Mesele TEOG değil daha anlamadın mı?

Mesele sınav değil rekabet edememek
İsmail S. Gülümser

İktidarın rekabetle kavgası


Erdoğan yönetimi daha ilk günden itibaren 28 Şubatçılardan rövanş almayı ve din eğitimi veren okullara yönelimi sağlamayı birinci hedefi haline getirmişti. Önce üniversite girişteki katsayı engeli kaldırılarak din eğitimi veren okulların önü açılmak istendi. Ardından zorunlu eğitim 12 yıla çıkarma bahanesiyle, kesintisiz eğitim 4+4+4 şeklinde kesintili hale getirildi, din eğitimi veren okulların orta kısmı yeniden açıldı.
 
TOPLUMSAL TALEPLERİ KARŞILAMAKLA YETİNMEDİ ZORLAMALI TEDBİRLER ALDILAR
İktidar düzenlemeleri normalleştirmek suretiyle toplumsal talepleri karşılamakla yetinmedi, mahallenin en yakınındaki okullarını din eğitimi veren okula dönüştürme, tercih etmediği halde öğrencileri istemediği bir okula yerleştirme gibi zorlamalı tedbirlerle öğrencilerin din eğitimi veren okullara kayda mecbur etmeye çalıştılar. Din eğitimi veren okullardaki öğrencilerin kolay yönlendirebileceğini ve siyasi amaçları için kullanılabileceğini düşündüler.  Ancak ne kadar gayret gösterseler de toplumun din eğitimi veren okullara ilgisi sağlanamıyordu. Sınavla öğrenci alan okulların varlığında başarı düzeyi yüksek öğrencileri din eğitimi veren okullara yönlendirmek mümkün olmuyordu. Parti karar mekanizmalarında neredeyse her eğitim bakanına liselere giriş sınavlarını kaldırıma yönünde görev verildi.
 
DİN EĞİTİMİ VEREN OKULLARA YÖNELİMİ SAĞLAMAK İÇİN 2007’DE OKS KALDIRILDI

Göreve geldiklerinin ilk yıllarında Bakan Erkan Mumcu’nun sınavları kaldırma tartışmalarının arkasında da iktidarın din eğitimi veren okullarla ilgili düzenleme arayışları oldu. 28 Şubatçıların kurdukları dengeleri yeniden değiştirmek için bazı düzenlemeler düşünüldü, ancak o günlerin baskı ortamında bunlar hayata geçirilemedi.
 
Hüseyin Çelik göreve geldikten sonra 2005 yılında liselere giriş sınavı (LGS)’nin OKS’ye dönüştürmesiyle başlayan sistem değişim her bakan döneminde faklı boyut kazanarak devam etti.  Erdoğan, daha değişikliğin üzerinden bir yıl geçmeden Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’ten OKS nin kaldırılmasını istedi. Çelik sırf bu amaçla 2006 yılında Milli Eğitim Şurasını topladı, konu eğitim çevreleri ve akademisyenlerce tartışıldı. Şurada Erdoğan’ın isteği doğrultusunda OKS’nin kaldırılması kararı alındı. Ancak bakan 2007 yılında yapılan düzenlemede OKS’yi kaldırırken, yerine 6-7-8. Sınıflarda üç yıl uygulanacak SBS sınavlarını getirmeyi tercih etti.
 
Erdoğan, Hüseyin Çelik’in bu düzenlemesinden rahatsızlığını “Biz sınavların kaldırılmasını istemiştik bizim istediğimiz gibi olmadı” sözleriyle dile getirdi.  O günlerde parti içinde önemli yeri olan Hüseyin Çelik’te “biz sınavı üç yıla yayarak öğrenci üzerindeki sınav baskısını, stresi azalttık” ifadeleriyle sistemini savundu. Erdoğan Çelik’e daha fazla yüklenmedi ancak kabine değişikliğinde görevden alınmasında bu davranışın da rolü oldu.
 
