamak gerekmektedir. Cumhuriyet adına, hukuk adına, demokrasi adına, bu çerçevede mücadele verilerek, her türlü bedeli ödemekten geri durulmayacaktır. 

Tam kanunsuzluk konusu, seçim hukukuna Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları ile girmiştir. Seçim yasalarında açıkça tam kanunsuzluk konusu yer almamaktadır. Seçimleri doğruluk ve dürüstlük içinde yönetmek için, Anayasa uyarınca her türlü tedbirleri almakla görevlendirilen YSK, bu bağlamda kararlarında tam kanunsuzluk durumunu kabul etmiştir. YSK, hangi durumların tam kanunsuzluk sayıldığını da yine kararları ile ortaya koymuştur.  

Bu durumlar, yasada ifade edilen ve seçime yönelik emredici kurallardır. YSK bu konudaki aykırılık durumlarında, kimin görevli olduğuna ilişkin temel ölçüt olarakda, aykırılık oy verme tarihinden sonra oluşmuş ise kendisini görevli görmemekte, oy verme günü ve öncesinde oluşmuş ise konuya kendisi bakmakta kendisini görevli saymaktadır.  

Öte yandan YSK, tam kanunsuzluk oluşturan aykırılıklar için, bir başvurusu süresi söz konusu olmadığını da açıkça vurgulamaktadır. Halkoylaması sürecindeki propaganda, serbest yarış ortamı ve diğer bir çok konuda, yasadaki emredici kuralların gözetilmemesi de tam kanunsuzluk kapsamında kalmaktadır. 

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS), seçimler konusunda sadece "serbest seçim hakkını" güvence altına almaktadır

İHAS'ın ek 1 inci protokolünün 3 üncü maddesinde düzenlenen serbest seçim hakkı kapsamına her türlü seçimler girmemektedir. İHAS'ta bu hak kapsamına, sadece "yasama organı seçimlerinin" girdiği vurgulanmaktadır. Dolayısıyla kural olarak, yerel seçimler, cumhurbaşkanlığı/başkanlık seçimleri, halkoylamaları bu Sözleşme kapsamı dışında kalmaktadır.  

Yasama organı dışındaki seçimler yönünden serbest seçim hakkı İHAS kapsamı dışında kalmakta ise de, bu durum anılan seçimlerle ilgili konuların hiç bir biçimde sözleşme kapsamında koruma görmediği anlamına da gelmemektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) tüm kararlarında, İHAS'ta yer alan kavramların, iç hukuktaki kavramlardan özerk olduğunu ifade etmektedir.  

Bu nedenle İHAS'taki yasama kavramı ile iç hukuktaki yasama kavramları her yönüyle aynı anlamda değildir. İHAM, konuya bakış açısı yönünden esas olarak, bir yasama organının hangi yetkilere sahip olması gerektiği ve fonksiyonu üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda da kural olarak, yasama organının sahip olması gereken bir kısım yetkilerinin, yasama dışındaki bir başka organa/kişiye ya da ayrıca bir başka organa/kişiye "de" tanınması durumunda, o organın/kişinin bu yetkilerini de İHAM, "serbest seçim hakkı  ile ilgili olarak yasama organı seçimleri" kapsamı içinde inceleme konusu yapmaktadır.  

16 Nisanda halkoylamasına sunulan Anayasa değişikliğinde, yasama yetkisi kapsamında kalan bir kısım yetkiler artık Cumhurbaşkanı kararnamesi adı altında Cumhurbaşkanına da tanınmıştır. Yine meclisi fesih hakkı, meclisin kendisine ait iken, bu hak artık Cumhurbaşkanına da tanınmıştır. Böylece daha önce yasama organına ait iken, artık ayrıca Cumhurbaşkanına tanınan yasama ile ilgili yetkiler söz konusudur.  

Cumhurbaşkanı ile ilgili bu değişiklikler, İHAS bağlamında "yasama yetkisi", dolayısıyla da "yasama organı seçimi" kapsamında kalmaktadır. İHAS'taki kavramların özerkliği karşısında, iç hukuktaki anlamlarına bakmadan söz konusu değişikliklerin bu yönlerden İHAM'ne götürülebilmesi olanaklıdır.  

Yasama organını doğrudan ilgilendiren halkoylamasına konu bu durumların, İHAM'a götürülebilmesi için ille bir genel seçimi beklemeye gerek bulunmamaktadır. Çünkü o seçimde uygulanacak olan kavram ve kurallar, bu söz konusu olan değişiklik kapsamında olan aynı kavram ve kurallardır. İHAM'ne başvurabilmek için eğer "etkili iç hukuk yolları" var ise, bu iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekmektedir. Bu yönden konu hakkındaki iç hukuk yollarını ve bu yolların etkili olup olmadığını irdelemek gerekmektedir.

