Ahmet Altan: Cezaevlerindeki binlerce mazlum adına konuşacağım

Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak gibi gazeteci ve yazarların aralarında bulunduğu yedi sanıklı davanın beşinci duruşmasının Silivri'de görülüyor. Altan mahkemede savunmasında cezaevlerindeki mazlumlar adına konuşacağını söyledi.
Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak ve Fevzi Yazıcı gibi gazeteci ve yazarların yargılandığı davada 5. duruşmanın ikinci oturumu Silivri'deki mahkeme salonunda devam ediyor. 16 Şubat'a kadar devam edecek yargılama aynı zamanda karar duruşması olma özelliği taşıyor. Yedi sanık hakkındaki kararın cuma günü açıklanması bekleniyor.

Duruşmanın bugünkü oturumunda, ilk olarak Ahmet Altan savunma yapmaya başladı. 

Ahmet Altan'ın savunmasından satırbaşları şöyle;


CEZAEVLERİNDEKİ MAZLUMLAR ADINA KONUŞACAĞIM
''Ben bugün buraya yargılanmaya değil yargılamaya geldim. Bırakın darbe yapmayı, kendilerini hedef alan zulme itiraz etme imkânına bile sahip olmayan binlerce masum adına da konuşma hakkına sahibim. çünkü onların uğradıkları haksızlıkları gördüm, taş duvarlar arasında onların kaderini paylaştım.'' 

15 TEMMUZ 31 MART AYAKLANMASI BENZERİDİR
Altan 15 Temmuz darbe girişimini 31 Mart ayaklanmasına benzetti: "Ben şimdi size benzerlikleri anlatacağım ve çok şaşıracaksınız. Nasıl oldu da İttihatçılara karşı olan bir askerî kalkışma İttihatçıların, Erdoğan’a karşı olan bir askerî kalkışma Erdoğan’ın mutlak iktidarına yol açtı? '15 Temmuz’u sen yaptın' diye yalan söyleyip beni hapse atmak kolay ama bu sorulara cevap vermek o kadar kolay değil. “Neydi bu 31 Mart” diye soranların “hain” ilan edilmesi gibi “neydi bu 15 Temmuz” diye soranlar da “hain” ilan ediliyor. 15 Temmuz’un toplumun tabanında da bir karşılığı yoktu. Darbeye karşı yiğitçe sokağa çıkan kitleler bunu kanıtladı zaten.

ÖLEN BİR YARGI ÖYLE KÖTÜ KOKAR Kİ
''Ölen ya da ölmekte olan bir yargı öyle korkunç kokar ki cehennem bile o kadar kötü kokmaz. Bugün Türkiye’yi saran bu çürümüş ceset kokusu, ölmekte olan bir yargının bütün topluma yayılan, herkesi ürküten kokusudur. Biz, bugün bu davada ölmekte olan bir yargının çürüyüp dağılmakta olan acınası bedenini teşrih masasına yatıracağız. Türkiye’de artık adaleti “ötekinin cezalandırılması” olarak gören bir yargı ve medya var. “Öteki” de biziz. AKP’nin bütün muhalifleri. Bir zamanların “ahmaklığının” şimdi “adalet” sanıldığı bir ülkede yargılanıyoruz biz. Hukuk, yargı, adalet üçgeninde vurulabilecek, yaralanabilecek, ölebilecek tek zayıf halka yargıdır. Bu yüzden her zorbanın ilk hedefi yargı olur. Bir yargı vurulduysa mutlaka ihanete uğramıştır. Hiçbir gerçek savcı, hiçbir gerçek yargıç, hiçbir gerçek hukukçu bu ihanete alet olmaz. Yargıdaki meslek hainlerini bulmak mı istiyorsunuz? Kimin utanmadığına bakın. Kim utanma duygusunu ruhundan silip attıysa yargının haini odur. Bugün Türkiye’de Mezarlıklar Müdürlüğü dışında düzgün çalışan tek bir müessese bile kalmadı. Çökmeyen hiçbir şey kalmadı. ''

