Üniversiteye girişte Kenan Evren yöntemi

Eğitimi de 12 Eylül'e bağladılar.
Üniversiteye girişte Kenan Evren Taktikleri

İsmail S. Gülümser/Aktifhaber   
      

Kenan Evren hiç bilmediği konularda bir cümle sarf eder. O günün çoğu asker kökenli bürokratları emir kabul edip içini doldurmaya çalışır sadece yasakçı mantıkla hazırlanmış düzenlemelerle askerlerin hiç gitmemek üzere tüm devlete hâkim olması için gayret ederlerdi. Bu amaçla Anayasa ve YÖK kanunu değiştirildi, sınav sitemiyle oynandı, her iki kurumda askerlerin kontrolüne verildi. 
 
“Ben TEOG olayını istemiyorum..” ile başlayan kısa bir açıklamanın hemen ardından  bürokratlar senenin ortasında okullar ve öğrencilerin nasıl etkileneceğini hiç hesap etmeden kendi getirdikleri ve takvimini bile duyurdukları sınavı kaldıracaklarını açıklıyorlar. Konu hakkında hiç ön çalışma yapmadan bu kez üniversite sınavını sorguluyor. YÖK başkanı da emir kabul edip üniversite sınavını kaldırmaya soyunuyor.
 
Yapılan içi boş açıklamanın altını doldurmak için bürokratlar bakanlar kılıktan kılığa giriyor, dün ak dediklerine bugün kara diyerek eğitimi bir oraya bir buraya sürüklüyorlar.
 
Emirden sonra bürokratlar sanki yapan başkasıymış gibi kendilerinin getirdiği düzenlemeleri koro halinde yerden yere vuruyorlar. İşte tüm bu düzenlemelerde rolü olan YÖK başkanının açıklamaları;
-“Mevcut sistem adayları yerleştirme değil, eleme mantığına göre kurgulanmıştı. Bu yıl 322 bin boş kontenjanın kalması tamamen sistemin o eleyici vasfının bir sonucuydu.” Anlatılanlara bakılırsa bundan sonra öğrencilerin önemli bir bölümünün lisans programı için yapılacak sınava girişini engelleyerek boş dedikleri ön lisans ve açık öğretim programlarına kayda zorlayacaklar. Yani bugüne kadar öğrencilerin %10-20’sini eliyorlarsa, bundan sonra %60-70’inden fazlasını eleyerek istihdam imkânı olmayan alanlardaki boş kontenjanları zorlamalı yöntemlerle doldurmayı deneyecekler.

Ayrıca okullara puana göre öğrenci yerleştirmek zorunda oldukları bir sistemde elemeyi nasıl ortadan kaldıracaklarının cevabını vermemişler.

-Mevut “18 çeşit puan uygulamasının öğrencilerde kafa karışıklığına yol açtığını bu yüzden puan türü sayısını azaltacaklarını 4’e düşüreceklerini” belirtiyorlar. Hâlbuki 18 puan uygulamasını üniversitelerin talebi üzerine kendileri hayata geçirmiş,  her alan ağırlıklı olarak kendini ilgilendiren dersten sorumlu olacak diyerek reklamını yapmışlardı. Şimdi reklam zamanı yaptıklarını karalayarak değiştiriyorlar.

-“Sorularda içerik değişmeyecek soru tekniği değişecek diyorlar. LYS yi yani bilgi ağırlıklı sınavı kaldırıp daha çok problem çözme becerilerini ölçüldüğü ÜGS(eski YGS) ile öğrenci yerleştirmeyi planlıyorlar.” Eğer soru tekniği 28 Şubatçıların getirdiği tekli ÖSS gibi sadece düşünme becerilerinin ölçme ağırlıklı olursa, çok sayıda öğrencinin canı yanacak demektir.

Çünkü eğitim sistemi müfredatından öğretmenine kadar düşünme becerilerini geliştirmeye dönük dizayn edilmemiş,  daha çok bilgi öğretme amaçlı düzenlenmiştir. Bu değişiklik okullarda verilmeyeni ölçmeye dönüşebilecek bir değişikliktir. Sonuçta ayrıcalıklı eğitim alan ve yetenekli öğrenciler için bu bir avantaj iken öğrencilerin geneli açısından bir dezavantaja dönüşebilir.
 
Ayrıca düşünme becerileri ölçen soruların okulla uyumsuzluğu yüzünden sistem 2 aşamalıya dönüşmüşken aynı hataya geri dönülmesidir. Eğer birinci gün YGS ikinci gün LYS türü sorular sorulacaksa boşuna yaygara koparılmakta, yapılan değişiklik sadece iki sınav tarihinin birleştirilmesi anlamına gelmektedir.   

-“Açık öğretim ve ön lisans programları merkezi sınav sistemi dışına çıkararak, 2 milyonu aşkın öğrencinin katıldığı sınavlara 500 bin civarında katılım hedefliyorlar.” Yani 2 milyonu aşkın öğrencinin yaklaşık 1,5 milyonun normal bir lisans programına başvurusunu engellemenin yollarını araştırıyorlar. Mesela geçen sene 2 milyon öğrenciden çok azı elenip 1.900.000(%95)’den fazlası 2. sınava (LYS) giriş hakkı kazanmıştı yeni uygulama ile sadece 500.000’i %25’inden azı sınava girebilecek bu öğrencilerin %75’inin hayatta karşılığı olan lisans programlarına girme hakkını kaybetmesi demek.