AYM Başkanının, halkoylaması ile ilgili yoğun tartışmalar devam ederken ve bu konudaki HKP başvurusu da AYM önünde beklerken, bu süreçte Cumhurbaşkanı ile görüşmesi, OHAL ile ilgili KHK'lardan kaynaklı binlerce bireysel başvuru dosyasını mahkeme gündemine almadan bekletilmesi, iki AYM üyesinin bu konudaki güvencelere dolayısıyla Anayasaya açıkça aykırı olarak tutuklanması ve ihraç edilmesi gibi bir çok örnek, AYM'nin iktidar karşısında bağımsızlıktan uzak ve etkili bir denetim yolu olmadığını ortaya koymaktadır. 

YSK'nın seçim sürecinde yasaya aykırı bir biçimde karar alması ve de YSK'nın oluşumu, YSK yolu ile seçimlerin doğruluk ve dürüstlük içinde etkin biçimde yönetim ve denetimi koşullarının ortadan kalktığını göstermektedir. YSK'nın yapısında, tarafsız bir yargı örgütlenmesi olmayan, bu nedenle yürütmenin etkisi altında kalması gerekçesi ile uluslararası camiadan dışlanan "Yargıda Birlik Platformunca" 2014'te oluşturulan HSYK'nın seçtiği üyelerin etkin olduğu da gözetildiğinde, YSK'nın da bu yapısı itibarıyla tarafsız kalamadığı açıktır. 

Denetim yollarının etkili olmadığı konularda doğrudan İHAM'a başvurmak mümkündür 

Açıklanan nedenlerle, iç hukukta başvurularla zaman kaybetmeden doğrudan İHAM'a başvuru yoluna gidilmelidir. Başvuru için, bir hakkın etkilenmesi gerekmekte olup, seçme hakkı olan herkes yanında, seçime katılma yeterliliği olan partiler de başvuru hakkına sahiptir. İç hukuktaki çözümsüzlüğü ortaya koymak ve bu konudan etkilenme sayı ve derecesini açıkça ifadesi için, İHAM'a olabildiğince fazla sayıda başvuru yapmak gerekmektedir. Halkoylaması konusunda İHAM'a başvuru yapılabilir mi veya başvuru yapılabilmesi olanaklı mıdır diye hukuksal bir tartışma yapılmaktadır. 

2012 yılında yapmış olduğum ve içerik itibarıyla 2017 halkoylamasıyla ilgili İHAM konusundaki bütün tartışmaları doğrudan ilgilendiren bir başvurum halen İHAM önünde inceleme beklemektedir. İHAM tarafından 2017 Şubat ayı içinde tarafıma gönderilen yazıda, bu davayı takip edip etmediğim hususu sorulmuş olup, tarafımca bu davayı takip ettiğim Mart 2017'de İHAM'a iletilmiştir. 05.9.2012 tarihinde yaptığım başvuruma, YSK'nın tarafsızlıktan uzak yapılandırıldığı da konu edilmiştir. 2012 yılındaki başvuruya ayrıca Cumhurbaşkanının görev süresini 7 yıldan 5 yıla indiren anayasa değişikliği nedeniyle, "süre konusunda anayasadaki" 5 yıl kuralını gözetmeden, 2012 yılında Cumhurbaşkanı seçim işlemlerinin başlatılmaması karşısında, Anayasanın 6, 8, 79, 104, 106 ncı maddesindeki gibi hükümlerde de, Cumhurbaşkanının yasama üzerinde yetki sahibi olmasına, bu nedenle yasama ile ilgili iş ve işlemler yapabilmesine dayanılarak, Cumhurbaşkanı yetkisi ve dolayısıyla seçimlerinin, bu yönden İHAS'taki "yasama organı seçimi" kapsamı içinde değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.  

Ayrıca bu konuda çıkartılan ve anayasa ile açıkça çatışan yasa hakkında kendisiyle de çelişerek iptal kararı vermeyen Anayasa Mahkemesinin de, 2010 Anayasa değişikliği ile yürütmenin etkisinde yapılandırıldığı, YSK ve Anayasa Mahkemesi kararları ile, bu konuda eşitliğe aykırı ve ayrımcı bir durum yaratıldığı ve böylece bu seçimlerin 2014 yılına bırakıldığı da ifade edilmiştir. Tarafıma gönderilen yazı dosyanın inceleme sürecinde olduğunu göstermektedir. 

Bu davada çıkacak bir kabul ve hak ihlali kararı, Türkiyedeki şu an söz konusu tartışmaları doğrudan etkileyecektir. Yapılan ve açıklanan sonuçların hukuksallığı ifade edilemeyecektir. Bu davada verilecek red kararı, bu gibi konularda ve de yasama organı seçimleri dışında asla başvuru yapılamayacağı anlamına gelmeyecektir. Bu davada red kararı verilse de, red konusunda kullanılacak gerekçeler bile, yine şu an Türkiyedeki tartışmalara önemli bir ışık tutacaktır. 

