Net kriterlere göre Türkiye'nin eğitimdeki durumu

Ulusal ve Uluslararası veriler "eror" durumunda.
PİSA-TİMSS-TEOG ve Temel Eğitimde Türkiye'nin Durumu
İsmail S. Gülümser/Aktifhaber


15 yıldan beri yönetimde olan iktidar partisi, tüm kesimlerin katkısına açık olduğu yıllarda yaptığı bazı olumlu adımları hariç tutarsanız eğitimde toplum yararına uzun vadeli hiçbir projesi olmadığını görülür.  Kendilerine ayrılan bütçe kaynaklarını kullandıktan sonra, ülke geleceğini ipotek altına alan borçlanmalar ve yılların birikimi köklü devlet kurumlarını satarak görüntüye dönük yatırımlarla göz boyamayla yetinmişlerdir. Her yerde yüksek perdeden ülkenin kalkındığı, büyük devlet arasına girdiği iddia edilmiş, ancak uluslar arası karşılaştırmalara bakıldığında en zorunlu ihtiyaç olan temel eğitimin(ilkokul ve ortaokul) bile problemlerini çözemedikleri ortaya çıkmıştır.
 
TÜRKİYE TEMEL EĞİTİM SORUNUNU ÇÖZEMEMİŞ 3. GRUP ÜLKELERLER ARASINDA SAYILIYOR
Eğitimde kaliteyi artıracak tarzda içeriğe dönük kayda değer bir çalışma yapılamadığından, ülke yöneticileri her fırsatta eğitim yatırımlarıyla bina kapasitelerini artırarak ülkeye çağ atlattıklarını aktarmakla yetinmişlerdir. Hâlbuki Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü(OECD)’nün ülkeleri okul bina kapasiteleri dâhil birçok konuda karşılaştırdığı "2016 Tek Bakışta Eğitim" adlı yıllık raporu bu konuda da başarı iddialarının gerçeği yansıtmadığını göstermektedir. Türkiye’nin tüm yaş gruplarında eğitimin hizmetine sunduğu bina kapasitesi bakımından OECD ortalamasının oldukça gerisinde olduğu, 38 OECD üyesi ülke arasında 35. sırada yer aldığı ve Türkiye'nin altında sadece Güney Afrika, Brezilya ve Meksika’nın bulunduğu görülmektedir.
 
Ayrıca 4+4+4 düzenlemesinden sonra en zorunlu grup olan temel eğitimde okullaşma artacağına, 2013-14’te % 99 iken, 2015-16’da % 96’ya, 2016-17’de ise %91’e düştüğü, 6-15 yaş grubunda  %9’lık öğrenci grubuna hala ulaşılamadığı anlaşılmaktadır. Oranlardan hareketle 2016 yılında Türkiye en zorunlu dönem olan, ilkokul çağındaki yaklaşık 500.000, ortaokul çağındaki yaklaşık 250 bin, toplamda temel eğitimdeki 750.000 civarındaki öğrenciyi, okul sistemine dâhil edememekte, bu çocuklarımızın temel eğitim almadan hayata hazırlanmasına göz yummaktadır.
 
Raporlarda, temel eğitim dâhil eğitimde alt yapı probleminin çözülemediği, fiziki alt yapı yetersizliklerinin az gelişmiş bölgelere gidildikçe arttığı belirtilmektedir. Bilhassa büyük merkezlerde sınıf mevcutlarının kalabalık olmasından (OECD ortalamasının 2 katına yakın) öğretmenlerin ders işlemekte zorlandığı ifade edilmiştir. Yeterli ders araç gereci temin edilememiş ve birçok okulda kütüphane kurulamamıştır. Okul ortamları öğrencilerin hayata hazırlanmasına göre düzenlenememiştir. Okullarda temizlik hizmetleri yetersizdir. Okullara yeterli kaynak ayrılmadığı için etkinlikler ya ertelenmekte ya da velilerden destek istenmektedir. Eğitsel faaliyetler kâğıt üzerinde kalmakta, içeriğe dönük yeterli çalışma yapılamamaktadır. Temel eğitimden başlayarak öğrencilere okuma, araştırma alışkanlığı kazandırılamamaktadır.  Bunları çoğaltmak mümkündür.
 
DEVAMSIZLIK VE OKUL TERKLERİNDE TÜRKİYE’NİN DURUMU

OECD’ye göre, Türkiye temel eğitimde okullaşma oranları bakımından problemli olduğu gibi okula devamın sağlanması ve okul terklerinin önlenmesi açısından da en problemli ülkelerden biridir. 2015-16 yıllında temel eğitimde devamsızlık oranları çok yüksektir (%32). İlkokullarda yirmi gün devamsızlık yapanların oranı %15, ortaokullarda %35, en az bir gün devamsızlık yapanların oranı OECD ortalaması %14 iken Türkiye’de bu oran %54’tür. Türkiye okul terklerini izlemekte de en sorunlu ülkelerden biridir. Sürekli devamsızlık okul terki gibi görünmemektedir. 2011 verilerine göre 9. sınıfta 727.000 öğrencinin 204.000’i %28’i okulu bırakmıştır. AB okul terk ortalaması %11 iken bizde bu oran %39’dur.
 
