'Genç ihtiyar, Hizmet Delisi Hacı Ata'

13 Mart 1997'de vefat eden Hizmet kahramanı Hacı Kemal Erimez Ağabey'in vefat yıldönümü münasebetiyle Tacikistan'da yaşayan M. Koray Vural bir anı yazısı kaleme aldı.




Vural'ın Hacı Kemal Erimez ile ilgili hatıra hatıra yazısı şöyle; 


    Gençtir bazıları ama ruhen bir kadavrayı anımsatırlar. Bazı kelimeler manalarını misal teşkil edecek timsalleri ile daha da bir değer kazanır. Aksiyon, bitmeyen hareketlilik, umut, okul yada okul adam derken bunları manası ile pekiştiren bir isimdi O, Yusuf Kemal Erimez.

   Türkiye de hizmet adına açılmış her okul yada müessessde bir harcı olan Yusuf Kemal Erimez. Otuzbeş yıllık Aziz dostu Muhterem Fetullah Gulen’in  bir işareti ile bu sevgi okullarının harçlarını Orta Asya ve dünyaya yayan, hayatının son demlerinde Taciklerin Hacı Atası olan Yusuf Kemal Erimez.

   İç savaşın tüm Tacikistan’ı kavurduğu bir dönemde, kardeşin kardeşi kestiği, yaklaşık 150 bin insanın öldürüldüğü yada kayıp olduğu zamanda okul açmaya gelen bir deli.Deli mührünü Tacik yetkilileri vurmuştu Yusuf Kemal Erimez’e. Tacikistan sınırından  Özbekistan’a milyonlarin canlarını kurtarmak için kaçtığı sınır kapısından tam tersi istikamette Taciksitan’a hayret dolu bakışlarla giren Yusuf Kemal Erimez, sınır memurlarının: 

- Deli misiniz ne işiniz var burda!? 

Sorusu ile ilk Deli mührünu yemişlerdi. Sonra da Milli Eğitim Bakanlığında ki Rustam Dadacanov: ’’Siz okul açacak zaman ve mekan  bulamadınız mı? Bu yaptığınız delilik!’’ demiş ve ikinci delilik mührünü vurmuştu.

        Yıl 1993 Kasım ayı Yusuf Kemal Erimez ve yanında ki iki öğretmen arkadaşla Tacikistan’a Özbekistan sınırından, Turusunzade şehrinden girerler. Tanıştıkları şoför Ahmedov’la Duşanbe şehrine giderek hemen milli eğitim bakanlığında nefeslerini almışlardı. Bom boş koridorlar sanki terk edilmiş bir binayı andırıyordu. Merak dolu bakışlarla etrafa bakan Yusuf Kemal Erimez’i daha sonra Türkiye büyükelçisi vekili  olacak Rustam Dadacanov  karşılıyor ve meramlarını dikkatle dinleyerek acı bir tebessümle.

    ‘Sizler görmüyor musunuz vaziyeti? Evden dışarı çıkınca geri gelmeme ihtimalin çok büyük olduğu bir ülkede bırakın yaşamayı, okul açıp yüzlerce öğretmen ve belletmen getirmekten bahsediyorsunuz? Deli misiniz???? 

     Dil bilmeyen Yusuf Kemal Erimez tercümanı Süleyman beyin beklemeden, heyacanlı heyacanlı Türkiye deki Fatih Kolejlerini ve sistememini anlatmaya baslar. O 68 yaşındaki adam gitmiş heyacandan kalıbına sığmayan genç bir delikanlıya, bir küheylana bürünmüştü sanki Yusuf Kemal Erimez . Tarih sayfalarından ebediyen silinmeyecek bir cevap verir, "Böyle sıkıntılı bir zamanda Siz Tacik kardeslerimizi yanlız bırakmayız.Bizim tarih ten Samanoğulları döneminden beri akrabalık ilişkilerimiz var zaten… Söz okuyacak talebelerden ücrette alınmayacak bu okullarda der" ve sözu bitirir. Oda da bir sükut hakim olmuştur. Tercümana eli ile gerek yok diyen Dadacanov, ‘Ben Yusuf Kemal beyi anladım. Lisani hali ile herşeyi anlattı , tekliflerinizi değerlendirip en kısa zaman da cevap vereceğiz ’der ve bu deli insanları hayret dolu bakışlarla yolcu eder. 

