Tezgah altından sebze-meyve toplayan kadınlar

Yarısı çürük meyve ve sebzelerle çocuklarını doyuran kadınların dilinden Türkiye...
Yaklaşık 300 firmanın ve on binlerce işçinin olduğu Sincan Organize Sanayi Bölgesini de içinde barındıran Ankara’nın Sincan ilçesinde, işçilerin de yoğunluklu olarak oturduğu bir mahalle Ertuğrulgazi Mahallesi. Semtte kurulan pazar ise emekçi ailelerden kadınların en uğrak pazarı.

Evrensel Gazetesi Muhabiri Zeynep Çelik ve Hatici Bulut, görüşmeleri süren 2018 yılı asgari ücreti ile ilgili kadınlarla pazarda sohbet ettiler. Çalışma Bakanının “işçilerden fedakarlık beklediği” yönündeki sözlerini kadınlarla tartışan muhabirlerin izlenimleri şöyle:

Niyetimiz öncelikle kadınlara asgari ücretin yetip yetmediğini sormaktı; ancak 2 kadının eğilip bir tezgahın altındaki kasayı çekip içindeki sebzeleri aldığını gördüğümüzde bunu sormakla başladık sohbete. Her salı bu saatlerde geldiklerini bazı tezgahların artan, yere düşen, biraz çürüyen, kullanılabilecek durumda olan sebze ve meyveleri kasalarla tezgahların altına koyduklarını, ekonomik durumu olmayan insanların yiyecekleri buradan topladıklarını öğrendik. 


DİĞERLERİNDE TACİZ UĞRUYORUZ, BURADA KAMERA VAR

Sebze meyve topladıklarını anlatan kadın “Yetmiyor, halimize bak, bak 1 tane soğan bulmuşum, 2 tane de mandalina, eşim asgari ücret alıyor, 3 çocuk var, 2’si okuyor, 1’i 4yaşına girecek, yetmiyor. Gırtlağa kadar borç; kredi kartını kullanıyoruz, 2 gün sonra icra geliyor. Hep icralığız, dosyaları hep evde” diye anlatıyor yaşadığı geçim sıkıntısını. 2 senedir her hafta bu pazara geldiğini söyleyen kadın, yaşlı bir kadının daha kendiyle birlikte geldiğini belirtiyor ve devam ediyor: “Bir tek buraya geliyoruz, uzak ama burada hem ışıklandırma var hem de her yerinde kamera var, diğer pazarlar pek güvenli değil, taciz olayları oluyor. Çocuğumuza 1 kg mandalina götürelim, 1 kg elma götürelim derdindeyiz.” 

Çalışma Bakanının yakın bir zamanda asgari ücret zammı için işçilerden fedakarlık beklediği, ülkenin zor durumda olduğunu söylediğini hatırlatıyoruz ve kendisinin asgari ücret beklentisini soruyoruz. Asgari ücretin en az 1800 lira olması gerektiğini ifade ediyor. “Şimdi asgari ücret 1400 lira; ev kira, çocuk servise biniyor ona da para gidiyor, elektrik su geliyor haddinden fazla, ev dolu çocuk... Kış geldi yemin ederim soğukta oturuyoruz” deyip elimizi tutuyor, eli buz gibi. Soba yaktığını, eşim inşaatlardan odun getirdiğini anlatıyor. “Allah’tan binada yaktırıyorlar, her yerde yasak” diyor. 4 çocukla çalışamadığını söylüyor. Çalışsa bile çocuklarına bakacak kimsenin olmadığından yakınıyor. 

2 kadının altından kasa çekip yiyecek aldıkları tezgahın sahiplerine soruyoruz bu uygulamayı. Anlatıyorlar onlar da: “Yoksa alamıyorlar, çok gariban var, evlerine hiçbir şey götüremiyorlar, tezgahların çoğu yapar böyle, hem çöpe gitmektense böylesi daha iyi.” Kolay gelsin deyip ayrılıyoruz yanlarından. 

HER ŞEYE ZAM YAPIYORLAR BİZE VERMİYORLAR

Az ilerde başka bir kadınla karşılaşıyoruz. Sohbete başladığımız kadına hemen asgari ücreti soruyoruz. “Hiç yeterli değil, eşim asgari ücretin biraz üstünde çalışıyor, 1500 lira alıyor, ben de evlere temizliğe gidiyorum. Buna da şükür, geçinmeye çalışıyoruz” diyor. “Geçinebiliyor musun?” diyoruz, cevap veriyor hemen: “Geçinemiyoruz, kredi kartlarından harcama yapıyoruz sürekli.” 