TİMSS-PİSA ve ULUSLAR ARASI KARŞILAŞTIRMALARDA TÜRKİYE’NİN DURUMU

Dünya karşılaştırmalarında en iyi olduğumuz raporlardan birinde TİMMS 2015 araştırmasında bile temel eğitimin 1. kademe son sınıfında(ilkokul 4.sınıf) matematikte Türkiye’nin ortalamanın çok altında kaldığı, sadece Gürcistan, Şili, Endonezya ile bazı Afrika ülkelerinden iyi durumda olduğu görülmektedir. 
 
PİSA 2015 sonuçlarına göre Türkiye matematikte ortalamanın çok altında 41. Sırada yer almaktadır.
 
Birleşmiş Milletler(BM)’in eğitim imkânlarına erişim bakımından ülkeleri değerlendirdiği 2011 yılı raporunda Türkiye 92. Sırada yer almıştır.
 
Dünyaca ünlü kamuoyu araştırma şirketi GALLUP anketi ve BM raporunun eğitim ve gelişmişlik açısından değerlendirildiği raporda Türkiye 110 ülke arasında 82. sırada yer almıştır. 
 
Dünya Ekonomik Formunun 2010 raporuna göre Türkiye; eğitim düzeyi sıralamasında 134 ülke arasında 109, okuryazarlık oranlarında 106, ilköğretim mezunları sıralamasında 108, ortaöğretim mezunları sıralamasında 114, yüksek öğretim mezunları sıralamasında 113. sırada yer almıştır.
 
Amerika’da her bin kişiye 12.000, Almanya’da 2.000, Türkiye’de ise sadece 7 kitap düştüğü, Rusya’da 2.549 kişiye, İngiltere’de 3.508 kişiye Türkiye’de 64.600 kişiye bir kütüphane düştüğü belirtilmiştir. Türkiye’de okuma alışkanlığı kazandırılamadığı için kitap ihtiyaç listesinin 222. sırasında yer aldığı aktarılmıştır.   
 
2013 Yılında “The Economist” dergisinin,  ülkeleri eğitim, yaşam standartları, sağlık olanakları gibi çeşitli kriterler esas alarak yaptığı karşılaştırmada  Türkiye; Küba, Hırvatistan, Meksika, Kolombiya, Venezuella gibi ülkelerin bile gerisinde kalarak 51. sırada yer almıştır.
 
TEOG SINAVLARIYLA OYNANARAK BAŞARI GÖRÜNTÜSÜ OLUŞTURULUYOR
İktidar her alanda olduğu gibi eğitimde de yaşanan olumsuzlukları ve yaptığı tahribatı saklama gayreti içindedir. Tüm devlet birimlerine şişirme başarı görüntüsü oluşturma görevi verilmiş ve gerçeklerle hiç ilgisi olmayan suni başarı hikâyeleri oluşturulmaktadır. Bu yüzden TEOG sınavında tüm ölçme değerlendirme kriterleri ortadan kaldırılarak ülkenin gerçek durumunu yansıtmayan 17.000 birinci çıkarılmış, her ilden yüzlerce birinci ile öğrenci ve ailelerin hayalleri üzerinden siyasi rant devşirilmek istenmiştir.
 
Geçen yıl TEOG’ da tüm soruları yapan öğrenci adedinin 980 olduğu açıklanmışken, bu yıl dershanelerin kapatılmasıyla bir problem yaşanmadığını, okullardaki eğitimin başarılı olduğunu ispatlama gayreti içine girilmiştir. Kazanım kavarama testlerine ilgi oluşturmak için TEOG sınavlarında hangi kazanımlardan soru sorulacağı sezon başında eylül ayında duyurulmuş,  23-24 Kasımda yapılacak sınavda soruların 90.000 sorunun bulunduğu havuzdan seçildiği açıklaması yapılmıştır. Sadece ilgili kazanımlardan çok basit sorularla yapılan TEOG 1. Sınavdan 4.700 öğrencinin birinci olması eğitimciler tarafından ciddi şekilde eleştirilmiş, ancak TEOG 2. sınavda çok daha gülünç bir durum ortaya çıkmış, bu kez birinci sayısı 17.000’i geçtiği açıklanmıştır. Birçok akademisyen PİSA sınavlarında OECD sonuncusu olan bir ülkedeki bu başarının gerçeği yansıtmadığını şişirilmiş bir başarı öyküsü uydurma gayreti olduğunu ifade etmiştir. Başarı görüntüsü oluşturduktan sonra bu günlerde yerleştirmeye esas puan açıklanmış ve tam puan alan öğrenci sayısı 176 olduğu duyurulmuştur.  
 