BAKANLAR LİSELERE GİRİŞ SINAVLARINI KALDIRMA SÖZÜ ALINARAK GÖREVLENDİRİLDİ
Erdoğan, Hüseyin Çelik’e yaptıramadığı SBS sınavlarını kaldırma görevini bu kez Nimet Baş’a verdi.  Her bakan din eğitimi veren okullara yönelimi sağlama amaçlı düzenlemeler yapmaya zorlandı. Nimet Baş SBS’nin kaldırılacağı yönünde açıklamalarla göreve başladı, ancak sistemi tanıdıkça bunun eğitime zarar vereceğini gördü ve 2010’da sınavları tümden kaldırma yerine üç yıla yayılmış SBS yi bir yıla 8. sınıfa düşürmekle yetindi.
 
Erdoğan din eğitimi veren okulların önünde en büyük engel olarak gördüğü liselere giriş sınavlarını Nimet Baş döneminde de kaldırmaya muvaffak olamadı. Sitemini basın huzurunda “benim istediğim gibi olmadı” diyerek dile getirdi. Bakan da “başarı düzeyi yüksek öğrencilere ek fırsatlar sunmak amacıyla yapılan seçme sınavlarının yararlı olduğunu” anlatarak karşılık verdi. Nimet Baş’ın da bakanlıktan alınmasında Erdoğan’ın sistemine direnç göstermesinin etkili olduğu söylenebilir.
 
ÖMER DİNÇER DERSHANELERİ KAPATMA AÇIKLAMALARIYLA GÖREVE BAŞLADI

Erdoğan yönetimi, gençlik yetiştirecek bilgi birikimi ve donanımda kadroya sahip değil ve fazla emek sarf etmeden kolay yönlendirilebilecek gençlik oluşturmak istiyor, bu açıdan din eğitimi veren okulları önemli görüyor. Dershanelerin sınavları özendirerek öğrencileri başarıya motive ediyor olması, Erdoğan yönetimince din eğitimi veren okulların işini zorlaştırıyor. Hele cemaat dershaneleri dindar ailelerin hassasiyetlerine hitap ederek önemli bir öğrenci grubunu din eğitimi veren okul ortamından uzaklaştırıyor. Erdoğan ve ekibi dershaneler ve sınavlarla ilgili düzenlemeleri eğitime faydalı olmak için yapmıyor. Baştan beri bir yolunu bulup din eğitimi veren okulların önündeki tüm engelleri kaldırmak istiyor. Hem dershanelerin kapatılması, hem cemaatin bitirilmesi girişiminin arkasında sloganla harekete geçirebileceği kendi gençliğini yetiştirme hedefi var.
 
Ömer Dinçer de böyle bir hedefi gerçekleştirmek üzere dershaneleri kapatma ve sınavları kaldırma rolü verilerek göreve getirildi. Ancak Bakan ilerleyen günlerde sistemi tanıdıkça bunun ülke için zararlı sonuçları doğurabileceğini düşünerek zamana yaymayı seçti. Erdoğan’ın beklemeye tahammülü yoktu, ilk kabine değişikliğinde Ömer Dinçer’i bu sebeple görevden aldı.
 
NABİ AVCI’YLA GELEN TEOG VE DERSHANE KAPATMA SERÜVENİ

Erdoğan, Nabi Avcı’yı din eğitimi veren okulların önündeki tüm engelleri kaldırmakla görevlendirdi. Önce dershanelerin dönüşümü(kapatılması) süreci yaşandı, dönüşümde din eğitimi veren okullara öğrenci yönelimini engelleyen cemaat dershanelerine dönüşüm izni verilmedi. AYM Anayasaya aykırı düzenlemeyi iptal etmesine rağmen dershaneler dönüşüme, cemaat dershaneleri kapanmaya zorlandı. Önemli bir bölümü bu kargaşa ortamında saf dışı bırakılırken kalan ve dönüşen cemaat dershaneleri OHAL’le KHK yetkisi kullanılarak kapatıldı.
 
