Petrol, Arabistan’ı ABD’nin gazabından koruyabilir mi?

Piyasalarda fiyat artışına gitme tehdidi, kısa vadede işe yarayabilir. Öte yandan, petrol piyasalarında yaratacağı dalgalanmanın krallığın itibarına ciddi maliyetleri olacaktır.
Amy M. Jaffe *

Suudi Enerji Bakanı Halid el-Falih, geçtiğimiz hafta başında Hindistan’da toplanan petrol endüstrisi yöneticileri toplantısında, Suudi Arabistan’ın arz ve talebi dengede tutmaya yardımcı olmak amacıyla “petrol piyasasının merkez bankası” gibi davrandığını tüm dünyaya anımsattı. Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın kaybedilmesine ilişkin devam eden tartışmalar nedeniyle gerginleşen bir ortamda sarf edilmese, bu sözler belki de masum görünebilirdi. Geçtiğimiz günlerde petrol fiyatlarından şikayetçi olan ABD Başkanı Donald Trump’ı açıkça tersleyen bakan, “Suudi Arabistan’ın çabalarının kabul görmesini bekliyor ve bunu talep ediyoruz. Tedarik kesintileri bir amortisörün (yumuşatma/tampon mekanizmasının) varlığını gerekli kılıyor. Bu amortisörün en büyük kısmı Suudi Arabistan tarafından karşılanıyor” dedi. Bakan, Suudilerin çabaları olmasa petrolün varil fiyatının kolayca 100 doların üzerine çıkabileceğini de sözlerine ekledi.

Bir petrol analisti olarak, Suudi Arabistan’ın fiyatlar üzerindeki etkisine ilişkin bu değerlendirmesinde bakanın haklı olduğundan şüphem yok. Bunu Trump da kabul ediyor gibi görünüyor; zira haftalardır Riyad’ın yüksek petrol fiyatları hususunda bir şeyler yapması için tweetler atıyor. Suudilerin kendilerine karşı dile getirdiği tehditleri savuşturmak isteyen Başkan, Kral Salman’ın ABD’nin askeri desteği olmaksızın iki hafta bile dayanmayacağını söyleyecek kadar ileri gitti.


Farklı bir zamanda Suudi Arabistan’ın tepkileri, bir sözlü atışma esnasında sarf edilmiş zararsız çıkışlar gibi görülebilirdi. Fakat, sıkılaştırılmış bir dünya petrol pazarı söz konusuyken, Riyad’ı gelecekte gazetecileri ya da muhalifleri sınır ötesinde takip etmekten vazgeçirmek için düşünülebilecek herhangi bir politikaya (mesela, ABD Kongresi’nin Magnitsky Yasası’nı uygulamasına) karşı misilleme yapmak amacıyla petrol piyasasındaki kritik konumlarını kullanmaları, ciddi ve aşırı bir tehditle karşı karşıya olduklarını düşündürüyor. Bu, yalnızca küresel ekonominin doğrudan refahı açısından değil, aynı zamanda küresel petrol piyasalarındaki güvenilirliğin istikrarlı bir koruyucusu olan krallığın gelecekteki rolü açısından da -diplomatik gerilimin düşürülmesine ilişkin umut dolu beklentiler ne olursa olsun- risklerin büyük oranda artmasına neden oluyor.

