YGS Türkiye birincisi hakkında bomba bilgiler

Kapısına kilit vurdular ama YGS birincisi yine Hizmet okulundan..
İsmail S. Gülümser/Aktifhaber

YGS Türkiye birincisi ve eğitimde şaibe kokan işler

Bingöl’de özel bir okulda okuyan Ahsen Zeynep Kaya YGS-1, YGS-2, YGS-5 ve YGS-6'da 500 tam puan yaparak 4 puan türünde Türkiye birincisi oldu. Bingöl’e bir ilk yaşattı, öğrenciyi ve okulunu tebrik etmek lazım. Ancak Türkiye dereceleri cemaat okullarından çıktığında siyasiler son dönemde bundan ciddi rahatsızlık duyuyorlardı. Şimdi Bakanlar ve Milli Eğitim Müdürleri öğrenciyi ve okulu tebrik yarışına girişmişler.

Bu sıcak ilişkiden kuşkulandım ve sebebini merak ettim, "acaba yeni bir dümenle karşı karşıya mıyız?" diye düşünmeden edemedim. Biraz araştırınca enteresan bilgilere ulaştım, bilgilerin yorumunu size bırakıyorum
 
Yeni açılmış bir okul 2. yılında 4 dalda Türkiye birincisi çıkarmış
 
-Türkiye birincisi çıkaran okul 2015-16 öğretim yılında açılmış daha çiçeği burnunda bir okul.
 
-Okul Ankara’da Zehra Vakfına bağlı açılmış 3 ildeki okullardan biri olarak görünüyor
 
-Zehra vakfının Ankara’daki merkez okulu da 2015-2016 yılında yeni faaliyete başlamış
 
-Eğitimde okulculuğa yeni başlamış bir vakıf. Bakanlığın yurt dışında okul açmak için kurduğu “Maarif Vakfının” kurucuları arasında sayılıyor
 
-Vakfın adı kullanılarak Van’da yeni bir devlet üniversitesi kuruluyor.   
 
Bu bilgiler kuşku duymayı gerektirecek çok şey içeriyor. Yeni açılmış bir okul grubu daha ikinci yılında 4 branştan birinci çıkarmış, bu işte bir gariplik olduğunu, bu hızlı yükselmenin araştırılması gerektiğini düşündüm. 
 
ZEHRA VAKFI'NDA NELER OLUYOR
 
Yeni okul kuran Zehra Vakfını inceledim. Vakfın kurucularından İzzettin Yıldırım’ın özgeçmişi hakkında yazdıklarını okudum. İzzettin Yıldırım Gaziantep’te Risale-i nur hizmetinin önemli isimlerinden biri olan Nazım Gökçek beyin yanında kalmış, sonra onların tensibiyle Çorum ve Eskişehir’e gitmiş oralarda evlilik düşünmeden vakıf olarak kendini öğrencilere adamış biri olarak anlatılıyor.  
 
1990 yılında İzzettin Yıldırım başkanlığında Zekeriya Özbek, Hüseyin Daşkın, Gıyasettin Bingöl ve Yasin Yıldırım gibi daha çok güneydoğu kökenlileri bir araya getiren Med-Zehra adıyla bir vakıf kuruluyor. Yeni Asya grubunun Said Nursi’nin kürt kimliğini ve Kürtlerle ilgili söylediklerini gizleyip tahrifat yaptığını savunarak tahrifatsız Risale-i Nur yayınlamaya başlıyor. Vakfın amaçları arasında Bediüzzaman’ın vasiyeti olan Van’da Ezher’e denk bir Med-Zehra üniversitesi kurmak olarak belirleniyor. Vakıf diğer bazı illerde de şube açarak örgütlenmeye başlıyor.
 