Din eğitimi veren okullara öğrenci akışını engelleyen SBS kaldırıldı yerine büyük iddialarla, “strese son verecek sistem getiriyoruz” diyerek, her dönem 6 dersten birer merkezi sınav TEOG getirildi. Soruların basitliğinden binlerce öğrenci birinci oldu, şaibe iddiaları gündeme geldi. Tüm genel liseler sınavla öğrenci alan Anadolu veya fen lisesine dönüştürüldü, kazanamayanlar tek genel lise programı uygulayan din eğitim veren liselere mecbur edilerek, din eğitimi veren liseler zoraki öğrenci kaydı yapılması istendi. Son birkaç yıldaki zorlamalı yöntemlerle din eğitim veren okullardaki öğrenci sayısı 1.200.000’ler ulaştı.  Ancak hem TEOG’un basitleştirilmesi, hem de genel liselerin kapatılması, iktidarın din eğitimi veren okullara başarılı öğrenci kaydı amacına ulaştırmadı.
 
TEOG DİN EĞİTİMİ VEREN OKULLARA BAŞARILI ÖĞRENCİ AKIŞINI ENGELLEDİĞİ İÇİN KALDIRILIYOR

Daha 3. yılında, üstelik birkaç gün önce (15 Eylül 2017 de) TEOG da açık uçlu sorular sorulacağı duyurmuşken, Eğitimin bir sorunu çözmeye çalışan baba izlenimi veren bir üslupla Erdoğan’ın ”ben TEOG olayını istemiyorum, bunu da artık yanlış buluyorum. Biz TEOG la mı geldik? Sene içi notlar bellidir. Üniversite sınavına girersin, sosyalde sayısalda başarılı olur girmen gereken yere girersin”  yönündeki ifadeleriyle yeni bir tartışma başladı.
 
Erdoğan’ın açıklamalarından sonra eğitimin taraflarından gelen yorumlara bakılırsa TEOG kaldırılmasının eğitim için faydalı bir düzenleme olduğu yönünde ifadeler göze çarpıyor.  Hâlbuki Erdoğan ve ekibi hiçbir düzenlemeyi topluma faydalı olmak amacıyla yapmıyor. Ziya Selçuk döneminde değişen müfredatın “Yapılandırıcı eğitim modeli” gibi bir amacı vardı. Son müfredatın iktidarın görüşüne uymayan kavramların çıkarılması, iktidar için önemli bazı kavramların müfredata sokuşturulması dışında amacı var mı? Her düzenlemede olduğu gibi yine eğitimin genel bir ihtiyacını karşılıyor görüntüsü verilerek siyasi hedeflerini gerçekleştirmeye yönelmişler. TEOG kaldırmanın eğitimin faydasına olacağını söyleyen sendika ve dernek başkanları da görüntüyü kurtarmak müfredat tartışmalarını gündemden kaldırmak amacıyla ortaya atılan hiçbir bilimsel değeri olmayan ifadeleri tartışarak bu oyuna alet oluyorlar.
 
Bakan İsmet Yılmaz’ın da yerine ne getireceklerine karar vermeden, gerekçesini hazırlama gereği bile duymadan Erdoğan’ın talimatını emir kabul edip hemen TEOG’u kaldırdık yönündeki açıklamaları, eğitimde acemice yaptıkları yanlışları pişkince savunan bir iktidarın istikrarsızlıklarını şu twittler çok güzel anlatıyor.

2013      Nabi Avcı               “Çocuklar aileleriyle vakit geçirebilsin diye TEOG’u getirdik “
2017      İsmet Yılmaz          “Çocuklar aileleriyle vakit geçirebilsin diye TEOG’u kaldırıyoruz”

  
MERKEZİ SEÇME İŞLEMİ (TEOG) KALDIRILIRSA NE OLUR
Her konuda olduğu gibi Erdoğan yönetimindeki iktidar partisi eski özlemiyle yanıp tutuşuyor. Eskiden yaşadıklarının günümüz Türkiye’sinde başarılı olacağını düşünüyor. Liselere giriş sınavlarını önce üçe düşürüp sonra bire indirerek yaşattıkları gelgitleri eğitimin tüm kademelerine yaşatmak üzereler. Hatta sınavla öğrenci alan okullar olmazsa her şeyin daha iyi olacağını düşünüyorlar.
 
