"Hz. Muhammed'in saygın otoritesine rağmen muhalifler susturulmadı"

Gazeteci Yazar Ahmet Altan, Akademisyen Mehmet Altan ve Gazeteci Nazlı Ilıcak'ın 'ağırlaştırılmış müebbet'e çarptırılması sonrasında alınan karara tepkiler dinmiyor.
Muhalefetin son dönemde susturulmasına dönük uygulamalar hız kesmeden devam ediyor.

Artı Gerçek Yazarı Muhammed Salar, yazdıkları yazı gerekçesiyle 'ağırlaştırılmış müebbet' cezasına çarptırılan Gazeteci-Yazar Ahmet Altan, Akademisyen Mehmet Altan ve Gazeteci Nazlı Ilıcak'ın kararına Peygamber Efendimiz dönemindeki muhalifler örnek gösterilerek yapılanların yanlış olduğunu ortaya koydu. 

Artı Gerçek'teki yazısında Muhammed Salar, 'İslâmda muhalefet sorunu' başlıklı yazısında şunları yazdı;



Hz. Muhammed’in saygın otoritesi bile muhalifleri susturmaya sebep olmazken bizim muhaliflere olan kin ve düşmanlığımızdaki haksızlığımızı bilmem izah etmeye ihtiyaç var mı?

Gün geçmiyor ki Türkiyede, zaten bir hayli yıpranmış durumda olan yargı kurumu (iktidardaki yeşile boyanmış kızıl elma koalisyonuyla ters düşmemek adına olsa gerek) skandal kararlara imza atarak kendisini çürütüyor olmasın. Daha dün gazeteci ve yazar Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’a müebbet hapis verildi. Şimdi de Hak ve Adalet Platformu sözcüsü Ömer Faruk Gergerlioğlu’na “çocuklar ölmesin, analar ağlamasın” dediği için 2,5 yıl hapis cezası kesildi. Bunlara Selahattin Demirtaş gibi siyasi tutukluları hatta zindandaki bebekleri de eklediğimizde ortaya devasa bir sorun çıkıyor. İktidar, kendi gibi olmayan, düşünmeyen, zikretmeyen herkesi(mi) bir şekilde ‘terbiye edip’ kendine benzetmekte ısrarcı. Ona göre her muhalif potansiyel bir suçlu ve bu muhaliflerin eğer kitleler üzerinde etkili olabilen dilleri, yazıları ve çalışmaları varsa sistem ideolojik aygıtlarını da devreye sokarak onları önce kriminalize ediyor dahası demonize edip istediği cezayı yağdırıyor. Sonuç ortada: Hapishaneler, asayişin kırmızı çizgisi olan şiddete bulaşmamış gazeteci, yazar, düşünür, akademisyen, siyasetçi ve bebeklerle tıklım tıklım dolmuş vaziyette. Türkiye; basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 155. sıraya, hukukun üstünlüğünde 113 ülke arsında 99. sıraya gerilerken yüz kızartıcı suçlarda ise ilk beşte yer alıyor…

Gerçekte iktidarlar üzerinde baskı uygulayarak onları adalete, hukuka çeken bir denge ve denetim mekanizması olan muhalefete ‘hain, öcü’ gibi bakmaktan vazgeçmeliyiz. Aksi takdirde şu an olduğu gibi denetimsiz ve kontrolsüz bir otoritenin güç serhoşluğuna kapılarak despotizme kayacağını kestirmek güç değil. Diyanet ve medyanın yanında gittikçe aşınan bir kurum olan AYM’sini geçtim, AİHM’sini de dert edinen kalmadıysa, Yeni Türkiye’ye (tabi anlamak isterlerse) artık İslamî literatür üzerinden hitap etmemiz gerekecektir.

Allah’ın kevnî-kozmozik-fıtrat ayetleri olan farklılıkların muhalefet tohumlarını içerdiğini vurgulamak gerekir. Yani dini, milli, mezhebi olsun ya da cinsel, kültürel, düşünsel olsun her farklılık zaten potansiyel bir muhalefeti barındırır. Bu potansiyelin ortaya sağlıklı bir şekilde çıkmasına yardımcı olmamız en doğrusu. Aksine icraatlar yani farklılıkları yok sayarak, en azından görmezden gelerek dahası bunların doğal sonucu olan muhalefeti bastırmak, sindirmek, fıtratla, bu kevni hakikatla, Allah’ın evrendeki bu sünnetiyle kavga ve didişmek demektir ve sonu hüsrandır. Siz kim olursanız olun, ne kadar güçlü olursanız olun fıtratla, eko-sistemle ve dolayısıyla İlahi iradeyle savaşamazsınız. İnsanda akıl, vicdan, kalp olduğu müddetçe de insanların özgürlük tutkusu, erdemli hayat arayışları ve insanca yaşam mücadelesi hep devam edecektir. Şu ayet, çokluğuna, gücüne yaslanarak muhalifin şirketine, belediyesine, medyasına, mahkemesine, seyahatına karışmakta kısacası insanların nefes alma borularını, teneffüs yollarını tıkayıp kapamakta pek mahir otoriter rejimleri, despot idarecileri ne de güzel fırçalıyor:

“Öyle tehdit ederek her caddenin başını tutup oturmayın. İnananları da Allah yolundan alıkoymayın ve (o yolu) eğip bükmek arzusundasınız. Düşünün ki siz az-zayıf idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki, bozguncuların sonu nasıl olmuştur!” A’raf: 86

Sultan A.Aziz’in despotluğuna karşı Namık Kemal, Hürriyet Kasidesi’nde şöyle haykırmıştı:

Ne mümkün zulüm ile, bidad ile imha-yı hürriyet

Çalış idraki kaldır, muktedirsen ademiyetten.

Said-i Kürdi (Nursi) de özgürlükçü vs. geçinen devrin despot yüzlerine hakikatı şöylece çarpmıştı:

Ne mümkün zulüm ile, bidad ile imha-yı fazilet

Çalış vicdanı kaldır, muktedirsen ademiyetten.

1400 yıllık uzun İslam tarihinde kurumsal bir muhalefet kültürüne erişemediğimiz gerçeği hala derinlemesine araştırılmayı bekleyen bakire bir konudur. Allah’ın (c.c) en zararlı birer muhalif olan Şeytanla Fir’avnun söz ve fikirlerine kelam-ı şerifi olan Kur’anda sık sık yer vermesi hatta çeşitli cihazlarla donatıp onlara bir çeşit örgütlenme fırsatı vererek peyğamberlerle, insanlarla, meleklerle mücadele edebilecek pozisyona eriştirmesi bizim muhaliflere ve muhalefete dair yanlış okumalarımızı tashih edebilecek niteliktedir. İslâmın ilk yıllarında muhalefeti anlamsız kılan karizmatik lider profilli hz. Muhammed’in saygın otoritesi bile muhalifleri susturmaya sebep olmazken bizim muhaliflere olan kin ve düşmanlığımızdaki haksızlığımızı bilmem izah etmeye ihtiyaç var mı?

Bir sonraki makalemde temel referanslarımızda muhalefete dair yeşil ışık yakan birkaç somut tespiti daha paylaşmak üzere mutlu huzurlu bir hafta geçirmek dileğiyle.


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