Guardian’dan Erdoğan portresi: Reformistten ‘yeni sultan’a

Saygın İngiliz gazetesi Guardian’da yer alan bir yazıda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir reformcudan otoriter bir figüre dönüştüğü savunuldu.
Bethan McKernan ve Gökçe Saracoğlu’nun imzasını taşıyan yazıözetle şöyle:

“Erdoğan’ın hayatının seyrini ve Türkiye’nin geleceğini değiştirebilecek bir konuşmaydı. İstanbul’un ilk İslamcı belediye başkanı 1997’de, güneydoğudaki yoksul kent Siirt’teki bir mitingde bir şiir okudu. Kalabalık memnuniyetle haykırdı ancak laik yetkililer memnun olmamıştı. Erdoğan hapse gönderildi ve siyasi yasak konuldu. Bu gelişme, onun gelecekteki seçim zaferinin önünü açtı.

1990’larda cezaevinde geçirdiği dört ay onu şekillendiren bir deneyim oldu. Dindarlığıyla alenen alay eden elit tabakaya karşı hıncı arttı.


20 yıl sonra ise Türkiye cumhurbaşkanı ‘popülist bir dev’ haline geldi. Avrupa ve Amerika’daki 140’a yakın liderin konuşmalarındaki popülist söylemlerin izini süren Küresel Popülizm Veri Tabanı’na göre son döneminde, ‘sağcı liderlerin en popülisti’ oldu. Bu araştırma, konuşmaları eski Venezüela lideri Hugo Chavez’inki kadar popülist Erdoğan’ın ‘reformist bir başbakandan nasıl otoriter bir cumhurbaşkanı’na dönüştüğünü gösteriyor. ‘The New Sultan: Erdoğan and the Crisis of Modern Turkey’ (Yeni Sultan: Erdoğan ve Modern Türkiye’nin Krizi) kitab

Kasımpaşa’daki berber dükkanında Erdoğan’ın fotoğrafı asılı Yaşar Ayhan ise ”Erdoğan bizim ufkumuzu açtı. Biz ‘zenci Türkler’in, o bize bizi sırf eğlence olsun diye bizi taciz edenlere karşı durabileceğimizi göstermeden önce özgüvenimiz yoktu. O, her şeyi değiştirdi’ diyor.

Erdoğan’ın idaresinde Türkiye kendini AB üyeliği konusunda ciddi bir aday olarak lanse etti, idam cezasını kaldırmak gibi adımlar atarak kriterlere uyma konusunda yarışa girdi. Görevdeki ilk döneminde yaptığı konuşmalar ‘Kimse toplumu masa başından şekillendirmeye çalışmamalı’ (2004’te uluslararası bir demokrasi sempozyumundaki konuşması) gibi popülist ifadelerle doluydu. O dönemin Türkiye başbakanı liberal bir tonda konuşuyordu. Azınlıkların haklarına saygı duyuyordu, hatta PKK’yla barış görüşmelerine başladı. O dönem konuşmalarındaki ‘popülizm notu’ eski Fransa cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Britanya’nın eski başbakanı Tony Blair’le aynı düzeyde.

Erdoğan’ın ilk dönemindeki başbakan yardımcısı Abdüllatif Şener, ilk yıllarında kendi çevresinden olmayan Türklerin güvenini kazanmaya odaklandığını gösteriyor. Daha sonraki yıllarında ise devlet yapısını manipüle etme konusunda hünerli bir siyasi ustaya dönüştü.

2007 ve 2010 yıllarındaki anayasa değişikliklerine ilişkin referandumlar ‘teoride’ kadınların, işçilerin haklarını artırdı. Ama değişiklikler aynı zamanda AKP’nin gücünü pekiştirdi ve dindar muhafazakarlık konusunda yeni bir dönem başlattı ki bu liberal, laik bir demokrasiyle daha az örtüşen bir durum.

Erdoğan, liderliği sırasında orduya karşı da kavgacı tavır takındı. 2011’de, AKP’nin kazandığı en büyük seçim zaferinden sonra balkon konuşmasında ‘Elitlerin zorbalığı sona erdi’ dedi.

2007-2014 yıllarında incelenen sekiz konuşmasındaki popülizm seviyesi ise eski İtalya başbakanı Silvio Berlusconi ve Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ınkiyle aynı.

2016’daki darbe girişiminden sonra ise kariyerinin ‘en çok sürekliliği olan’ popülist konuşmalarını yaptı.

PKK ve Suriye’deki gruplarla askeri mücadeleyi artırdıktan sonra Kürtlerden uzaklaştı.

ABD Başkanı Donald Trump’la atıştı, Suudi Prens Muhammed bin Selman’ı Türkiye’yi zayıflatmaya çalışan en yeni düşman olarak tanımladı. Geçen yıl yeniden seçildikten sonraki konuşmalarının analizi ise Latin Amerika’daki liderler, Venezuela Devlet Başkan Nicolas Maduro ve Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales’in yer aldığı ‘aşırı popülistler’ ligine girdi.

Darbe girişiminden sonraki iki yıllık olağanüstü hal uygulaması sırasında 160 bini aşkın yargı mensubu, akademisyen, öğretmen, polis ve memur işini kaybetti. Muhalif basın kuruluşları kepenk kapattı. Türkiye dünyada hiçbir ülkede olmadığı kadar fazla gazeteciyi hapse attı ve Transparency International’ın demokrasi sıralamasında ‘özgür olmayan ülke’kategorisinde yer aldı.

Erdoğan’ın anayasa değişiklikleri 2029’a kadar görevde kalabileceği anlamına geliyor.”ının yazarı Soner Çağaptay, ‘Erdoğan 21’inci yüzyıl popülizminin mucidi” diyor ve ‘Kariyeri bir kişinin tüm ülkede nasıl olağanüstü etkisi olabileceğini gösteriyor’ diye ekliyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