Türkiye'de "savunma" demir parmaklıklar ardında

Türkiye’de 2016’daki darbe girişimi sonrası tutuklananlar arasında yüzlerce avukat bulunuyor. Avukatlar da çoğu zaman müvekkilleriyle aynı suçlamalara maruz kalıyor.
Ancak tutuklanan ve soruşturma başlatılan avukatların sayısına yönelik net bir rakama ulaşmak mümkün değil. Çağdaş Hukukçular Derneği’nin (ÇHD) verdiği bilgiye göre, Türkiye’de cezaevlerinde büyük çoğunluğu Hizmet Hareketi'ne yönelik soruşturmalar kapsamında tutuklu toplam 572 avukat var.

Deutsche Welle Türkçe'nin haberine göre; ÇHD İstanbul Şubesi Başkanı Gökmen Yeşil bu sayıya Avrupa'da hukukçulara yönelik davaları izleyen kurumlarca ulaşıldığını ve sahada bire bir teyit edemediklerine dikkat çekiyor. Yeşil, baroların yasal sorumluluğuna rağmen haklarında işlem başlatılan avukatlarına yönelik kayıtları sağlıklı tutmadığını söylüyor. Avukatlar darbe girişimi sonrasında çoğunlukla, "terör örgütü üyesi olmak" ya da "terör örgütüne yardım etmek" suçlamalarıyla tutuklandı.

Ankara Barosu Başkanı avukat Hakan Canduran, hem Türkiye’deki yasalar, hem de uluslararası hukuk uyarınca bir avukatın savunduğu müvekkiliyle özdeştirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılanan avukatların, müvekkillerine isnat edilen suçlamalara ortak edildiğini belirten Canduran, "Bazı avukatlar, terör örgütünün bir parçası olmakla suçlanıyor. Savunma görevini yaptıkları için değil. Ama avukatların büyük bir kesimi o terör örgütünün üyesi olduğu iddia edilen kişileri savundukları için bu durumdalar. 'F..Ö'cüyü savunanlar F...Ö’cü, DHKP-C’liyi savunuyorsa onunla aynı yönde düşünüyordur' şeklinde bir düşüncesi var yönetenlerin" diyor.


"Avukatın savunma hakkı ihlal ediliyor"

Türkiye’de hukuk ve yargı sisteminin büyük bir çöküntü içinde olduğunu söyleyen Ankara Barosu Başkanı Canduran, darbe girişimi sonrası yapılan yargılamalarda avukatların müvekkillerini savunmalarının engellenmesi için onlarca KHK çıkarıldığını hatırlatıyor: "Düşünün dünyanın neresinde bir avukat müvekkiliyle konuşurken infaz memuru başında durup dinler ve müdahale edebilir? Bir avukat müvekkiliyle görüşmek için on saat cezaevi önünde bekletilir, bir avukat müvekkiliyle görüşürken yukarıdan bir mikrofon sarkıtılıp, görüşmeler nasıl kayda alınır? Sanığın hakları nerede, avukatın savunma hakkı nerede kalıyor?"

Bazı barolar, tutuklu avukatlar ile dayanışma içinde olmak için mevcut hukuki şartlar elverdiği sürece girişimlerde bulunuyor. Ankara Barosu Başkanı Canduran, ülkedeki 79 baronun 36'sının cezaevindeki kötü koşulların iyileştirilmesi için bir basın duyurusu yayınladığını belirtiyor. Ancak Canduran dayanışmanın kolay olmadığına da dikkat çekiyor:

"Barolar, beş numaralı Cumhurbaşkanı kararnamesinde artık Devlet Denetleme Kurulunun denetim yetkisi altına alınmıştır. Yani kurul içindeki bir grup başkanının herhangi bir baro başkanını, bu avukatların yargılanmasına ilişkin söylediği bir söz nedeniyle görevden alabileceği bir duruma gelmiş durumdayız."

Önce serbest bırakıldılar sonra tutuklandılar

Türkiye'de son olarak geçen hafta 17'si tutuklu 20 avukatın duruşması yapıldı. 20 Eylül 2017 tarihinde evlerine yapılan baskınlar sonucu gözaltına alınan ve ardından tutuklanan avukatlar, "DHKP-C üyesi" oldukları iddiasıyla bir yıldır cezaevinde.

