AP’nin kabul ettiği Türkiye raporunda neler var, şimdi ne olacak?

"Hatırlanacağı üzere Hollandalı Avrupa Parlamenteri Kati Piri’nin kaleme aldığı Türkiye ilerleme raporunda Türkiye’de devam etmekte olan ağır insan hakları ihlallerine dikkat çekilmişti."
"OHAL’in fiilen devam ettiği, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’a gibi muhalif kimselere yönelik “keyfi tutuklamalar”, “Türk İstihbaratı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı’nı fişlemelerde vb kullanması, 160 basın kuruluşunun kapatılması gibi daha birçok somut ihlaller belge ve bilgilerle ortaya konmuştu."

TR724'ten Ramazan Faruk Güzel'in Haber-Analizi şöyle;

Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu da Çarşamba günü bu yıllık raporu oyladı ve 109 ‘hayır’ oyuna karşı 370 ‘evet’le kabul etti. Raporda “ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında süregelen üyelik müzakerelerinin askıya alınması “ talebi de vardı ve de Avrupa Komisyonu ve Avrupa Birliği Konseyi’ne bu konuda  bir tavsiyede bulunuluyordu.


Müzakereler durdurulabileceği gibi tamamen sonlandırabilir de… Zira AP’nin en büyük grubu Avrupa Halk Partisi’nin de bir süredir bu yönde yoğun bir baskısı ve talebi vardı ve bu gidişle de “tamamen iptali” seçeneği de gelebilir.

AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantısı, 15 Mart tarihinde Brüksel’de yapılacak ve de toplantının ana gündem maddesi haliyle “insan hakları”! Görüşme gündeminde ayrıca vize serbestisi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, katılım sürecinde gelinen nokta, terörle mücadelede iş birliği gibi konular var.

AKP HÜKÜMETİNİN TAVRI ve TEPKİSİ

Türkiye’deki insan hakları ihlallerinin ayyuka çıktığı, dünyaya mal olduğu yerde AKP, gelen tepkilere karşı “üç maymunu oynamaya” devam ediyor ve sürekli olarak inkar politikası güdüyor. Yaşanan ihlaller belgeleri ile, görüntüleri ile ortaya konurken, başta Erdoğan olmak üzere bazı siyasilerin pervasız tavırları ve açıklamaları insanların gözüne sokulurken, böyle raporlar ortaya çıkmaya başlayınca da anlamsız tepkiler verebiliyorlar.

Nitekim, AP Genel Kurulu’nun bu kararı üzerine hemen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Türkiye kararı ile ilgili olarak ‘değersiz, hükümsüz ve itibarsız bir karar’ açıklamasını yapıverdi.  Çelik, “Bu itibarsız karar, AP’nin artık aşırı sağın ideolojik güdümüne girdiğinin ilan edilmesidir“ derken de hükümetinin karşı atağının uçlarını göstermiş oldu. Kitlesine karşı “Hristiyan Batı”, “Biz Müslümanız diye bizi istemiyorlar”, “Haçlı zihniyeti”, “Dış güçler” vs retorikleri yürürlüğe sokacak anlaşılan.

Zaten AKP’nin fiili ortağı Avrasyacı kanat da Türkiye’nin aşamalı olarak tamamen Batı’dan (AB, ABD ve NATO’dan) kopmasını, Doğu Bloku ülkelerine kaymasını istemekteydi; Çin ve Rusya’nın başını çektiği Şangay Beşlisi’ne yani… Zaten İran da bu ekip tarafından “ikinci ev ve adres” olarak görülmektediydi. Rusya ile ortak tertiplenen “15 Temmuz Darbe Kumpası” ile de zaten bu kopuşun son rötuşları yapılmıştı. Batı ve Nato yanlısı olarak görülen ne kadar önceden fişlenmiş, belirlenmiş asker, polis, yargı mensubu varsa hemen hepsi de atılmıştı.

AKP ve Erdoğan tarafı da bu kopuşa ister istemez gönüllü olmuştu zira Batı dünyasının kabul edemeyeceği kadar büyük ve uluslararası yolsuzluk, terör, kara para aklama trafiği, ambargoları delme vb suç dosyaları var… Ve Türkiye’de özellikle de Gülen Cemaati ve Kürtlere dönük yaptıkları soykırıma varan uygulamalarından dolayı bu ihlallerin AB ve AİHM nezdinde kendilerinin başlarını çok ağrıtacağını öngörüyorlar. Dolayısıyla da vuruşarak çekilme ve suçu Batı ve AB’nin üzerine atma stratejileri uygulamaktaydılar. Bu AP kararıyla da bu kopuş hızlanacağa benziyor.

AP KARARI “AŞIRI SAĞCILIK”TAN MI?

İlginç olan; Türkiye raporunda Yeşiller çekimser kalırken, aşırı sağ ‘hayır’ oyu kullandı.

