Darbe 12 Eylül'de başladı 20 Temmuz'la sürüyor!

12 Eylül döneminde yapılanlarla OHAL sonrası yapılan birbirini aratmayan uygulamalar...
12 Eylül Faşist Darbesi’nin üzerinden 37 yıl geçti. “Sağ-sol çatışması”, “istikrar” ve “güvenliğin tesisi” bahanesiyle dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in başkanlığındaki MGK, 12 Eylül 1980 günü saat 03.59’da radyolardan İstiklal Marşı ve bir numaralı bildirisini okutturarak yönetime el konulduğunu duyurdu. Evren’in imzasını taşıyan bildiride darbe kararı, “Kendi kendini kontrol edemeyen demokrasiyi sağlam temeller üzerine oturtmak, kaybolan devlet otoritesini yeniden tesis etmek için yönetime el koymak zorunda kalınmıştır” sözleriyle açıklandı.
 
Tek hâkim MGK

MGK’nin yönetimi üstlenmesiyle Süleyman Demirel’in başbakanı olduğu hükümet görevden alındı, TBMM kapatıldı, Anayasa yürürlükten kaldırıldı. Siyasi partilerin kapatılmasıyla Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel ile Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Bülent Ecevit Hamzakoy’a, Milli Selamet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş Uzunada’ya gönderildi.

13 sıkıyönetim bölgesi oluşturuldu ve generaller bu bölgelerin başına geçirildi. Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki tüm sivil örgütlenmeler kapatıldı. Kapatılan dernek sayısı 23 bin 677 olarak kayıtlara geçti.

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu’ya hükümet kurduruldu, MGK’nin üyelerini seçtiği Danışma Meclisi görev yaptığı üç yıl içinde yasaların çoğunu değiştirdi ve yeni bir Anayasa hazırladı. Yeni Anayasa, tek yanlı bir propaganda döneminin sonunda askerlerin sandık başlarında beklediği, şeffafa yakın zarfların içine konulan oy pusulaları ile oylandı ve yüzde 92 çoğunlukla kabul edildi.

Referandumda Konsey Başkanı Kenan Evren Cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanı sorumsuzluğuna sahip olan Evren, yeni Anayasa’ya eklenen geçici 15. Madde ile suç ortakları olan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’a da dokunulmazlık sağladı.

517 idam kararı

Geceyarısı basılan evler, kamyonlar dolusu gözaltılar, kayıplar, sokağa çıkma yasakları ile süren darbe günleri korkunç yüzünü çok kısa süre içinde 9 Ekim 1980’de devrimci Necdet Adalı’nın apar topar asılması ile gösterdi. Bunu bugüne kadar kanıtlanamayan asker cinayeti iddiasıyla 17 yaşındaki Erdal Eren’in idamı izledi. Eren, Yargıtay’ın bozma kararlarına karşın yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980 günü Ankara Merkez Ulucanlar Cezaevi’nde asılarak öldürüldü.

Darbe boyunca aralarında çocuklar ve yaşlıların da olduğu 650 bin kişi gözaltına alındı, bunlardan 230 bini 210 bin davada yargılandı. Mahkemeler 7 bin kişi için idam istedi, 517 kişinin idam kararı kesinleşti, bunlardan 50’si uygulandı.

Çoğu yurtdışına kaçmak zorunda kalan 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı, 30 bin emekçinin “Sakıncalı” olduğu iddiasıyla işleri ellerinden alındı.

İşkenceler, işkence sonucu sakat bırakılanlar ve öldürülenler dönemin ruhunu yansıtan sıradan uygulamalara dönüşürken 300 yurttaş faili meçhul cinayetlere kurban gitti, 171 kişi de işkence sonucu öldü. 937 film yasaklandı, 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

3 bin 854 öğretmen işten atıldı,38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na dayanılarak üniversiteden uzaklaştırıldı. Ancak istifa etmek zorunda kalanlarla üniversiteden uzaklaşanların sayısının 20 bin dolayında olduğu biliniyor.

Bu dönem gazeteciler için de zor bir dönem oldu, sıkıyönetim bildirileri ile yönetilen basın organlarında çalışan yüzlerce gazetecinin binlerce yıla ulaşan hapis cezalarına çarptırılmaları istendi.

***

20 Temmuz sonrası...



Göstermelik seçimler 

Darbeciler, göstermelik demokrasi atağı için 6 Kasım 1983’te ülkeyi seçime götürdü. Kapatılan siyasi partilerin hiçbirinin katılamadığı seçimlerde, konseyin işaret ettiği Milliyetçi Demokrasi Partisi üçüncü olabildi. Darbe döneminin Başbakan Yardımcısı Turgut Özal başkanlığındaki Anavatan Partisi iktidara gelirken, Halkçı Parti de anamuhalefet partisi oldu. Siyasi yasakların 1987’de kaldırılmasıyla 1980 öncesi liderlerin çoğu yeniden siyaset sahnesine çıktı, ülkenin içine sürüklendiği kargaşa dönemi ve Özal’ın İslamcı gerici anlayışının açtığı yoldan Adalet ve Kalkınma Partisi 3 Kasım 2002’de iktidara gelerek 15 yıldır süren hakimiyetine başladı.