İzzettin Yıldım, Yaşanan ayrılığa rağmen kendisinin yaşantısıyla örnek olduğu, ılımlı yaklaşımıyla çevresini aşırılıklardan uzaklaştırdığı, herkese olumlu düşünmeyi önerdiği, kendini güneydoğu sorununun çözümüne adadığı, güneydoğu sorununa ırkçı bir yaklaşımla bakmadığı anlatılıyor. Bu amaçla Van’da üniversite ve okul açmak için çalışma başlattığı ama imkânsızlıklardan dolayı devam ettirmede zorlandığı belirtiliyor. 1996’da temeli atılan lise inşaatı yıllar sürüyor, çok sınırlı bölümü yapılmış iken vefat ediyor. İşin arka planını bilmemekle birlikte buraya kadar her şey tabii akışı içinde seyreder gibi görünüyor.
 
SIKI DURUN BOMBA HABER GELİYOR
 
İkibinli yılların başında çok tartışılacak bir yöntemle, önce bir yönetim kurulu üyesi, ardından vakıf başkanı Üsküdar’daki evinden arkadaşlarının gözü önünde birileri tarafından kaçırılıyor. İlgili internet sayfasında kaçırılmayla ilgili birçok ayrıntıya yer verilmiş. Bir ay sonra her ikisinin de Kartal’da bir evde cesetleri işkenceyle öldürülmüş olarak bulunuyor. Her ne kadar kamuoyuna ölümlerden Hizbullah sorumlu gibi aktarılsa da ilgili sayfada götürüldükten sonra evine girilmesi, tüm evinin aranmış ve eşyalarının karıştırılmış olması, bond çantasının götürülmesi, yapılanın bir resmi operasyon olduğu yönünde yorumlanmış.

İzzettin Yıldırım’ın öldürülmesiyle ilgili AHİM’de açılan davada ilginç bir ayrıntı yer alıyor. Olayla ilgili olarak mevcut iktidarın 6 yıl boyunca hiç araştırma yapmadığı, ancak AHİM’de dava açıldıktan sonra soruşturma başlatıldığı, hatta dava görüşülürken vakfın kapatılmasını istediği dile getiriliyor. İzettin Yıldırım’ı öldürdükleri iddiasıyla tutuklanmış Hizbullah üyelerinin de 2011 yılında yapılan bir düzenlemeyle salıverildiği yapılan açıklamalar arasında. 
 
Başkanın ve bir yönetim kurulu üyesinin öldürülmesinden sonra vakıf ileride kullanılmak üzere sanki bekletilmiş gibi görünüyor. Yıllardır Risale basma dergi çıkarma az sayıda öğrenciye burs ve barınma hizmeti verme dışında kayda değer bir çalışması olmayan, başkanın öldürülmesinden sonra faaliyetleri hepten azalmış olan vakıf son günlerde birden iktidarın gözdesi oluyor.
 
VAKFA OLAN İLGİNİN KAYNAĞI
  
Son dönemde Vakfa olan ilgi çok dikkatimi çekti, kimlerin yönettiğini merak ettim, internette kendi sayfalarında sadece Zekeriya Özbek’in ismine rastlayabildim. Ancak vakfın kurucularının 1993 yılında Yeni Zemin dergisini çıkardığı bu derginin yayın yönetmenliğini şimdiki AKP milletvekili Mehmet Metiner’in yaptığını ve yayın ekibinde AKP başkan yardımcısı Yalçın Akdoğan ile gazeteci Abdurrahman Dilipak’ın bulunduğunu gördüm. Vakıf 28 Şubat sürecinde kapatıldığı ve mallarının müsadere edildiği ancak yıllarca vakıfla hiç ilgilenmeyen AHİM’de vakfın kapatılmasını savunan AKP iktidarının 2013 yılında vakıf için yeni planlarını harekete geçirdiği yapılan bir düzenlemeyle mallarının yeniden iade edildiği duyurulmuş. Dergi ekibinde yer alan Altan Tan, Metiner ve Akdoğan’ı iktidarda oldukları halde yıllarca kendi başkanlarının ölümünü araştırmadıklarını ifade edip ayrılıyor. Ali Bulaç dâhil dergiden ayrılanların bugün başına gelenlere bakınca planlı faaliyetlerle ilgili kuşkular artıyor.
 
Yeni zemin yazarlarının içinde yer aldığı vakıf, Risale-i Nur camiası içinde daha çok güneydoğu kökenlilerin toplandığı bir vakıf olarak biliniyor. Bediüzzaman’ın güney doğudaki tesirinden yararlanmak isteyenlerin geçmişte yaptıkları gibi, 2013 yılına kadar vakıfla ilgili adım atmayan AKP’de güneydoğudaki emelleri için Med-Zehra vakfını yeniden canlandırıyor.
 