       İnanmışlık ve adanmışlık manalarını tarihe kazıyorlardı. Hedefine kitlenen dava adamı için önüne çıkan her türlü engel ancak aşılmak içindiri nasıl uygulandığını herkese gösteriyorlardı. Yıkılan bir SSSR medeniyeti, harab olmuş binalar, korku ile umutsuz bekleyen insanlar… Milli eğitim bakanlığı ve dış işleri bakanlığı iç savaşın şiddetli olduğı o günlerde Tursunzade şehrinde bir okul binasi göstererek burada faliyete başlayabileceklerini belirtirerek; şayet bir sıkınti olursa Tursunzade şehri Özbekistan sınırına çok yakın olduğu için ülkeden çıkmanız sıkıntı olmaz diyerek endişelerini dile getirirler. Sevinç dolu gözler ve sinelerle hemen Türkiye’ye dönülür ve okul malzemesi siparişleri verilir. Söz vermişti Yusuf Kemal Erimez; Fatih Kolejlerinde ne varsa aynısını Tacikstan’daki Tacik Türk kolejlerine getirecem diye… İlan verilir hemen Trusunzade şehrinde. İmtihanlar yapılır ve ilk 60 kişi Tacik Türk müşterek Tursunzade lisesine alınır. Eğitim 37. okulun birinci katında tek koridorunda başlar. Özbekistan üzerinden gelen Türk öğretmen ve belletmenler,Taciksitan’dan yığın yığın kaçan insanlara hayret dolu bakışları ile Tacikistan’a girerlerken, ne bir korku ne bir endişe taşıyorlardı.Yaklaşık 1 km yolu ,tüm dünyalıklarını doldurdukları bavullarını taşıyarak geçirdikten sonra, okul personelleri samimi bir ‘Huş omaded!’ ile sarılarak kaşıladılarlar ,bu yağız,bu  bıyıkları daha yeni terleyen adanmış Yiğitlere, Halillere, Veysellere, İsaklara, Ozanlara, Mehmetlere ve nicelerine…

   Savaş çok şiddetlenir. Bunca öğrenciyi bir okulda  tutmak ve muhafaza etmek zor görünüyordu. Yusuf Kemal Erimez belki Fatih Sultan Mehmet’in gemileri karadan yürüttüğü gibi, koca okulu Türkiye de Yalova şehrine taşımak ister ve savaş durulana kadar eğitim ve öğretimi orada devam etmek ister. Fikrini Eğitim bakanlığı ile paylaşan Yusuf Kemal Erimez yine karşısında hayret dolu bakışlarla ‘Ya siz delimisiniz?’ sözlerine muhattap olur ve 60 öğrenci yerli personel ile beraber Tursunzade Tacik Türk lisesi eğitim öğretimine Yalova da devam eder ve dönemi bitiren öğrenci ve personele Türkiye de tatil yaptırarak tekrar Taciksitan’a geri getirir. Ve yine söz verdiği gibi okul öğrencilere bedavadır, kaşıklarından spor ayakkabısına kadar herşey Türkiyeden getirilir, bu 5 yıl daha devam eder ta ki Yusuf Kemal Erimez darı dunyadan geçene kadar…

    Savaş Cumhurbaşkanı İmamali Rahmon’nun gayretleri ile yatışmaya ve sona ermeye başlamıştır. Bir fırsattan istifade ederek şehir ziyaret toplantısından  hemen sonra ,bizzat giderek Sayın Cumhurbaşkanı İmamali Rahmon’u alıp, okula getirerek, tüm eğitim sistemini ve imkanları gösterir. Rahmon teşekkürlerini ileterek ‘Şu ana kadar yeni bağımzsılığını kazanmış bir ülke olarak yeni neslimizin yetişmesinde,hususen bu sıkıntılı günlerimizde yanımızda olup ve  yardım ettiğinizden dolayı teşekkür ederim’diyerek okuldan ayrılır.