-“Sene içinde üç eşdeğer sınav yaparak öğrencilerin bir ya da birkaçına katılabileceğini, uygulamanın sınav baskısını azaltacağını” iddia ediyorlar. Hâlbuki özellikle ülke geleceği açısından önemli grup olan iddialı öğrencilerin daha iyi yere girmek için her üç sınava katılacağını böylece bütün yılı sınav stresiyle yaşamak zorunda kalacağını diğer hiçbir eğitim faaliyetine ilgi duymayacağını göz ardı ediyorlar. Bir diğer hususta ne kadar istenilse de bu sınavların düzeylerinde eşitlik sağlanamayacağı endişesi.

- “A-B-C gibi kategoriler ayırıp üniversiteler arasında kalite farkını tescillemeyi düşünüyorlar.” Gelişmiş ülkelerde bağımsız kuruluşlarca belirlenen akreditasyon işlemini bir devlet kurumu olan YÖK’e verip, başarılı üniversitelerin yılların birikimiyle oluşturduğu kazanımları, gerektiğinde elinden alacak istediğine dağıtacak bir otoriterliğe yöneliyorlar. Zayıf kategorisine alınacak üniversitelerin ve çalışanlarının emeklerini yok sayan tepeden inme bir kararla motivasyonlarını yok edecek uygulamalara kapı aralıyorlar.  

-Aynen 28 Şubatçıların yaptığı gibi “çocuklar rahat etsin okul dışında ek desteğe ihtiyaç duymasın diye sınavları kaldırmayı ya da basitleştirmeyi” planlıyorlar. Eğitimde yeterli motivasyonun sağlanamadığı, bölgesel eşitsizliklerin giderilemediği ülkemizde merkezi sınavlar sayesinde öğrencilerin noksanlarını tamamlayıp bir üst öğrenime hazır hale geldiğini, sınavların teke düşürüldüğü ve basitleştirildiği 98’den sonraki yıllarda öğrencilerin liseden noksanlarıyla geçtiği için üniversitelerde sağlıklı öğretim yapılamadığını uygulamanın üniversitelerin şikâyeti üzerine değiştirildiğini unutuyorlar.

-“YGS sınavının 0,40, okullarda on dersten her dönem yapılacak bir merkezi sınavın 0,40, okul başarı puanı 0,20, etkisiyle merkezi yerleştirme olacağı ve 4 farklı tür puan hesaplanacağı, 500 puan üzerinden 200 puan ve üstü alanların tercih yapabileceği” belirtiliyorlar. “Üniversite öğrencilerine ya da mezunlarına sınava girmeden yatay geçiş ya da ikinci üniversite hakkı verileceğinden” bahsediyorlar. ÖSYM bugüne kadar birçok konuda eleştirilse de, sınavların güvenirliği konusunda ciddi güven oluşturmuş bir kurum. Ancak aynı hassasiyeti MEB okulları için söylemek zor. Toplum da etik ahlakını geliştirmeden, kopya ihtimali yüksek okul sınavlarının %40 gibi bir oranda katkısının ne tür adaletsizliklerle sonuçlanabileceğini kestirmek zor. Üniversite öğrencilerine ve mezunlarına sınava girmeden yatay dikey hakkı vermenin iyi planlanmazsa suiistimalle gençlerde adalet duygusunu yok edebileceğini düşünmüyorlar.

-Her düzenlemede “Türkçe ve matematik dersinin ağırlığı biraz daha artırıldığı duyuruluyor.” Bunun öğrenciler açısından karşılığı şu; önceleri bazı kolay derslerden soru yaparak daha iyi sonuç alabilirken bu derslerin etkisi azaltıldığı en çok zorlandıkları derslerin etkisi arttığı için tüm öğrenciler açısından sınavın giderek zorlaştığı söylenebilir.

-AKP eski siyasi çatışmaların olduğu dönemin yanlış uygulamalarını özlüyor ve eski özlemiyle MEB’in 80’li yıllardan önce uyguladığı ve yıl içinde yapılan faaliyetleri etkisizleştiren eğitime hiç olumlu katkısı olmadığı için kaldırılan “okul bitirme sınavlarının” yeniden getirilmesi, bazı meslek yüksek okullarına hiçbir objektif geçerliliği olmayan bu sınavlarla girilmesi, ya da “üniversitelerin kendi sınavını yapması kendi öğrencisini seçmesi” gibi her türlü suiistimale açık yöntemleri düşünüyorlar.
 
Sonuç olarak; her zaman yaptıkları gibi tumturaklı ifadelerle toplum yararına bir düzenleme görüntüsü verilerek açıklanan üniversite giriş sistemi bu haliyle, kendine 2. Kenan Evren misyonu biçip üniversiteleri partililerce ele geçirilmesini isteyen AKP için üniversiteleri zorlamalı yöntemlerle istedikleri gibi yönetmek üzere ek avantajlar sunmaktadır. Ancak geniş toplum kesimleri ve öğrenciler açısından yeni mahrumiyetlere yol açacak ciddi problemli yöntemler içermektedir. 
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EĞİTİM HABERLERİ