-Bugüne kadar eğitim camiasında varlığı hissedilmeyen Vakfın adı önce Devletin yurt dışında eğitim kurumu açmak için oluşturduğu “Maarif Vakfının” kurucuları arasında sayılıyor.
-Zehra vakfı adına Ankara’da çok güzel bir yerde çok büyük bir okul külliyesi açılıyor.
-Bu sezon başında kanunu çıkarılan Van’da Bedizzaman’ın projesi “Medreset-ü Zehra üniversitesi” kuruluşunda vakfa aktif rol veriliyor. Vakfın yeri ve ismi kullanılarak yeni bir devlet üniversitesi kuruluyor.
-Şimdi de sessiz sedasız vakfın Bingöl’deki bir yıllık okulu dört dalda YGS Türkiye birincisi çıkarıyor.
 
YGS birincisiyle ilgili açıklamalarda öğrenciyi tebrik eden Bakanlık yetkililerinin okulun ismini kamuoyuyla paylaşmaktan kaçınması, birincinin özelikle Güneydoğuda ses getirecek bir yerden çıkmış olması, vakfın yurt dışında ve yurt içinde daha çok Kürt kökenliler için bir cazibe merkezi haline getirilmek istendiğinin habercisi gibi görünüyor.
 
CEMAAT OKULLARI BİRİNCİ ÇIKARMAYA DEVAM EDİYOR
 
Bir yıllık bir okulda öğrenci başarısının sırrını araştırdığınızda çok ilginç bir sonuç ortaya çıkıyor. Vakfı ve eğitim faaliyetlerini güneydoğuda reklam etmenin bir yolunun arandığı, kısa sürede sonuç almak için ise cemaat okullarının başarısından yararlanıldığı anlaşılıyor. Başarının arkasında cemaatin çok önemli bir projesi olan “doğu batı kardeşliği” projesi var. Bu proje kapsamında Bingöl’den, batıdaki bir okula gönderilmiş ve üç yıl buradaki şimdi "cemaat okulu" olarak etiketlenen İstanbul Safiye Sultan Koleji'nde okumuş bir öğrenci, YGS'de şampiyon oldu. Cemaat okulunun başarısı, yeni kurulmuş bir okulun başarısı gibi gösterilerek, AKP'nin ele geçirerek "projeye" dönüştürdüğü Zehra Vakfı'nın, güneydoğuda ilgi odağı haline gelmesi hedefleniyor.
 
Bir diğer ayrıntı ise başarının arkasındaki eski okul müdürünün örgüt üyeliği bahanesiyle tutuklanmış olması ve başarının değerlendirmesini yapabilecek herhangi bir kişinin bulunmaması. Öğrencide emeği olan okul kapatıldığı için yaşananları kamuoyuna kimse aktaramıyor.
 
Bu örnek, cemaatin başarılarının tesadüfî olmadığını, öğrencileri için yapılan çalışmaların boşa gitmediğini, son dönemde 'soru çalmayla başarı elde edildi' yönündeki suçlamaların da gerçeği yansıtmadığını gösteriyor.
 
YGS de 4 dalda Türkiye birincisi, birincinin çıktığı il, birinci çıkaran okul, okulu kuran vakıf, vakfın geçmişte ve bugün yaşadıklarına bakıldığında eğitimde arka arkaya planlı faaliyetler zincirinin hayata geçirildiği izlenimi oluşuyor. Bir yandan her yerde cemaatin kurumlarının kapılmasıyla oluşan boşluğu doldurma görevinin faklı birimlere ihale edildiği,  bir yandan da cemaatin başarıları kullanılarak kısa sürede sonuca gitme hedeflendiği anlaşılıyor.
 
Kaynaklar: ÖSYM 2017 YGS sonuçları açıklaması, risale haber/haber/nuçe haber/ilke haber/gazete vatan/kararara.com internet siteleri, 
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EĞİTİM HABERLERİ