Basın kartı verilmeyen Alman gazeteci yazdı: Ahlaksız teklif yapıldı

Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Alman gazetesi Der Tagesspiegel’in Türkiye muhabiri Thomas Seiber Der Tagesspiegel için bir yazı kaleme aldı.


Basın kartı yenilenmediği için hafta sonu Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Alman gazetesi Der Tagesspiegel’in Türkiye muhabiri Thomas Seibert, döndükten sonra gazetesinde kaleme aldığı ‘Türkiye’ye acı veda: 22 yıl sonra kovuluşum’ başlıklı yazıda Türkiye’nin yakın tarihindeki değişimini anlattı.

Geçen haftalarda önce Avrupalı bazı gazeteciler İstanbul’daki bir AB zirvesine basın kartlarının henüz verilmemiş olması nedeniyle içeri alınmamış, sonrasında ise Seibert dahil üç Alman gazetecinin başvurusu reddedilmişti. İki gazeteci hafta sonu çalışma iznini yenileyemeyeceği için Almanya’ya dönmek zorunda kalmıştı.


O gazetecilerden Seibert’in Der Tagesspiegel için kaleme aldığı yazı özetle şöyle:

Erdoğan’la belediye başkanıyken tanışmıştım, futboldan konuşmuştuk

Tam 22 yıl önce Recep Tayyip Erdoğan’la ilk kez tanışmıştım. 1999 yılının mart ayında infaz edilen hapis cezasına başlamadan İstanbul’da yabancı basını davet etmişti. … Boğaziçi kenarında bir Osmanlı sarayında gerçekleşen toplantıda Erdoğan’ın yanında oturuyordum. Futbol hakkında konuştuk biraz.

20 yıldan fazla bir süre boyunca Erdoğan’ın Türkiye’nin en güçlü adamına dönüştüğü o yükselişi gözlemledim. Ama Erdoğan hükümeti artık beni bir gazeteci olarak hoş görmüyor.

Kızım İstanbul’da doğdu büyüdü ve saz çalmayı öğreniyor

Bu 20 yılı aşkın sürede çok şey değişen tek yer Türkiye değil. Benim hayatım ve ailemin hayatı da Türkiye ile iç içe geçmiş durumda. Kızım Julia İstanbul’da doğdu ve büyüdü. Azimli bir müzisyen ve konservatuarda klasik gitar eğitimi alıyor – eğitimi kapsamında saz çalmayı öğreniyor. Kendisi de Tagesspiegel İstanbul muhabiri eşim Susanne Güsten Türkiye’deki uluslararası binicilik turnuvalarında binicilik yapıyor. Ben de İstanbul’un barlarında çalan iki farklı rock grubunda enstrüman çalıyorum. Evimizin iki diğer üyesi ise Türk sokak kedileri Plisch ve Plum.

Orhan Pamuk’u tanıdığımda utangaç bir adamdı

Bir gazeteci olarak Türkiye’nin bu süreçte nasıl değiştiğini şahsen deneyimledim. Daha sonra Nobel Edebiyat Ödülü alacak Orhan Pamuk 90’lı yıllarda tanıştığımda utangaç bir adamdı – o kadar utangaçtı ki insanlarla bir araya geldiğinde alnında boncuk boncuk ter olurdu. 2007’de aşırı sağcılar tarafından öldürülen Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink, bir mahkeme salonunda milliyetçiler tarafından saldırıya uğradığında yumrukları havada korkusuzca karşılık veren bir savaşçıydı.

Başörtülü öğrencilere müdahaleyi de yazmıştım, Gezi Parkı’nı da

Devletin muhalifleri nasıl idare ettiği tüm bu yıllar boyunca gündemde olan bir konuydu. İlk yıllarımda Boğaziçi’nde üniversiteye başörtüyle girmek istediği için polisin TOMA’larından tazyikli sularla geri püskürttüğünü yazmıştım. 15 yıl geçti, aynı TOMA’lar Gezi Parkı’ndaki göstericileri hedef aldı.

Reformları da gördüm ‘Eski Türkiye’nin yükselişini de

Erdoğan AKP’si 2002 Kasım’da iktidara geldikten sonra ülkenin yaşadığı reform dönemini de deneyimledim: İdam cezası kaldırıdı, askeri güç baskılandı ve sivil toplum güçlendirildi.

AB Türkiye’ye omuz silktiğinde de buradaydım, reform hareketi yavaşladığında, yasak ve tabuların olduğu ‘eski Türkiye’nin eli tekrar güçlendiğinde de buradaydım.

Türk-Almanlar Türkiye’ye dönüyordu, bu eğilim tekrar tersine döndü

Türkiye ekonomisinin patlama yaşadığı altın yıllarda daha iyi bir gelecek gördüğü için Türkiye’ye dönme kararı alan genç ve azimli Türk-Alman vatandaşlarla röportajlar yaptım. İki yıl ABD muhabirliği yaptıktan sonra Türkiye’ye geri döndüğümde 2016 darbe girişiminden sonra giderek artan baskılar sonucu Türkiye’den Almanya’ya yeniden bir göç başladı.

Silah arkadaşlığımızı Türkiye’de herkes biliyor, Almanya’da sadece tarihçiler

Neredeyse her Türk’ün Almanya’yla bir bağlantısı var. Birinci Dünya Savaşı’ndaki silah arkadaşlığını Türkiye’de ilkokul çocukları bile biliyor, Almanya’da ise bunu sadece tarihçiler biliyor.

Türkiye’de Kürtlerin neden ikinci sınıf vatandaş gibi hissettiğini ve neden ellerine silah aldıklarını yazdığımda, bazı çevrelerce terör örgütü PKK’nın dostu ilan edildim.

Alman gazetecilerin akreditasyonu pazarlık gücü olarak kullanılıyor

Tüm bunlarla yaşamak zorundasınız. 1997’den beri Türkiye’de akreditasyonlu bir gazeteciydim. 15 yıl hatta daha uzun bir süre yabancı gazetecilere verilen çalışma izinleri sadece bir formaliteydi. Ama son birkaç yıldır yıldır Ankara, Alman gazetecilerin Türkiye’deki akreditasyonlarını pazarlık gücü olarak kullanıyor. Bu yüzden her biri Türk hükümetinden zılgıt yiyen, Spiegel muhabiri Hasnain Kazim, Frankfurter Rundschau’dan Frank Nordhausen ve Stern’den Rafael Geiger de akreditasyonları onaylanmadığı için ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

Şimdi Türkiye ZDF çalışanı meslektaşım Jörg Brase ve NDR’den Halil Gülbeyaz’ın çalışma izinlerini reddetti. Ve bizim diğer gazetecilere ibret olmamız isteniyor.

Sonrasında Ankara’dan Tagesspiegel’e ahlaksız bir teklif geldi: Thomas Seibert yerine başka bir gazeteci gönderin.

Türk hükümeti Alman gazete ve televizyonlarını kontrol edebilme hedefine ulaşamayacak.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