Asgari ücretin en az 1700, 1800 lira olmasını istiyor ve ekliyor: “Ama vermezler ki değil mi, yani 300-400 lira verirler mi? Vermezler. Her şeye zam yapıyorlar da bize vermiyorlar...” 

Kendisinden önce karşılaştığımız kadınları anlatıyoruz. Tezgahların altındaki kasalardan meyve sebze aldıklarını. “Öyle çok var, her pazarda oluyor, insanlar alamıyor evlerine yoksa; mecbur tezgah altlarından alıyorlar” diyor. 

2 çocuğu olan, eşi asgari ücret alan başka bir kadınla devam ediyoruz sohbetimize. O da asgari ücretin yetmediğini söylüyor. “Ne yapıyorsunuz peki?” sorumuza “Yettiği kadarıyla yaşıyoruz işte” karşılığını veriyor. Asgari ücretin en az 3 bin lira olması gerektiğini, yoksa doğru düzgün yaşanamadığını dile getiriyor. Liseyi bitiren kızının aylardır iş aradığını, ancak iş bulamadığını anlatıyor sohbet arasında. 

Bir yandan da hava iyice soğuyor. Biz pazardan ayrılırken, geride yalnızca pazar yerini toplayanlar ve yerde kalan az ezilmiş, kullanılabilecek meyve-sebzeleri toplayanlar kalıyor.

‘AK PARTİ ÇIKTI GİTTİM ÜYE OLDUM AMA FAYDASI OLMADI’

Eşiyle birlikte kapıcılık yapan bir kadın ise “Yetmiyor, 3 tane çocuk var, Cumhurbaşkanımız 3 çocuk yapın maaş vereceğim dedi, ne maaş var ne yardım! Eşim asgari ücret alıyor, 1+1 evde kalıyoruz, geçinemiyoruz” diyor. Çalışma Bakanının ‘fedakarlık’ sözünü hatırlatıyoruz; “O zaman kendi maaşından yapsın fedakarlığı, 20-30 bin alıp oturuyorlar, onlar yapsın bu sefer de fedakarlık” diye tepki gösteriyor açıklamaya. Asgari ücret ne kadar olmalı peki sorusunun peşinden dökülüveriyor: “2500-3000 lira olmalı. 3 tane çocuk okutuyorum. 2’si liseye gidiyor bunların servis parası, en küçüğü anaokuluna gidiyor onun okul masrafı, bir de kredi ödüyorum, bütün bunları asgari ücretle yapıyoruz. Kapıcılık yapmasak açlıktan öleceğiz. Ben çalışamıyorum hastayım, astım var, şeker var. Aldığımız maaştan hiçbir şey anlamıyoruz. Bir asgari ücrete milletin kahrını çekiyoruz. Haberlerde izliyoruz ‘Ben fakire fukaraya şunu şunu yaptım’ diyor, hiç aslı astarı yok bunların. Ak Partiliyim ben, Ak Parti çıktı gittim üye oldum belki bir faydası olur diye, hiçbir faydası olmadı. Hep zararı oluyor. Bir dolansın Tayyip Erdoğan, kapıcıları dolansın, asgari ücret ile geçinenleri dolansın, bakalım onlar ne söylüyorlar. Asgari ücreti bir alsın kendileri, Erdoğan geçinebilecek mi, Kılıçdaroğlu geçinebilecek mi bir denesin bakalım. Verdiği zam da ne sanki, diğer zamlarla eriyor zaten.” “Madem Ak Partilisiniz asgari ücrete zam yapılmazsa ya da çok az bir zam olursa bir tepkiniz olacak mı?” diyoruz. “Susup oturacağız, çözüm değil ama ne yapacağız, kime nereye tepki vereceğiz?” cevabını alıyoruz.

‘AH BİR SES ETSELER...’

Başka bir kadınla karşılaşıyoruz, asgari ücretin ne kadar olması gerektiğini, şu anki asgari ücretin yeterli olup olmadığını soruyoruz. “Benim kocam esnaf, ben asgari ücretin ne kadar olduğunu bile bilmiyorum” diyor. 1400 lira olduğunu söylüyoruz, çok az olduğunu belirtiyor o da. Asgari ücret yeterli olmadığında insanların alışveriş yapamadığını, böylece eşinin de satışının düşeceğini söyleyince pazarcı lafa karışıyor: “Doğru söylüyor, şimdi insanlar daha az şey alır oldu, aslında halk istesin her şey halkın elinde ama herkes bel bağlamış başımızdaki mülki amire, ses etmiyorlar, ah bir etseler.”

“Siz de tezgahın altına kasalarla kalan yiyeceklerden koyuyor musunuz?” diye soruyoruz, yanıtı: “Biz istedikleri zaman sağlamından veriyoruz, öyle çok alamayan var ki” oluyor. 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