   Ülke yeni kurulmuş ve bağımsızlık ilanından sonra Taciksitan çok büyük bir diyet ödüyor. İç savaş herşeyi ile ülkeyi geri çekiyordu… Bayrak, milli marş gibi değerler yeni yeni oluşuyordu. Bir gün kullağında kullaklıkla birşeyler tekrarladığını görüyorlar belletmenler Yusuf Kemal Erimez’i. Yaklaştıklarında Tacikistan milli marşını ezberlemeye çalıştığını farke ettiler. Daha çoğu insanın haberi bile olmadığı Milli Marş bestesi ile kayıt ettirmiş ve dinleyerek ezberlemişti… Bunu da ilk mezuniyet programında hasta olmasına rağmen ‘Zinda Boş Ey Vatan Taciksitanı azizi man!’ diyerek tüm opera salonunuda ayakta alkışlanmıştı dakikalarca…

   Herkesin gönlünü alıyor, doğum günlerini unutmuyordu. Okul koridorlarında gördüğü temizlikçilerin hal ve hatırını sormadan geçmezdi. Bir gün yorgun argın Duşanbe şehrinden Tursunzade lisesine gelmişti. Kalp ritmi artmış bir yerde oturup dil altı ilacı alma ihtiyacı hissetmişti. Tam o arada okulun aşçısı Rus İrina hanım geçer. O hasta haline ragmen, zor da olsa ayağa kalkar ve selamını alır İrina hanımın. Irina hanim Rus idi. İş ahlaki, disiplini, ‘kaybolan bir tuz tanesinin hesabını bize sorarlar aman dikkat edin ha!’ tembihleri yemekhanede her zaman duyulurdu. Yusuf Kemal Erimez’in 13 mart 1997 de vefatindan sonra  müslüman olmuş ve ismini Meryem koymuştu. Keşke bunu o hayatta iken yapsaydım diye hayıflandığı çok olmuştur. Bu haber üzerine İrina hanıma Ragıp bey Muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi’den bir hediye takdim eder. Bunu duyan Meryem hanım ağlamaya başlar… Bu çok nazik davranışından dolayı Ragıp beye ve Hoca Efendi’ye teşekkürlerini ileten Meryem hanım hediyeyi Kabul etmez ve ‘Ben bunlar için müslüman olmadım’ der ve ağlamaya devam eder…

Dava arkadaşı ,can dostu Muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi ile gözyaşi dili ile konuşurdu hep .Bir kaç defa bayramlaşmak için yada geçirdiği kalp krizinden dolayı geçmiş olsun telefonunda Muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi ile sadece selamlaşmış ve dakikalarca telefonun bu ucunda Yusuf Kemal Erimez ağlamış, öte tarafında Muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi. İki dost arasındaki hasretli hasbihal gözyaşları ile başlamış ve gözyaşları ile bitmişti…

    Önündeki hedefe ulaşmak için yapılması gereken herşeyi ,yaşının ileri olmasına rağmen yapardı Yusuf Kemal Erimez. Her gün 100 km yolu jiguli araba ile katederek, başkente gidiyor ve yeni okul binaları almak için çalmadığı kapı bırakmıyordu. Dil bilmiyordu ama çoğu zaman tercüman tercüme etmeden muhattabı ‘Ben anladim tamamdır’ diyor ve Yusuf Kemal’a sarılıyorlardı. Emniyet insanı idi… Tursunzade Duşanbe yolunda yaklaşık 10 tane kontrol noktası vardı. Çoğunda durdurulmuyordu Onun arabası. Arabanın iç ışıklarını akşam her zaman açık bırakır ve ‘Biz emniyet insalarıyız, karşıdaki insanlar bizleri görsün ve korkmasınlar’ derdi…

     Kuheylanlar gibi, hizmet için koşarken can vermeyi  hedeflerdi… Duşanbe Tacik-Türk Ekonomi Lisesinde dönemin Milli Eğitim Bakanı İnayatova’yı misafir ederek okul binasi ve yurt imkanlarını gösterir. Bir yıl önce İstanbul’daki Fatih Kolejlerinin bizzat kendisi Bakan hanıma gezdirmişti. Inayatova İstanbul Fatih koleji sınıflarını gezerken sıraların üstünde ne bir çizik ne bir yazı görür ve bunu Yusuf Kemal Erimez’e ‘’eğitim ile terbiyeninde çok iyi olduğu belli ‘’diye takdirlerini ifade etmişti. Aynı mobilyaları, düzeni ve hususen sıraların üstünü aynı Fatih Kolejlerindeki gibi  gören Bakan hanim ‘Sözünüzde durmuşsunuz Yusuf bey!’ demiş memnuniyetini yanındaki heyete hemen izhar etmişti. Her odayı her şeyi bizzat kenidi gösteren Yusuf Kemal Erimez, bakan hanımı memnun şekilde yolcu ettikten sonra, ikinci kattaki tek çekyatlı basit odasına çıkarken merdivenin ortasında bir soluklanmaya ihtiyaç duyar. Yanındaki arkadaşa dönerek ‘Şayet akşam yatağa girdiğinde ayakların hizmet etmekten zonklamıyorsa hizmet ettim diyemessiniz evladım’ der ve dil altı ilacını alarak kalan merdivenleri çıkarak odasına çekilir.