Suudi Arabistan, sıkıntılı dönemlere girildiği zamanlarda sık sık petrol piyasalarını sakinleştirmeye çabaladı. Krallık özellikle de 11 Eylül 2001 terör saldırıları sonrasında, küresel ekonomi açısından piyasalara jeopolitik etkisi olmaması için petrol ihracatını artırmıştı. Suudiler, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği dönem de benzer adımlar atmıştı. Ancak İran’la nükleer anlaşmayı yırtıp atan ve İran’a yönelik petrol yaptırımlarını yeniden canlandırmayı amaçlayan ABD kararı sonrasında, Suudi Arabistan Rusya’yla petrol üretimini kısarak fiyatın 80 dolar veya daha yüksek bir seviyeye yükseltilmesi için görüşmeler başlattı. Bu davranış, Başkan Trump’ın OPEC’e (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) ve özellikle de örgütün en önemli üyesi olan Suudi Arabistan’a karşı bir tweet fırtınası başlatmasına neden oldu. Belki, Beyaz Saray’ın, İran konusunda Suudilerin gösterdiği nankörlük nedeniyle dehşete düştüğü varsayılabilir. Buna karşılık, Suudi Arabistan, Başkan Barack Obama’nın 2012’de İran’a karşı yeni yaptırımlara hazırlandığı sırada petrol üretimini artırmıştı.

SUUDİLERE KARŞI KOZLAR DA MEVCUT

ABD’nin İran’ın petrol ihracatına yönelik yaptırımları, günlük 1.5 milyon varil olan ihracatın 1 milyon varillik kısmını ortadan kaldırarak son günlerde petrol fiyatlarını yukarı itti. Suudi Arabistan’sa, ABD ve Hindistan’ın uzun süreli ikna çabalarının ardından, (İran yaptırımları nedeniyle) eksik kalan varillerin yerini dolduracak biçimde ihracatını artırdı. Ne var ki, ham petrol fiyatları son günlerde 80 doların üzerine çıkmayı sürdürüyor; bazı analistler, Suudi Arabistan’ın şu anda en üst seviyeye yakın bir oranda üretime geçtiğini ve yeni bir jeopolitik arz kesintisi yaşanması durumunda etkisi sınırlı bir tampon işlevi göreceğinden söz ediyorlar.

Varil sayaçları, petrol talebinin bu sonbaharda günlük yaklaşık 100.7 milyon varil ortalamasında olacağını gösterirken, son küresel tedarik yaklaşık 100.6 milyon varille buna denk bir seviyede gerçekleşiyor. Petrol stokları alışıldık biçimde, yılın kış mevsimine girdiğimiz bu döneminde yenilenir. Ancak, arz ve talep arasındaki aşırı dengesizlik göz önünde bulundurulduğunda, analistler, bu yıl olağan kış öncesi mevsimlik yedek petrol depolamasının gerçekleşmesini beklemiyorlar. Mesela, saygın piyasa tahmincisi Cornerstone Macro Project’e göre, petrol stokları eylül ayı ile yılsonu arasında 500 bin varil azalacak. Libya, Nijerya, Venezuela ve Güney Irak gibi bazı yerlerde yaşanan yeni sorunlar, bu eksiği daha da derinleştirebilir.

Böylesi sıkışan bir piyasa, Suudi Arabistan’ın petrol silahına ilişkin samimi hatırlatmasına da zemin oluşturuyor. Suudilerin resmi açıklamasında, hükümetin henüz karar vermediği, buna karşı herhangi bir ekonomik yaptırım tehdidine “daha büyük bir eylem” ile yanıt verileceği ve küresel ekonomideki hayati rollerinin hatırlatılacağı duyuruldu. Öte yandan, büyük olasılıkla, hükümet denetimindeki haber ajansı Al-Arabiya’ya Suudi Arabistan’a karşı herhangi bir ABD yaptırımının uygulanmasına karşı misilleme konusunda daha sert ve açık bir şekilde uyarıda bulunma yetkisi verilmişti.

VARİLİ 200 DOLAR OLABİLİR Mİ?

Ünlü Suudi medya mensubu Turki Aldarkhil, “bütün dünyayı sarsacak bir ekonomik felaketle yüz yüze gelebiliriz” diyor. “Eğer 80 dolara yükselen petrol fiyatı Başkan Trump’ı kızdırıyorsa, hiç kimse fiyatın 100 veya 200 dolara fırlaması ve hatta bu rakamın iki katına yükselmesiyle başa çıkamaz.”