Çağdaş Hukukçular Derneği ve Halkın Hukuk Bürosu’na bağlı bu avukatlar, Türkiye’de Soma’da hayatını kaybeden maden işçilerinin, polis kurşunuyla öldürülen Berkin Elvan ve Dilek Doğan'ın davalarının takibini de yürütüyor.

Avukatlar hakkındaki iddianamede, müvekkillerine isnat edilen "örgüt üyeliği" suçlaması, avukatlara yönelik suçlamalara delil olarak sunuluyor. Avukatlar beş günlük duruşma sonucunda geçen Cuma günü tahliye edilirken, yaklaşık 12 saat sonra savcının itirazıyla aynı mahkeme tarafından yeniden tutukluluklarının devamına karar verildi. Avukatların 11’i yeniden tutuklandı. 6’sı hakkında ise yakalama kararı bulunuyor.

"Kapıyı kırıp evimizi bastılar"

Hakkında yakalama kararı olan Halkın Hukuk Bürosu (HHB) avukatlarından biri de Süleyman Gökten. Gökten'in aynı davada tutuksuz yargılanan avukat eşi Ezgi Çakır, Salı günü polisin evlerine baskın yaptığını anlatıyor: "Eşimi aradıkları için evimizi bastılar. Artık avukatların evini çok rahat basabiliyorlar. Yanlarında baro görevlisi yok. Kapıyı kırıp, haydut gibi içeri girmişler. Aramışlar ve sonra bir saat kırdıkları kapıyı takmak için uğraşmışlar. Uzun namlulu silahlarla 30-40 tane polis kapıyı kırarak, içeri girmiş."

Avukat Ezgi Çakır, bir yıldır tutuklu meslektaşlarının bazılarının cezaevinde tecritte tutulduğunu, bir meslektaşının işkence sonucu kolunun kırıldığını ve cezaevinde kendilerine duruşmaya hazırlanmalarını sağlayacak imkanların tanınmadığını anlatıyor. Ezgi Çakır'ın  hakkında da yurtdışına çıkış yasağı bulunuyor. Ayda bir emniyete giderek imza vermesi gerekiyor.

Avukatların savunma hakkının ihlal edildiğini belirten Çakır, "Hakkımızda, DHKP-C üyeliği iddiası var.  Hakkında böyle iddialar olan müvekkillerimiz oldu. Ama biz avukatız. Onların avukatlıklarını yapıyoruz, cenazelerini alıyoruz, katledilen müvekkillerimizin soruşturma dosyalarını takip ediyoruz. Yani 'biz bunları yapmıyoruz' demiyoruz ama 'bunlar suç değildir' diyoruz" diye konuşuyor.

Kötü muamele ve işkence iddiaları

Türkiye'de darbe girişimi sonrasında cezaevlerinde kötü muamele ve işkencenin olduğuna yönelik çok sayıda iddia bulunuyor. Tutuklu avukatlar da aynı iddiaları dile getiriyor. Ev baskınları ve adliyede avukatların yerlerde sürüklendikleri görüntüler sosyal medyada yer aldı.

Türkiye'de işkenceye karşı mücadelenin en önemli isimlerinden adli tıp uzmanı ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Türkiye’de bir bütün olarak insan hakları ihlallerinin yaygın olduğuna dikkat çekiyor.


Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı

Prof. Dr. Fincancı, "Yargı bağımsızlığı tümüyle yitirilmiş durumda. Yukarıdan gelen talimatlarla yargılamalar, tutuklamalar, gözaltılar işliyor. Ve tabii ki bugüne kadarki gözaltı süreçlerine baktığımızda, gözaltına alış biçimi kendi başına işkenceyi gözler önüne seriyor. Yakalama sırasında, 'orantılı güç kullanımı', 'zor kullanım hakkı' diye kolluğun kendisine tanımladığı görevin, ziyadesiyle aşıldığını ve doğrudan işkence suçunun işlendiğini görüyoruz. Sokakta, açık alanda, adliyelerin içinde, evlerin basılmasıyla aslında gerçekten üzücü bir tablo hakim" diyor.

Deutsche Welle Türkçe

Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