Cemaatleri kontrol, 28 Şubatçıların bile başaramadığı bir düzen

Ceren Sözeri: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın dile getirdiği ‘Cemaatlere kontrol mekanizması şart’ açıklaması, 28 Şubatçıların bile başaramadığı yeni bir düzene, İslami hareketin yeni, belki de son evresine işaret ediyor.


Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açıktan dile getirdiği ‘Cemaatlere kontrol mekanizması şart’ açıklamasının, 28 Şubatçıların bile başaramadığı yeni bir düzene, İslami hareketin yeni, belki de son evresine işaret ettiği belirtildi.

Evrensel Gazetesi yazarı Ceren Sözeri, ‘Çaresiz Fısıltı’ başlığı ile ile yayımlanan makalesinde “Paylaşım kavgasının yanında inanç ve ifade özgürlüğü bir kez daha, bu kez AKP eliyle, İslamcı hareketin gündemine girecek.” ifadelerini kullandı.


Ceren Sözeri’nin bugünkü yazısı şöyle:

“Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan 1992’de bir televizyon kanalı ihtiyacı vesilesiyle Zekeriya Karaman, Haşim Bayram, Recai Kutan ve Azmi Ateş’le görüştü. Camilerde vaaz vererek para toplama işine giriştiler. Erbakan, bağış kampanyası için yaptığı konuşmada “Televizyonu olmadan bir davanın yürümesi mümkün değildir. Bir topluluğun toplum olması mümkün değildir. Kaldı ki bugün yapılmış olan cihadda, yani Hak’kın hâkim olması için yapılan mücadelede, televizyonu isterseniz topçu kuvveti olarak tarif edin, isterseniz hava kuvveti olarak tarif edin onun gidip bir tepeyi bombalamasından önce, piyadenin o tepeyi zaptetmesi mümkün değildir. Onun için bugün yapılmış olan cihadı, televizyonsuz yapmanın imkânı yoktur” dedi. Kanal7 1993’te kuruldu. Erbakan’ın bu konuşması 1998’te partinin kapatılmasıyla sonuçlanan davanın gerekçeli kararında yer alıyordu.

Siyasi parti kurup yönetime aday olan İslami hareketin kendisini topluma anlatması için medyaya ihtiyacı vardı. Ancak ellerindeki gazetelerin ve televizyonların yetmediği kısa sürede anlaşıldı, merkez onlara kapalıydı. Yeni Şafak gazetesi 1995’te çıktığında eğitimli, entelektüel müslümanlara hitap ediyor, liberal bir forum olmaya çalışıyordu. İskender Paşa, Erenköy cemaatlerinden hem besleniyor hem de cemaatler içi ve arası diyaloğa katkı sağlıyordu. Haksöz ve Selam cephesi radikal bulunsa da kapitalizm karşıtlığı ve adalet üzerine kurmuştu politikasını ve yayın çizgisini, sözlerinin bir karşılığı vardı.

İslami hareketin merkeze taşınmasının yolunu Erdoğan açtı. 90’larda Menzil tarikati lideri Mehmet Reşit Erol Adıyaman’ın bir köyünde şifa dağıtıyordu. Ruşen Çakır Ayet ve Slogan’da oğlunun şifa dağıtmaya devam etmesine pek ihtimal vermiyor, politikaya angaje olmaları durumunda efsanenin son bulacağını düşünüyordu. Süleymancılar, her ne kadar sağ partilere yakın olsalar da katı, ketum bir cemaatti. Kadirilerin İcmal kolunun başında olan Haydar Baş bugüne dek etki alanı dar da olsa dokunulmazlık edinmişti. Hatta geçen hafta Gazete Duvar’da Sadık Güleç’in altını çizdiği üzere milliyetçi, mukdesatçı bir Doğu Perinçek pozisyonu elde etmişti.

Köprünün altından çok sular aktı elbet, bu yazıya sığdırmanın imkanı yok. Ancak 90’larda tanık olduğumuz medya, siyaset ve iş dünyasından oluşan fasit üçgene bu sefer geçmişin mağdur İslamcıları sıkıştı. Medya sahipleri inşaat, enerji, taşımacılık, madencilik gibi alanlarda sırtlarını tamamen devlete yaslamış durumunda, 2001 öncesi seleflerinin akıbetini hiç hatırlamıyor.

AKP döneminde ekonomik olarak epey güçlenen tarikatler de şaşa yarışında. 90’larda siyasetten uzak, mütevazı yaşam tarzı haberlere konu olan Mehmet Reşit Erol’un torunu hatırlarsanız geçen yıl sünnetinde tahta oturmuştu, bugün müridleri mercedes konvoyuyla şov yapıyor. Cemaat’ten boşalan bakanlıkların hangilerinin Menzilcilerin hangilerinin Süleymancıların elinde olduğu kulis haberi kategorisinde artık. AKP’ye başından beri en güçlü desteği veren İskenderpaşa Cemaati’nin önde gelenisimlerinden Prof. Cevat Akşit’in Erdoğan Ailesi ve Diyanet İşleri Başkanı’nın bir basamak altındaki sıkışık hali, Tayfun Atay’ın dikkat çektiği üzere, din, siyaset, ticaret ilişkilerindeki hiyerarşiyi en iyi şekilde özetliyor. Yıllardır dokunulmayan Adnan Oktar’a neden dokunuldu, Haydar Baş’ın cemaat içi para trafiği kimi rahatsız etti bilmiyoruz. Ancak Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın dün açıktan dile getirdiği ‘Cemaatlere kontrol mekanizması şart’ açıklaması, 28 Şubatçıların bile başaramadığı yeni bir düzene, İslami hareketin yeni, belki de son evresine işaret ediyor.

Değer kaybeden Türk lirası, ABD’nin tutumu, yakında yürürlüğe girmesi beklenen yaptırımları, artan dış borcun sıkıştırması karşısında ilan edilen ekonomik savaş cemaatleri kısa bir süre ‘yerlilik ve millilik’ çizgisine hizalayabilir. Ancak krizin etkileri arttıkça içeride açılan cephenin hareketlenmesi de kaçınılmaz. Paylaşım kavgasının yanında inanç ve ifade özgürlüğü bir kez daha, bu kez AKP eliyle, İslamcı hareketin gündemine girecek. Hamaset dışında sözü olmayan, iktidara yakınlaşarak zenginleşmiş medya elitleriyle rıza üretmek zor, topçu birliği hiç olmadığı kadar zayıf. Hem hareketin hem ülkenin gidişatından kaygı duyan, biraz küskün birikimli kadrolarının köşelerinden dile getirdikleri uyarılar şimdilik fısıltı tonunda. Saray’ın duvarları sağır. İktidar, medya gücünü sınamaya daha yeni başlıyor.

*Eskiye özlem mi, tatile ihtiyaç duyduğumdan mıdır nedir, ne zaman iktidar medyasından “dostça” bir uyarı okusam kulaklarımda George Michael’dan Careless Whisper çalıyor. Yazının başlığı yapacaktım ancak sonra Ekşi Sözlük’te Cenk Durmazel’in şarkının adını Çaresiz Fısıltı olarak çevirdiğini gördüm, tam denk geldi.”



Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