     Okul binalarında hep kalırdı. Tek kişilik basit odalarda öğretmen ve belletmenlerle kalmayı tercih ederdi. Talebe seslerini her zaman duymak isterdi. Gece geç saatlere kadar ziyaretler ve okul açma işlemleri için bakanlıkların koridorlarında gezer, bir saatlik yoldan sonra Tursunzade Lisesine gelirdi. Gece inleyişi Tursunzade lojman koridorundan hep duyulurdu. Bir kaç saat uykudan sonra, sabaha kadar uyumaz hıçkırıkları belletmen odalarından duyulurudu. 

    Tarih 13 mart 1997 yı gösterdiğinde Tacikistan dönmeden önce kalp krizi geçirerek vefat ettiğinde,arkasında milyonları gözyaşları ile bırakmış ve Fatih camii avlusu bu kadar insanı en son Necıb Fazıl’ın cenazesinde görmüştü.Vefatından sonra Muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi bir röportajda şunları dile getirir;

     "Herkesle muhattap olabilecek ve herkesle konuşabilecek bir seviye kazanmış bir hali vardı. Ben şahsen öyle buldum ve bulduğuma da çok sevindim. Otuzbeş yıl arkadaşlığımız ,vefat edene kadar devam etti. İnanmış insanlarda eğitme karşı uyanan arzu, evvela Anadoluda da o eğitim faliyetleri ile çok ciddi eğitim dantelesinin örülmesine vesile oldu.Hacı Kemal’in bu hissesi, payı hiç kimsenin unutmayacağı kadar büyükür. Hacı Kemal gibi helmin mezit kahramanını duyuracak birşey değildi. O dolaşıyor devam diyordu. Zaten Fatih Koleji açtığında, ayni zamanda İzmir’de de Yamanlar için koşturuyordu, oradaki kahramanlarla beraber himmetinin bir kısmını oraya döküyordu .Azerbaycan da Özbeksitan da Kazakistan da tesiri vardır. Her yere gitti ve bir kısım sevgiden köprüler kurdu. Her yerde yaptığı hizmetler bir göz ağrısı oldu. Müesseselere gitmeyi ve yerinde ziyaret imkani buldu. Fakat son senelerde, vefatından evvel 3-4sene, büyük ölçüde himmetini, kavganın iç savaşın olduğu, can güvenliğinin yok sayılabileceği Tacikistan’a hasretti. O ülkenin bakanlarını, yetkililerini Türkiye’ye getirerek buradaki imkanları tanıttı. Kendi imkanlarını seferber etti, kendi bir verdi, başkalarına da verdirdi, orada da 4- 5 tane okul açtı. 4-5 milyonluk bir ülkede 4-5 tane okul, oraya Türk insanın hoşgörüsünün, kültürünü tanıttı. Yaptığı bu  büyük hizmeti öyle lobi faliyetleri ile anlatma ile yapmanız mümkün değildi. Ülkemizin tanıtılmasında, gelecekteki ülkeyi yönetecek bahtiyar insanlar Hacı Kemal’in yaptığı hizmet karşısında, zannediyorum O na Nobel Odulleri takdir edeceklerdir. Onun yaptığı bu büyük misyonu geleceğin tarihçileri yazacaktır.