AKP, idam tartışmalarını neden sürekli gündemde tutmaktadır?  

AKP, halkoylaması sürecinde de Avrupa ülkeleriyle ilişkilerde de yaşandığı gibi Avrupa ülkeleri karşısında halka kendisini doğrudan gerilim yaratan bir konumda göstermek istememektedir. AKP, kendisini saldırı altında kalan bir durumda halka yansıtmak ve göstermek istemektedir. Böylece kendisini, Avrupadan dışlanma ile sonuçlanacak bir süreci yaratan gibi göstermekten kaçmaktadır. 

Başka türlü, dışlanma sonucunu doğuracak bir süreç nedeniyle, Avrupa karşısında alacağı tutumun, ülke içi ve ülke dışında kendisini yıpratacağını görmektedir. İdam, hukuk dünyasından çıkmış bir konu olmasına ve bunu AKP'de çok iyi bilmesine rağmen, konu ısrarla AKP tarafından terör bahane ve gerekçesi ile sürekli gündemde tutulmaktadır. Bir idam halkoylaması konusu, Avrupa Konseyi ile dolayısıyla İHAM ile Türkiyenin bağlarının kopmasına yol açacak bir konudur. 

AKP, Avrupa ile gerilim ve kopmayı yaratanın kendisi olmadığını, terör ile mücadele etmek isterken, Avrupanın kendisini dışladığı algısı yaratmak ve bu yolla amacına ülke içinde kendini yıpratmadan ulaşmak istemektedir. AKP, halkoylaması sonrasında, yeni adımlar atmadan, seçim yasaları, idam veya diğer konularla gündem yaratmadan, öyle bir sürece girmeden, halkoylaması konusundaki İHAM'a başvurular artırılmalıdır. 

Yapılacak başvuruların etkin ve hızlı bir sonuç doğurması için, gündemi asla AKP değil, bu başvuru ve başvuruya dayanak hareketler belirlemelidir. AKP'nin yaratacağı gündemin arkasına takılma yoluna gidilmeden, AKP bu haklı mücadele karşısında savunma durumunda kalmalıdır. 

Çözüm halkla beraber olmak, partilerin de sine-i milletten uzak durmamaktır 

Sinei millet, TBMM'yi boşaltarak etkisiz bir durumda kalmak demek değil, daha etkili olabilmek adına koşulları oluştuğunda halkla beraber, daha etkili hareket etmek demektir. TBMM'de kalarak yapılan bir muhalefet ile hiç bir sonuç yaratılamıyorsa, en etkin adımları atmaktan geri durulmamalıdır. 

Yarın atılacak ancak o zaman sonuç doğurmayacak bir adımın, bugünden atılmasında tereddüt edilmemelidir. Bilinmelidir ki AKP, ilk fırsatta seçim yasasında değişiklik yapacak, dar bölge esasını getirecektir.  

Bu seçim sistemine göre Türkiye 600 dar bölgeye ayrılacaktır 

Bilindiği üzere 600 milletvekili sayısı esas alınarak, 600 dar bölgede yapılacak milletvekili seçimlerinde, seçimlere girebilecek partiler arasında, bu 600 dar bölgenin her biri için ayrı ayrı yapılacak sıralamada, ilk sıralamayı alan (bağımsız ya da partili) seçilmiş sayılacaktır.  

Böyle bir durumda, her bir dar bölgede seçime girebilecek parti sayısı (ki bu sayının şu an 10 oluğu da) gözetildiğinde, bu sistemde TBMM'nin % 80'ine varan bölümünde temsil yetkisininin artık AKP elinde olacağı görülmektedir. Böylece AKP istediği anayasayı doğrudan, halka gitmeden yapacaktır. Buna yol açılmamalıdır. 

AKP böyle bir adımı atacağını, seçim yasaları konusunda Anayasa değişikliğik metnindeki 17 inci maddeye koyduğu hükümle göstermiştir. Böyle bir tabloda, psikolojik üstünlüğü kaybetmeden, hayır etrafında kenetlenen kitlenin de çözülmesine yol açmadan, hep bu halk ile beraber olunmalıdır.  

Halkoylaması sürecinde halkın hayırda birleşen iradesi ve ortaya çıkan bütünlüğü korunarak mücadeleye devam edilmelidir.Halkın içinde olarak, halka giderek, halkın içinde kalarak, sinei milletten uzak durmayarak hareket edilmelidir.  

Adımlar, hızlı, net ve kararlı olarak, her zaman AKP'den daha önce atılmalıdır.  

Sürecin yönetimi asla ve asla AKP'ye bırakılmamalıdır. 

Konu derhal ve ivedilikle olabildiğince fazla sayıda İHAM'a taşınıp, dava kitleselleştirilmelidir.  

İdam tartışmaları yaşanmadan, seçim yasaları değiştirilmeden önce bu tablo yaratılmalıdır. 
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