David Welch: 'Otoriter Türkiye’yi NATO’dan çıkarmanın zamanı geldi'

Kanadalı Küresel Güvenlik Başkanı David A. Welch, AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın otoriter yönetim biçimi ve Rusya ile yakınlaşmasının NATO'ya verdiği zararı yazdı.
Balsillie Uluslararası İlişkiler Üniversitesi’nde küresel güvenlik bölüm başkanı ve Uluslararası Yönetişim İnovasyonu Merkezi araştırmacısı David A. Welch, Kanada’nın en yaygın okur kitlesine sahip günlük gazetesi The Globe and Mail’de yayınlanan bir yazısında Türkiye’nin artık NATO’dan çıkarılma zamanının geldiği düşüncesini vurguladı. 

Welch’in konuyla ilgili yazısı şöyle:

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 1949 yılında kurulduğunda kurucu Genel Sekreteri Lord Ismay’ın ifadesiyle “Sovyetler Birliğini dışarıda, Amerikalıları içerde Almanları da aşağıda tutmak” için kuruldu. Üye sayısını kuruluş yıllarındaki 12’den bugün 29’a çıkarmış olan örgüt tarihteki en başarılı askeri ittifak sayılıyor. 


NATO’yu bu denli başarılı kılan şey, bir askeri ittifaktan çok daha fazlası olması. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın girişinde belirttiği gibi NATO “demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan halklarının özgürlüğünü, ortak mirasını ve uygarlığını korumak için kararlı, benzer düşüncelere sahip devletlerden oluşan bir kulüp”.

Bu ortak bağlılıklar, yıllar içinde NATO üyelerini derin bir şekilde birbirleriyle ilişkilendirerek, dayanışma tohumları ekilmesine yol açtı ve uyuşmazlıkları barışçıl yöntemlerle çözmeyle ilgili normları güçlendirdi. 

Avrupa Birliği’yle birlikte NATO, Avrupa’nın büyük bir kısmında savaşların son bulmasındaki rolü ve artık şiddet ve tehdidin düşünülemez hale geldiği “bir güvenlik topluluğu” yarattığı için alkışlanmalı. 

Ancak elbette arada uyumsuz bir ülke var: Türkiye 

En son yayınladığı özgürlükler raporunda Freedom House adlı ifade özgürlüğü kuruluşu Türkiye’yi “kısmen özgür” kategorisinden “özgür olmayan” ülkeler grubuna alarak, bunun nedenlerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “siyasi haklar ve medeni haklara karşı artan nefreti” ve “azınlık hakları, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı, yolsuzluk ve hukuk devleti alanlarında ciddi suistimaller” olarak açıkladı. 

Türkiye’de derinleşen otoriterlik NATO üyeliğinden diskalifiye edilmesi için yeterli olmasa da, aynı derecede önemli bir problem bu ülkenin son dönemde sergilediği davranışlar. IŞİD ile bazılarının iddia ettiği gibi direkt olarak işbirliği yapmamış olsa da Suriye’ye cihatçı akışını ve IŞİD kontrolündeki bölgelerden dışarı petrol akışını durdurmayarak pasif bir şekilde örgütü etkinleştirdi.

En son olarak ABD’nin silahlandırdığı ve bölgedeki en etkili IŞİD karşıtı güç olan Kürt YPG’nin Türkiye’nin güneyindeki bölgede topraklarını birleştirmesini engelledi. Suriye’deki trajik duruma barışçıl bir çözüm üretmenin çok uzağında, Ankara yangını körüklüyor.

2017 yılında Türkiye ayrıca NATO ülkelerinden büyük itirazlar yükselmesine rağmen Rusya’dan S-400 füzeleri satın olarak ittifakın kurallarını bozdu. Bu anlaşma NATO’nın temel stratejik rakibine yaramanın yanı sıra NATO’nun askeri olarak etkili kalmasının bağlı olduğu ortak operasyon yapabilme yeteneğini de aşındırıyor. 

Elbette, ileride Türkiye’de başka bir liderin gemiyi tekrar doğru rotaya sokması mümkün. Burada suçlu tümüyle Sayın Erdoğan'ın kendisi. Lord Acton şöyle yazmıştı: “Güç yozlaştırır ve mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.” Fakat sağlıklı görünen ve sadece 64 yaşında olmasının yanı sıra kendi politik mekanizmalarını kurarak aslında yaşam boyu başkan olan Erdoğan daha uzunca bir süre ortalıkta olabilir.

Türkiye'yi NATO’dan çıkarmanın önünde iki pratik engel var. Biri, katılımı sağlayan ancak hiçbir ihraç etme yöntemi öngörmeyen Kuzey Atlantik Anlaşması'nın kendisi. NATO Konseyi'nin tüm kararları oy birliği ile alınır, bu yüzden Türkiye’nin de veto hakkı bulunuyor. 

Diğer problemse Suriyeli mülteciler konusunda Türkiye’nin bir anlamda Avrupa’ya bir silah doğrultmuş durumda olması. Türkiye’deki 3 milyondan fazla mülteciyle Erdoğan ters bir anında Avrupa’ya bir insan seli gönderebilir. 

Günün sonunda, diğer NATO üyeleri, muhtemelen bu zor adımı atmayacak ve kulübün dürüstlüğünü korumaya çalışmayacaklardır. Fakat en azından, Türkiye'nin üyeliğine sadece tahammül edildiğini ve gerçek anlamda bir ortak olmadığını net bir şekilde göstermeleri gerekiyor. 

Yükleniyor...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