AİHM Cizre başvurularını reddetti

AİHM, 2015'te Cizre’deki sokağa çıkma yasağı sonrası yapılan dava başvurularını "iç hukuk yollarının tüketilmediği" gerekçesiyle geri çevirdi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Şırnak’ın Cizre ilçesinde Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı kapsamındaki güvenlik operasyonları sırasında insan hakkı ihlalleri yaşandığı iddiasıyla Ankara’ya karşı yapılan dava başvurularını “iç hukuk yolları tüketilmediği” gerekçesiyle "kabul edilemez” buldu. AİHM, “Anayasa Mahkemesi (AYM) etkin iç hukuk yolu değil” tezini reddederek, bu konuda davacılar tarafından gündeme getirilen iddiaların “soyut” kaldığı sonucuna vardı.

AİHM, sokağa çıkma yasağı sonrası Ankara’ya dava açmak için yapılan yüzlerce başvuru arasından ikisini (Ömer Elçi ve Tunç ailesi) “pilot dava” olarak seçti ve bu başvurularla ilgili olarak 13 Kasım 2018 tarihinde Strasbourg’da bir duruşma düzenledi. Davacılar Türk güvenlik güçlerinin Cizre’de sokağa çıkma yasağı sırasında yürüttüğü operasyonlardan mağdur olduklarını savunup, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) temelinde birçok haklarının ihlal edildiği tezini işledi.

Davacı avukatları AİHM önünde, adlarını belirtmedikleri insan hakları kuruluşlarını kaynak göstererek, operasyonlardan “1 milyon 600 bin kişinin etkilendiğini, 500 bin kişinin göçe zorlandığını ve yaklaşık 2 bin kişinin öldüğünü” savundu. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle su, elektrik ve internetin kesildiği, sivillerin sağlık hizmeti, eğitim, su, elektrik ve ilaçtan yoksun kaldığına vurgu yaptı. Avukatlar, “ev hapsi” ve “kollektif cezalandırma” olarak tanımladıkları sokağa çıkma yasağının, Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili 13 ve 15’inci maddelerinde öngörülmediği için “yasal dayanağı bulunmadığını” da öne sürdü. 


“AYM etkin iç hukuk yolu değil” tezi

Cizre operasyonlarıyla ilgili ihtiyati tedbir başvurularını reddettiği ve davaları ele alma sürecinin uzunluğu nedeniyle AYM'nin "etkin iç hukuk yolu olmadığı” tezini işleyen avukatlar, bu iki pilot davada AİHS'nin yaşam hakkıyla ilgili 2’nci, işkence ve kötü muamelenin önlenmesiyle ilgili 3’üncü ve emniyet ve güvenlik hakkıyla ilgili 5’inci maddelerinin ihlaline hükmedilmesi talebinde bulundu. Alınacak kararda, AİHS’nin 46’ncı maddesi (AİHM kararlarının bağlayıcılığı ve infazı) uyarınca Türk hükümetine operasyonlar ve sokağa çıkma yasakları hakkında etkin soruşturma yürütme çağrısında bulunulması da istendi.



Avrupa İnsan Hakları Komiseri müdahil oldu

Davalara Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri de müdahil taraf olarak katıldı. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, 2 Aralık 2016 tarihinde “Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesindeki Terörle Mücadele Operasyonlarının İnsan Haklarına Etkileri” başlıklı bir mütalaa yayımlayarak, Ağustos 2015’te başlayan terörle mücadele operasyonları sırasında “birçok kişinin hakkının ihlal ediliği” görüşünü dile getirmişti.

Kısaca Venedik Komisyonu olarak bilinen “Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu” ise 13 Haziran 2016 tarihinde yayımladığı “Sokağa Çıkma Yasaklarının Yasal Çerçevesi” başlıklı görüş raporunda, Ağustos 2015’te uygulanmaya başlanan sokağa çıkma yasaklarının “anayasal ve yasal çerçeveye dayanmadığı” sonucuna varmıştı.

AİHM kararı

Ancak AİHM, bu tezlere olumlu yanıt vermedi. Mahkemenin gerekçeli kararında, davacıların AYM'nin “etkin iç hukuk yolu olmadığı” konusunda yeterli kanıt sunamadıklarını belirtildi. Kararda, "AYM’nin bu iki davayla ilgili bireysel başvuruları üç yıldır sonuçlandırmamış olması etkin iç hukuk yolu olmadığı anlamına gelmez” mesajı verildi. AYM’nin bu davaların esasına dair vereceği kararların beklenmesi gerektiği not edildi.

AİHM buna karşılık, AYM önündeki bireysel başvuru sürecinin “çok uzun sürmesi” halinde davacıların yeniden AİHM önünde hak arayabileceklerini belirterek AYM'ye de mesaj gönderdi.

AİHM bu kararıyla son birkaç yıldır olduğu gibi AYM’ye bireysel başvuru sistemini korumaya ve yaşatmaya çalışıyor. Bu politikanın arka planında Avrupa genelindeki bireysel hak ihlali iddialarının AİHM’e gelmesine gerek kalmadan iç hukuk organları önünde çözülmesi konusunda Avrupa Konseyi devletleri arasındaki genel uzlaşı yatıyor. AİHM açısından bir diğer kaygı ise Türkiye'den AİHM’ye yığınla dava başvurusunun önüne geçmek. 

Kayhan Karaca / Deutsche Welle Türkçe
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER DÜNYA HABERLERİ