Böyle konuşması bir soruyu akla getiriyor: Şu anki sıkı petrol piyasası göz önünde bulundurulduğunda, Suudi Arabistan, tıpkı 1973 petrol ambargosunda olduğu gibi dünyayı rehin alabilir mi?

Her ne kadar yakınımızdaki kriz, Suudi istihbarat yönetimi içinde hesap verebilirlik yoluyla büyük oranda azaltılabilse dahi, piyasa koşullarına ilişkin hislerim, Suudi Arabistan’ın bir miktar tahribata neden olabileceği ama bunun uzun sürmeyeceği yönünde. Piyasadan mevcut petrolün çekilmesi, belki kısa bir süre için fiyatları artırabilir. Kısacası, petrol fiyatları, piyasadan ne kadar petrol çekildiğiyle ve Trump hükümetinin İran’a petrol yaptırımları uygulamasında nasıl ilerleyeceğiyle bağlantılı olarak, hızlı biçimde yukarı doğru tırmanabilir.

Öte yandan, neredeyse kesin biçimde, Batılı ülkeler stratejik stoklarını kullanıma açacak (G-7’nin basın özgürlüğü hakkındaki ortak açıklaması dikkat çekici) ve neticede, 2019 yılının başlarında Texas boru hattındaki kısıtlamaların hafifletilmesiyle, ABD’nin kritik petrol rezervinin küresel piyasaya daha fazla ulaşması sağlanacaktır. Daha yüksek fiyatlar, özellikle de gelişmekte olan ülkelerde petrol talebinin düşmesine yol açabilir. Farklı biçimde söylersek, diğer önemli petrol üreticileriyle birlikte yapılmadığı sürece petrol piyasasındaki bir misilleme, Suudi Arabistan için kısa süreli bir Pirus Zaferi* olacak. Mesela Moskova, herhangi bir petrol tedarik kısıtlamasında Riyad’la işbirliğine gidebileceğini ve ABD’den ve hatta Çin’den mümkün olan en yüksek kârı sağlamaya çalışabileceğini ifade ederek, bu tavra ortak olabilir.

Birkaç uzman, Suudi Arabistan’ın kendi çıkarları açısından niçin petrol silahını kullanamayacağını ve son günlerde ağır ağır yükselmekte olan mevcut petrol fiyatlarının neden bu inancı yansıttığını ele aldı.

Yine de tehdidin kendisi mühimdir. Çoktan, politik hasarlara yol açtı. Mevduat sahiplerini iflas ettirmekle tehdit ettikten sonra, güven duyulan bir bankacı gibi yerinizi korumanız çok zor. Suudi Krallığı’nın kalıcı bir leke bırakmadan önce bu pervasız izlenimi ortadan kaldırmak için büyük çabalar göstermesi gerekiyor; aksi halde, müşterilerinin, tehdidin ortadan kaldırılması için somut adımlar atacağını görecektir. Kimi ülkeler uzun zamandır elektrikli otomobiller, alternatif enerji programları ve iklim değişikliği karşısında diğer petrol tasarrufu tedbirlerini nasıl hızla hayata geçireceklerine dair çalışma yürütüyorlar. Bu durum, pek çok ülkeyi bunu daha hızlı gerçekleştirmeye itecek.

Bir petrol krizi tehlikesinin sona erdiğini söyleyemeyiz. Uluslar ve liderleri, her zaman akılcı olan şeyi yapmak üzere yola çıkmaz. Günümüzün tehlikeli dünyasında, haksız güç kullanımı, ulusal bütçeler ya da ticari dengeler ışığında ölçülemeyen farklı şekillerde ödüllendiriliyor.

*Pirus zaferi, “yıkıcı oranda kayıplar pahasına kazanılan bir zafer” anlamına gelir. Kazanılan zaferin verilen kayıplardan sonra anlamsız hale geldiğini ifade eder.

Yazının aslı politico.com sitesinde yayınlanmıştır (Çeviren: Tarkan Tufan)







 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER DÜNYA HABERLERİ