Hâlbuki sınavla öğrenci alan okullar sayesinde birçok dar gelirli aile çocuğu yükselme fırsatı yakalıyor. Eğer bu okullar kaldırılsa varlıklı aileler yüksek ücretlerle özel okullarda çocuklarını okutarak dar gelirlilere fark oluşturacak ve bir süre sonra yukarı tırmanma şansı yakalayanlar sadece üst gelir grubundan olanlar olacak. Tabi bundan en çok zarar gören de dar gelirli Anadolu insanı olacak.
 
Özel okullara öğrenci başına verdikleri destekle her ailenin çocuğunu özel okula gönderebileceğini bununla dar gelirlilere yeterince fırsat sunduklarını düşünüyorlar. Öğrenci bulma kaygısında olan vasat özel okullara gelen öğrenci profili ile daha üst gelir grubundan ailelerin çocuklarını gönderdiği özel okulların öğrenci profili arasındaki fark şimdiden ayrışmanın başladığını gösteriyor. Çünkü devletin verdiği destek vasat okullar için yeterli olsa da daha üst düzey hizmet beklentisinde olanlar ek desteğe ihtiyaç duyuyor. Bazı okullar bu sistemin dışında kalarak kendi öğrencisini alma yolunu seçiyor ve tabakalar arasında ayrışma başlıyor.   
 
Erdoğan’ın açıklamaları arasında Fen ve Anadolu Lisesi gibi okulların varlıklarını sürdüreceği yönünde ifadeler yer alıyor. Tartışmalara bakınca, “bu liselerin ya okul notları ya da kendi sınavlarıyla öğrenci alması halinde, süper liselerde yaşanan şişirilmiş notların, kendi sınavlarını yapması, referans mektuplarının kullanılması halinde 80 öncesindeki torpilin, adrese dayalı kayıtta sahte ikametgâhların hortlayacağı” konuşuluyor. Henüz netleşmese de iktidarın yönetici seçimi ve öğretmen alımını mülakatla keyfi hale getirdiği gibi, başarılı okullara öğrenci alımını da keyfi hale getirip giremediği okulları ele geçirmeyi hedefliyor kuşkusu uyandırıyor.
 
Seçerek öğrenci alan okulların varlığı din eğitimi veren okullara başarılı öğrenci akışını engelliyor. Seçme işlemini kaldırıp her öğrencinin evine yakın bir okula gitmesinin önerildiği görülüyor. Başlangıçta başarılı öğrencilerin din öğretimi veren okullara yönelimini sağlamak amacıyla yapılan ve çok masum gibi görünen bu önerinin ülkeye neler kaybettireceği de çok bilinmiyor.
 
BELKİ DE;
Eskiden fen ve Anadolu liselerine 15-20 bin öğrenci giriyordu, bugün 200 bini aşkın öğrenci bu okullara yerleşiyor. Toplumun eğitim beklentileri yükseldi, aileler çocukları için okul dışında ek alternatifler arıyor, Erdoğan ve ekibi eğitim beklentileri yükselmiş geniş toplum kesimlerine istenen hizmet sunamadığı için cemaatle mücadelede zorlandığını görüyor. Bugün ya da ileride kendini toplum hizmetine vakfetme kültürüyle yetişmiş eğitimli cemaat mensuplarının toplumun bu beklentilerini karşılayarak yeniden toplum beğenisini kazanabileceğinden endişe ediyor. Bu amaçla toplumun eğitim beklentilerini yükseltmesine sebep olan üniversite sınavları da dâhil tüm yarışmalı sınavları kaldırarak, toplumun daha fazla eğitim talebini azaltarak cemaatin toplumla ilişki kurma yollarını önleyebileceğini düşünüyor. Sınavları kaldırıp din eğitimi veren okulların başarısızlığını saklayarak itibar kazandırmayı, cemaat okullarından sonra fen ve Anadolu liselerini de yıpratıp kapatarak başarılı okulların toplumdaki itibarlı konumuna hileli yollarla bu okulları yerleştirmeyi planlıyor. 
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER EĞİTİM HABERLERİ