Miras siyasal İslamcılarda

AKP’nin “12 Eylül darbesi ile hesaplaşma” iddiasıyla ile çıktığı yol ülkeyi 12 Eylül günlerinden daha ağır antidemokratik uygulamaların yaşandığı günlere sürükledi.

En güçlüsü Gülen Hareketi olan İslami fraksiyonların kurduğu koalisyondan oluşan AKP iktidarı, 2010 yılında iktidarına payanda olan “yetmez ama evetçi”lerin de desteği Anayasa değişikliği yaptı. Böylelikle AKP, hükümranlığını yargıyı da ele geçerek köklendirdi.

Ülke 15 Temmuz 2016’da cemaatin darbe girişimi ve Recep Tayyip Erdoğan’ın “Allah’ın lütfu” olarak gördüğü, “darbe günlerini anımsatan” yeni bir döneme girdi.

Darbe ile hesaplaşmak bir yana 20 Temmuz’da ilan edilen ve “uzatılmayacak” denilen ama sürüp giden olağanüstü hal yardımıyla iktidar, “12 Eylül’den de beter” denilen yeni bir darbe döneminin kapısını açtı.
Siyasi partilerin kapatılmadığı ama elinin kolunun bağlandığı, genel başkanların sürgüne gönderilmediği ama cezaevlerine atıldığı, Meclis’in kapatılmadığı ama işlevsizleştirildiği, hukukun rafa kaldırıldığı, derneklerin, sendikaların kapatıldığı, işten atmak bir yana bir daha çalışmalarına izin verilmeyerek emekçilerin sivil ölüme mahkum edildiği, generallerin değil ancak kayyumların yerel yönetimlerin başına getirildiği, 71 bin 234 bin yurttaşın cezaevine atıldığı, tutuklamaların cezalandırma aracı, Recep Tayyip Erdoğan’ın tek hakim olduğu yeni bir Türkiye…

Hedef yine muhalifler
20 Temmuz sonrası sürekli 12 Eylül çağrışımı ile anılan döneme ilişkin hükümet, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerinin bilançoları birbirinden farklı… CHP Milletvekili Şenal Sarıhan’ın derlemelerine göre, 20 Temmuz sonrası 123 kurum ve kuruluştan 123 bin 886 kişi ihraç edildi. En fazla ihraç 33 bin 150 kişi ile Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşanırken 26 bin 858 kişi Emniyet’ten, 7 bin 807 kişi Genelkurmay’dan, 7 bin 421 kişi Sağlık Bakanlığı’ndan, 6 bin 356 kişi Adalet, 3 bin 587 kişi Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan, 3 bin 102 kişi Jandarma Genel Komutanlığı’ndan, 3 bin 854 kişi belediyeler ve il özel idarelerinden, bin 368 kişi Maliye’den, 2 bin 494 kişi Diyanet’ten, 1873 kişi de YÖK’ten ihraç edildi. Yaklaşık 150 bin kişinin pasaportları iptal edildi.

“Barış İçin Akademisyenler” bildirisine imza attıkları için üniversitelerde yürütülen operasyon sonucu 372 imzacı ismin de aralarında bulunduğu 4 bin 931 akademisyen ihraç edildi. Sözleşme yenilememe ve üniversite kapatmalar sonucu 10 bine yakın akademisyen işsiz kaldı.

Bir yıl içinde F..Ö ile ilişkili olduğu iddiasıyla aralarında insan hakları ve çocuk hakları alanında çalışanlarla kültür merkezlerinin de bulunduğu bin 61 öğretim kurumu, 223 kurs ve etüd merkezi, bin 125 dernek, 129 vakıf ve 19 sendika kapatıldı.

Emniyet mensupları ile öğretmenlerin çoğunlukta olduğu en az 41 kişi intihar etti.

OHAL döneminde saldırılara en fazla hedef olan kesimlerden biri de medya oldu. F..Ö ile bağlantılı olduğu bilinen yayın organlarının yanı sıra havuz medyası dışında kalan çok sayıda muhalif yayın organı kapatıldı, gazeteciler cezaevine konuldu. Aralarında BirGün Gazetesi çalışanı Mahir Kanaat’ın da bulunduğu 167 gazeteci tutuklandı, 3 bine yakın gazeteci işsiz kaldı. TGS’nin verilerine göre, 40 yayınevi, 5 ajans, 56 gazete, 22 dergi, 31 radyo ve 32 televizyon kanalı kapatıldı.

OHAL’in hedeflerinden biri de HDP ve DBP oldu. Terör bahanesiyle 94 belediyeye kayyum atanırken 85 belediye eşbaşkanı, 800 dolayında il ve ilçe başkanı cezaevine konuldu. Aralarında HDP eş genel başkanlarının da bulunduğu 10 milletvekili tutuklandı.



Açlık grevindeki eğitimciler

Kamudan ihraçlar, direnişleri de beraberinde getirdi. Ankara’daki Yüksel Caddesi’nde açlık grevine başlayan eğitimciler Nuriye Gülmen ile Semih Özakça direnişlerin simgesi oldu. Açlık grevinin 76’ncı gününde tutuklanarak cezaevine konulan iki eğitimci açlık grevlerinin 188’nci gününde direnişlerini cezaevinde sürüyor.

Birgün
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