Velilerin çocuklarının geleceği açısından önemli buldukları 1.200.000 öğrencinin katıldığı, ülkenin en başarılı liselerine öğrenci seçimin yapıldığı bir sınavı itibarsızlaştırmak için, öğrencilerin geçmişten gelen hazırlıkları boşa çıkaracak şekilde 4 kez değişiklik yapılmıştır. Bir yandan sınavlar devam ederken bir yandan da öğrencilerin sınava hazırlandıkları kurumları ya kapatılmış ya da bu kurumların sınavlara hazırlık hizmeti vermesini engellenmiştir.  Öğrenciler kaçak yerlerden eğitim almak zorunda bırakılmıştır.  Bir yıl zor sorularla öğrencileri daha yoğun çalışmak mecburiyetinde bırakırken, bir sonraki yıl çok kolay sorularla çalışan çalışmayan her öğrenciye aynı puanı vererek adalet duygusu yok edilmiştir.  Sınavlar üzerinde oynanan oyunun asıl amacı öğrencilerin başarılı okullara olan ilgisini azaltmak din eğitimi veren okullara velilerin yönelmesini sağlamaktır.
 
TEMEL EĞİTİME DİN EĞİTİMİ VEREN DEVLET OKULU TÜRÜ YERLEŞTİRİLDİ
Bu yüzden iktidar eğitimin çok sayıda sorunu çözüm beklerken uzun süreden beri din eğitimi veren okul ve öğrenci sayısını artırmayı en öncelikli sorun haline getirmiştir. Eğitim iş sendika raporuna göre; Din eğitimi veren liselerin önüne ortaokul açabilmek için 8 yıllık kesintisiz eğitim kesintili hale getirilmiş(4+4), düzenleme zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılması gibi bir reform paketinin içine yerleştirilerek asıl niyet saklanmıştır.
 
İlk yıl 369 din eğitimi veren lisenin önüne ortaokul sınıfları açılmış ancak bununla yetinilmemiş devlet yetkisi suiistimal edilerek en seçkin semtlerde en iyi ilköğretim binalarından 730’u bölgede yaşayanların itirazları dikkate alınmadan din eğitimi veren ortaokula dönüştürülmüştür.  Aileler kendi tercihleri dışında çocuklarını yakındaki din eğitimi veren ortaokullara göndermek zorunda bırakılmıştır. Düzenlemenin yapıldığı 2012 yılından itibaren her yıl farklı düzeylerdeki ortalama 400 devlet okulu din eğitimi veren ortaokula dönüştürülerek din eğitim veren ortaokul sayısı 2.367’e yükseltilmiştir. Bugün okulların %15’i din öğretimi yapan ortaokul haline getirildiği ve öğrenci mevcudunun hileli yolalar kullanılarak 657.000’e çıkarıldığı görülmektedir. 
 
İktidar seküler eğitim veren devlet okullarında öğrencilere kendi düşüncelerini anlatacak donanımdan uzak olduğunu görmüş ve kolay yönlendirilebilecek gençlik oluşturma hevesiyle din öğretimi veren okul ve öğrenci sayısını artırmaya yönelmiştir. Din eğitimi veren ortaokullar yanında din eğitimi veren liseler de artırılmış göreve geldiklerinde 450 din eğitimi veren lise varken bugün bu sayı 1.408’e öğrenci sayısı da 71.000’den özellikle son 5 yıldaki artışlarla 634.000’e yükselmiş, buna ortaokul dâhil edilirse toplamda 1.295.000’e ulaşmıştır. Devletin genel liselerinde 1.631.000 öğrencinin olduğu düşünülürse sadece lise düzeyinde oran %30’a yaklaşmıştır.
 
SONUÇ
İktidar çocuklarımızın geleceği açısından en önemli eğitim kademesi olan temel eğitimin acil çözüm bekleyen onlarca sorunu için kayda değer hiçbir olumlu adım atmamış, eğitimi din eğitimi veren okulları merkez alacak şekilde dizayn etmeyi en önemli hedefi haline getirmiştir. Düzenlemelerin çoğu toplumun zorunlu eğitim ihtiyaçlarını karşılamaktan çok siyasi hedeflerini gerçekleştirmeye dönük art niyet içeren değişikliklerdir. İktidarı yöneten kadrolar 80 öncesinin anlayışını yeniden hortlatmış, eğitimin tüm objektif kriterlerini bir kenara bırakarak eğitimi siyasi sonuç doğuracak şekilde düzenlemeyi tercih etmiştir. Artık bu günden sonra iktidardan eğitimde toplumun genel talepleri doğrultusunda bir yaklaşım beklemek safdillik olacaktır. 80 öncesi iktidarların yaptığı yanlışlar ülkeye çok şey kaybettirmiştir, iktidarın yaptıklarının faturasını da tüm toplum önümüzdeki yıllarda daha acı hissedilecektir. 
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EĞİTİM HABERLERİ