YILLARCA DEVLET BİZİ İZLEDİ
''Bir adamın “mutlak iktidara” sahip olduğu her toplum eninde sonunda çöker. O mutlak iktidar, toplumun içine akıp kaybolduğu bir kara deliğe dönüşür. Bugün iktidarı mutlaklaştırıp tek bir noktada toplamak için atılan her adım o kara deliği büyütüp onun uğursuz çekimini artırıyor. Bu devlet bizi 15 Temmuz darbesini yapmakla suçluyor. Açık bir yalan bu. Bizim darbeyle hiçbir ilgimiz olmadığını yıllarca bizi izlemiş olan istihbarat teşkilatı da, polis de, bu iddianameleri yazan savcılar da biliyorlar. 31 Mart’tan sonra her İttihatçı muhalifine “mürteci” yaftası yapıştırıldığı gibi 15 Temmuz’dan sonra tutuklanan binlerce insana da “F...’cü” damgası vuruldu. Bir de, suçluların, benim de aralarında bulunduğum bir kategorisi bulunuyor. Bunlar hem F...’ye hem de PKK’ya yardım ediyorlar. Benim de aralarında bulunduğum bu “elit” suçlular artık nasıl bir manyaklarsa nerede silah görseler oraya koşuyorlar.

YAZARLARDAN KORKUYORLAR
''Siyasi iktidar artık generallerden korkmuyor. Ama yazarlardan korkuyorlar. Silahlar değil kalemler korkutuyor onları. Çünkü kalem, silahın ulaşamayacağı bir yere, toplumun vicdanına ulaşıyor. İddianamede benim 2016’da yapılan 15 Temmuz darbesine katıldığımın “kanıtı” olarak 15 Temmuz’dan 6 yıl önce yayımladığım bir haber gösteriliyor. Ben nasıl bir güce sahipsem subayları tasfiye ediyorum, yerine örgüt mensuplarını atıyorum, kritik pozisyonlara örgüt mensuplarını getiriyorum. Bunların hepsini ben yapıyorum. Sanki yazar değil de TSK Personel Dairesi Başkanıyım. 6 yıl boyunca ordunun içinde her istediğimi istediğim yere yerleştiriyorum. Böylesine gayriciddi bir suçlamayla müebbetle yargılanıyorum.''

2012'DE TARAF'TAN AYRILDIM, 2013'TE BELGEYİ NASIL YAYINLAYABİLİRİM?
''Tanık ifadesine göre Alaattin Kaya, 17-25 Aralık 2013 tarihine kadar Taraf’a gelerek bana belgeler getirmiş. Savcı aynı iddianamede benim 2012’de Taraf’tan ayrıldığımı da yazıyor. 2012’de gazeteden ayrılan adama 2013’te belge nasıl gelebiliyor Savcı, AKP’yi eleştirmeyi “bir darbecilik kanıtı” olarak görüyor ve bunu yaptığım için hapishanede ölmem gerektiğini söylüyor.''

Altan burada “darbe” suçlamalarına delil gösterilen “Ezip Geçmek” başlıklı yazısından bahsetti. Yazı, Altan aleyhine açılan PKK propagandası davasında da delil niteliği taşırken başka bir yazısı da F... delili olarak iddianameye girdi.
Altan şöyle devam etti:

''Bu davada bu yazı benim F... destekçisi bir "darbeci’’ olduğumun kanıtı, ikinci davada "PKK destekçisi’’ olduğumun kanıtı. Ben bu yazıda darbe girişimini “çağrıştırıcı” bir ifade kullanmışım. Darbe girişimini "çağrıştırıcı’’ ifade ne demek? Ne tür bir suç bu? Bir savcı “darbeyi biliyordun” dediği zaman benim bu bilgiyi kimden, ne zaman, nasıl, nerede aldığımı kanıtlarıyla ortaya koyması gerekir. Bu savcı darbeyi ne sanıyor? Darbe “yorumlarla” yapılmıyor, silahlarla yapılıyor. Türkiye'de "ifade özgürlüğü olmadığını" söylemişim. Aman Allah'ım, ne korkunç bir darbecilik! Savcı orada oturuyor, göstersin "darbenin olacağını beyan ettiğim" cümleyi. Gösteremez. Bize karşı "15 Temmuz darbesini siz yaptınız" diye dava açarsanız yalan söylemekten başka çareniz kalmaz.

HUKUKEN YOK HÜKMÜNDEKİ DAVADA MÜEBBETLE YARGILANIYORUZ
''Bu dava, “ifade özgürlüğünü” güvenceye alan Anayasa’ya aykırı. “Anayasa’yı zorla değiştirme” suçunda cebir ve şiddet arayan yasaya aykırı. Bir kişinin bu suçtan yargılanabilmesi için ya “cebir ve şiddet” uygulaması ya “cebir ve şiddet uygulayan” birine emir vermesi ya da böyle birinden emir alması gerekir. Bu dava Anayasa’ya, yasaya ve Yargıtay kararına aykırı olarak sürdürülen bir dava. Hukuken asla olmaması gereken bir davada müebbetle yargılanıyoruz.''


 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER GÜNDEM HABERLERİ