    Uzun zaman onun vefatının şokunu üzerimden atamadım. Gördüğüm heryerde o elime dokunup iki büklüm olmayı çok önemli sayardı. Bense rüyamda onun ellerine kapanmış ve ellerini öperken görürüm. Fedakarlık isteyen, samimiyet isteyen, bir küheylan gibi, kalbinin durduğunun farkında olmayan, kalbi durunca ,öldüğünü anlayacak ‘ İşte öldüm ’ diyebilen küheylanlara ihtiyaç duyunca ,hep onu hatırlamışımdır. Hatta geçende odamın içinde ağladım durdum, Hacı Kemal şu anda sana ne kadar ihtiyaç hissediyorum dedim, inledim…

    Hanımı vefat ettiğinden yanında değildi. Kızı vefat ettiğinde Tacikstan da idi, sonradan geldi, zor yetişmişti. Annesi, hanımı ve kızı üst üste vefat etmiş ve bu ızdıraplarda O nu çökertmişti ama O ince şefkatli insan yine ayakta dimdik duruyordu, yıkılmamıştı, yerinde idi. Fakat deli gibi idi ,illa okul diyor Asya ya gidiyordu. Son demlerinde çok az Türkiye’de tutabildim ben. Bir hafta dahi olsa evinde kal dedim. O sırada ciddi bir kalp krizi geçirdi ve hastahaneye kaldırdılar. Komaya girmişti. Ama yine yarım koma ya da girse o kalkar yine Taciksitan’ a giderdi. Muhtemelen orada ölecekti. Zannediyorum beni buraya gömün diyecekti. Çünkü bizim atalarımız gittikleri yerlerden geri dönmemişerdi. Herbirileri bir tapu gibi oralarda bir mezar taşları ile kalmışlardı. O bir tane vefat etti gitti ama inşallah bir tohum gibi toprağın bağrına düşmüştür. Bir sümbül, bir başak hayatını netice verecektir. Bir ölmüştür ama yirmi o manada dirilecektir. Onun koştuğu o sahada boş kalmayacaktır. Onun gittiği o ülkelere başkaları gidecek, o nağmeleri başkalari şiirleştirecek, bu milletlerin Hacı Kemal den beklediklerini onlar devam ettireceklerdir. Bir taraftan hep inkisarini yaşıyorum, diğer taraftan da Rabbime olan umidim ve itimadım tamdır der muhterem Fetullah Gülen hocaefendi, Yusuf Kemal Erimez in vefatından sonra. 

   Aysal Aytaç bey ile vefatından önce Tacikistan’daki okulları gezdirir. Aysal Aytaç bey yanındaki Türkiye Milli egitim bakanlığı ve Türkiye Cumhuriyeti Tacikistan Buyukelçiliği görevlileri ile Tursunzade Tacik Türk Lisesinde tüm talebelere verdiği bir konferans konuşmasında hitap eder. Aysal Aytaç bey ısralarına rağmen Yusuf Kemal Erimez’i sahnede yanına otutturamaz. Alkuşlardan, takdir edilmekten, mehdiyelerden bir ömür kaçan Erimez yine gözlerden uzak oturmuş dinliyordu, başı önde bir nefer gibi… Konuşmasının sonunda ‘Bu güzel hizmetlerin önderi, mutevazi insan Kemal Erimez’i de takdim etmek istiyorum.’ der ama Yusuf Kemal Erimez ayağa kalkmaz, ısrarla defalarca ‘Lütfen Kemal abi lütfen Kemal abi.’ der ve mahçup bir halde önünü ilikleyerek ayağa kalkmak zorunda kalır, çok sevdiği talebelerinin önünde. Aysal Aytaç devam eder; ‘Kendisini iyi tanıyın, O’nun Tacik-Türk dostluğunda çok önemli bir yeri vardır. Ben kendisini otuz yıldır tanıyorum. Benim otuz yıllık ağabeyimdir. Yetmiş yaşından sonra ömrünün geride kalan kısmını, bir kenara çekilip dinlenmeyi tercih etmemiştir. Türk-Tacik dostluğu için, Türk-Tacik kardeşliği için buradadır!’ der ve tüm salon ayakta alkışlar Hacı Atalarını…

   Tacikistan Devleti Eğitim Bakanlığı Yusuf Kemal Erimez I yaptığı takdıre şayan hizmetlerinden dolayı Eğitim Kahramanları listesine eklerler ve adı verilen Hacı Yusuf Kemal Kolejinin yakınlarındaki sokağa O nun ismini verirler.Artık doğan çocuklarına Kemal,Yusuf isimleri vermeye başladılar bu okullardan mezun Tacik öğrenciler.

                  Ölüm yıl dönümünde rahmetle anar Rabbimden ötelerde şefatine nail eylemesini niyaz ederim.

 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