Ve de her gün seçim meydanlarında Erdoğan’ın terörist ilan ettiği, linç ettiği, seçim bürolarını taciz ve talan ettiği, siyasilerini hemen her gün içeriye aldığı HDP, müzakerelerin devamından yana tavır aldı. Nitekim HDP Avrupa temsilcisi Eyup Doru:  “Bizler de Avrupa Parlamentosu gibi düşünüyoruz, müzakereler tamamen koparılmasın, askıya alınsın.” Nitekim AB yolunun tamemen kapanması demek, Erdoğan ve Avrasyacı koalisyonlu Türkiye’nin tamamen Rusya’nın kucağına bırakılması demek..

Şimdi soru şu, ‘AP’nin bu kararı artık aşırı sağın ideolojik güdümü kaynaklı’ mı? Bu konuda Euronews ve onun başarılı gazetecisi Gülsüm Alan önemli veriler sunmakta kamuoyuna… Bu yayınların da ışığında, raporda sıralanan hususları buraya aktaralım ve takdiri okuyucuya bırakalım.

OHAL’İN FİİLEN DEVAMI:

OHAL’in fiili olarak devam ettiği örneklerle ortaya konuluyor.

– ‘OHAL Komisyonu, başvurulara sadece yüzde 7 olumlu cevap verdi ve 81 bin dosya hala bekliyor.

– İşten atılanların üzerinde başta ekonomik olmak üzere çok sert baskılar oluyor ve adeta sosyal ve profesyonel hayatta damgalanıyorlar.

– Türk hükümetinden bu kişilerin uluslararası hukuk standartlarına uygun şekilde maddi ve manevi kayıpların tazmin edebilecek şekilde bir mekanizmanın kurulması talep ediliyor.

– OHAL prosedürleri halen yerel idare ve makamlarca devam ettiriliyor.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ YOK:

İfade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve mal edinme özgürlüğü konusunda  endişe edilecek boyutta çok ciddi geriye gidiş var.

(160 basın kuruluşunun kapatılması hatırlatılırken, geçtiğimiz günlerde Euronews Türkçe’ye konuşan Avrupa Parlamenteri Kati Piri, “Türk hükümetinin bazı Avrupalı gazetecilere basın kartı vermeyi reddettiğini” de aktarmıştı zaten…)

TERÖR İDDİASIYLA KEYFİ TUTUKLAMALAR:

– Terör iddiaları sebebiyle 150 bin kişi gözaltına alındı ve bu davaların çoğunda kesin kanıt olmadan işlem yapılıyor. (Nitekim İçişleri Bakanı S. Soylu da bir yayında sadece Fetö’den 510 bin kişinin tutuklandığı bilgisini vermişti.)

Bu bağlamda, sendika üyeliğinin suç delili olarak ele alınmasından derin bir endişe duyuluyor.

– Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’a yönelik “keyfi tutuklamalar” yanında, Türkiye’de bulunan insan hakları savunucuları ciddi risk altında… Dolayısıyla da bunlara yönelik desteklerin artırılması isteniyor.

– Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komiseri’nin raporuna dayanarak, terörle mücadele yasasının insan hakları ihlallerini meşrulaştırmak için kötüye kullanıldığı hatırlatılarak, Terörle Mücadele Yasası’nın uluslararası insan hakları standartlarına uygun hale getirilmesi notu düşülüyor.

MİT ve DİYANET:

Gülen Hareketi ve muhaliflere baskı uygulamak için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Türk istihbarat kurumu tarafından kullanılması büyük endişeye sebebi.

– Bu durum, Avrupa ülkelerinin egemenlik haklarını ve sosyal düzenini tehdit edici olarak görülüyor, dolayısıyla da Avrupa ve üye ülkelerin güvenlik birimleri göreve çağrılıyor.

PASAPORT TAHDİTLERİ:

– Tutuklu veya şüpheli yakınlarını da kapsayacak biçimde pasaportların iptalleri ciddi boyutta.

– Pasaport tahdit süreçlerinin idari olarak denetlenmesi ve adli olmayan iptallerin kaldırılması talep ediliyor.

BAŞKA ÜLKELERDEKİ MUHALİFLERİN KAÇIRILMASI:

– AKP Hükümeti’nin 3. ülkelerde Türk vatandaşlarını rahatsız etme, kaçırma, gizli takip ve ihbar hatları açma gibi yöntemleri sert bir dille kınanıyor.

–  İllegal kaçırma operasyonlarından ve 18 ülkeden 101 Türk vatandaşının iadesinden derin endişe duyulduğu ifade ediliyor.

İnterpol’ün hiçbir şekilde Türk muhaliflerini, insan hakları savunucularını ve gazetecileri hedeflemek için kullanılamayacağı hatırlatılıyor.

TÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMALARIN ARTMASI:

OHAL’den bu yana Türk vatandaşlarından gelen sığınma başvurularının çarpıcı biçimde arttı.

–  Eylül 2018 rakamlarına göre 16 binden fazla iltica başvurusu var ve Türkler en fazla başvuru yapan 5. Grup haline geldi.

YOLSUZLUKLAR KONTROLSÜZ:

– Türkiye’de yolsuzluklar birçok alanda yaygın ve kontrolsüz.

– Yolsuzluk davalarında soruşturma, kovuşturma ve mahkumiyet sicil kayıtları özellikle üst düzey yolsuzluk davalarında zayıf kalıyor.

YARGI MENSUPLARININ İHRACI, AVUKATLARIN TUTUKLANMASI

– Son yıllarda 5 bine yakın hakim ve savcının ihracı; yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına tehdit oluşturuyor.

– 570 avukatın tutuklanması; savunma ve adil yargılanma hakkına engel teşkil ediyor.

BEKLE GÖR DİYE DİYE…

Evet, AB kurumları bu zamana kadar hep “Wait and see”, “Bekleyelim ve görelim” politikaları uygulayageldi. Yugoslavya’nın dağılmasından sonra özellikle Boşnaklara karşı yapılan katliam ve soykırımlar karşısında olduğu gibi, şu an Türkiye’de son 4 yıldır yaşananlara karşı da böyle bir ketum duruş var; özellikle insan hakları savunucularına, Kürtlere ve Gülen Cemaati mensuplarına karşı yapılan yıldırma, yok etme, hatta soykırıma karşı…

2015 yılından beri Türkiye’nin insan hakları konusunda yaşanan savrulmaları değişik kişiler, yetkililer ve kurumlarca uyarılıyor ve AB yetkilileri ve kurumları insiyatif almaya çağrılıyor. Kendi ihracımdan sonra geçtiğim Brüksel’de de şahsen oradaki yetkililere ulaşmaya, mektuplarla özellikle yargı dünyasında yaşanacak büyük tasfiyelere dikkat çekmeye çalışmıştım. O zaman da gündem “Suriye savaşı kaynaklı büyük göç dalgası ve AB’nin bundan en karlı sıyrılma arayışı” idi. Dolayısla da şahsımın ve başkalarının bu tür uyarıları da “kaygılıyız”, “kaygıyla izliyoruz” vs denilerek geçiştirilmişti hep.

Halbuki bu süreç daha şirazeden çıkmadan, daha 2015 yılı başlarında ciddi tavır konulabilseydi, iş bu kadar kopma noktasına gelmezdi. O zamanlar uyarımız net idi:

“Bu sürece şimdi dur demezseniz, yargıda bu kadar büyük tasfiyelere mani olmazsanız, ileride en temel hakları savunacak hiç bir yargı mensubunu bulamazsınız. Kimse cesaret bulamaz.”

Şimdi ise, “bakın hala şu da içeride, şu konuda da hala ihlaller devam ediyor” vs şeklinde sızlanmalar var. Halbuki Erdoğan ve AKP’nin istikameti belli idi ve bu notkaya geleceği ve hatta ileride bunların çok da ötesine geçebilecekleri öngörülüyor da.

Şimdi ise Türkiye’nin üyelik sürecinin dondurulması, hatta tamemen bitirilmesi konuşuluyor. Portekizli Avrupa Parlamenteri Ana Gomes gibi kimseler, Türkiye’ye silah ambargosu uygulanması teklifinde bile bulunuyor. Bu da ihtimal dahilinde.

MAKAS AYRIMI

Türkiye her Batı’dan uzaklaştıkça Avrasyacılar derin bir nefes alıyor. Hulusi Akar’ın ABD’de sıcak görüşmeler yaptığında bir hayli gerilmiş, soluklarını tutmuşlardı. AB’den gelen bu karardan sonra tekrar bir rahatlama gelmiştir kesin..

AB ve Türkiye bundan böyle ne yapacak?

“İnceldiği yerden kopsun, gittiği yere kadar” mı diyecekler?

Bu, tarafların gelecek planlarına bağlı. AB, Türkiye’yi tamamen gözden çıkardıysa, “Ruslarla ne yapacaksa yapsın” diyorsa, bu süreci akışına bırakması kafi.

Türkiye’yi şu an yönetenler (Erdoğan ekibi ve Avrasyacı grup), Türkiye’de kurmaya çalıştıkları diktatöryel rejimin devamından yana iseler, AB’yi tamamen gözardı edip, insan hakları ihlallerine aynen devam edeceklerdir. Şu anki manzara da onu gösteriyor. Tek sıkıntıları, kurdukları bu zulüm çarklarını sürdürebilmeleri için nakit akışını sağlamaları. Arada para pompalayacak birilerini bulurlarsa sıkıntı yok.

AB ile Ortadoğu arasında Türkiye’nin bir tampon bölge olarak kalması AB için cazip de geliyor. Rejimin adı diktatörlük olmuş, sultanlık olmuş, Tek Adam rejimi olmuş vs çok da mevzu değil. Görünen manzara şimdilik bu.



KAYNAK: TR724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