"Yükseköğretimde AKP'nin zorbalık ve rant modeli"

"Her yere üniversite açıyoruz, beldenize yeni üniversite getiriyoruz diyerek halk üzerinde olumlu imaj oluştururken, asıl hedeflerinden biri yeni inşaat ve donanım işlerini kendi çevreleriyle paylaşmak oldu"



İsmail S. Gülümser/Aktif Haber


İktidar partisinin yükseköğretimde eğitimi geliştirme ve üniversiteleri ülke kalkınmasının motoru haline getirme gibi bir kaygısı hiç olmadı. Vatandaşlardan tüm ülke insanına hizmet etmek üzere yetki aldı ancak her alanda olduğu gibi yüksek öğretimde de herkese hizmet götürmesi gerektiğini unutarak kendi siyasi tercihlerini öne çıkardı. Daha ilk yıllardan itibaren üniversitelerle ilgili iki hedef belirledi ve bugüne kadar yaptığı tüm çalışmaları bu hedef doğrultusunda geliştirdi.

Her yere üniversite açıyoruz, beldenize yeni üniversite getiriyoruz diyerek halk üzerinde olumlu imaj oluştururken, asıl hedeflerinden biri yeni inşaat ve donanım işlerini kendi çevreleriyle paylaşmak oldu, tüm rantından yandaşlar yararlandı. Devlet kaynaklarını üniversitelerin gelişiminde kullanmayı hedefleyeceği yerde gizli pazarlıkla verilen ihalelerle her fırsatı rant elde etmenin bir aracına dönüştürdü. Her yeni üniversiteye siyasi tercihlerine göre istediği kurucu rektör ve diğer elemanları görevlendirdi, yeni üniversitelerde kadroları liyakate bakmadan tamamen siyasi tercihlere göre belirledi.

AKP nin üniversite modelinin iki temel ayağı var her yere yeni üniversite binası yapma bahanesiyle

-Devletin mali kaynaklarını yandaşlarla bölüşmek,

-Yeni kadro fırsatları oluşturup üniversitelerin yönetimini ele geçirmek.

Eski yeni her üniversitede faaliyetler hep bu iki amaç için yapıldı. Bu hedefine ulaşmak için gerektiğinde devlet ihalelerinde yolsuzluk çarkı kurmaktan, gerektiğinde üniversite yönetimlerini ele geçirmede devlet gücünü bazen şiddet kullanmaktan kaçınmadı.

Yeni üniversitelerde dilediği gibi kadrolaşırken eski üniversitelerin yönetimlerini ele geçirecek hileli yöntemler geliştirdi. Bazı köklü üniversiteleri böldü, bazı bölümleri ayırıp eski ve yeni üniversitelerde yeni kadro atama fırsatı oluşturdu bu yolla hem eski hem yeni üniversitelerin kadrolarını siyasi tercihlere göre değiştirdi.

Rektörlük, üniversiteler arası kurul ve komisyonların oluşumuyla ilgili mevzuatı OHAL den yararlanarak siyasi tercihlerine göre değiştirdi, YÖK ü tamamen kendi kontrolünde üniversiteler üzerinde baskı kurmada kullanacağı bir araca dönüştürdü. Rektörlük seçimlerini hükümsüz hale getirdi, her üniversiteye liyakate bakmadan istediği gibi rektör atadı ve üniversite yönetimlerini ele geçirdi.

Üniversitelerde öğretim görevlilerini dünya görüşüne göre fişledi, 15 Temmuzda önceden fişlenerek belirlenmiş 10 bine yakın akademisyeni ya ihraç etti ya da kurumlarını kapatarak sokağa bıraktı. Birçoğunun akademik unvanlarını mahkeme kararı olmadan elinden aldı, pasaportlarına el koydu, yurt dışına çıkışını engelleyerek açlığa mahkûm etmek istedi. Özellikle OHAL den sonra devleti kendi şiddet rejiminin aracı olarak kullandı.

Siyasal İslam anlayışıyla hareket eden dünyadaki diğer tüm gruplar gibi AKP'de güç kullanarak istediğini elde eden bir siyasi parti. OHAL ile gasp ettiği devleti hukuk dışı yöntemlerle idare etme gücünü kullanarak muhalif görüş bildiren akademisyenlerin tamamını sokağa attı, açlık-işsizlik-yargılama sopasını kullanarak hizaya getirmeye, kokutarak muhalif görüş bildirmekten uzaklaştırmaya çalıştı.  Bunda belli bir düzeyde de başarılı oldu.

Ülkede halen görev yapan akademisyenler iki grupta mütalaa edilebilir.   

-Birinci grup AKP nin hukuk dışı işlerine normal gören partili siyasal İslam düşüncesine sahip olanlardan ya da makam-para karşılığı onların hukuk dışı projelerine katkı sunan iktidar nimetlerinden yararlananlardan oluşuyor.    

-İkinci grup muhalif olsa bile ekmeğinden olmamak için kendi şahsiyetinden ödün vererek sessiz kalmak zorunda hisseden akademisyenlerden.    

Hala cılız sesle sesini yükseltenler ve muhalif olduğu halde sessizliği tercih edenlerin hepsi AKP tarafından tek tek fişlenmiş durumda. Bunların üniversitelerle ilişkisini kesmek için iktidarın aşamalı planları var. Bazılarıyla ilgili projeler yavaş yavaş gündeme gelirken bazıları için uygun zaman kollanıyor.

Akademisyenler böyle olduğu gibi öğrenciler de istihbarat devletinde gözetleniyor, onların yaptıkları her çalışma fişleniyor ve ülkede üniversitede okuyan her genç hakkında iktidar partisi eski tabirle sakıncalı piyade listeleri oluşturuluyor. AKP öğrencelere onların kendi hür iradeleriyle seçebilecekleri bir dünya görüşü sunamadığı için farklı dünya görüşünden öğrencileri sopayla güç kullanarak caydırma yöntemi kullanıyor. Bu amaçla istihbarat birimleri farklı projeler üretiyor, üniversitelerde aktif grupların öğrenci üzerindeki etkisini kırmak için öğrenciler arasına elemanlar yerleştiriliyor, olay çıkarıp polisin önceden belirlenmiş isimleri gözaltına alması sağlanıyor. Görüşleriyle öğrencilerde etkili isimlere sudan sebeplerle ceza verilip üniversiteden uzaklaştırılıyor. Bu yolla üniversitelerdeki dengeler devlet gücü kullanılarak parti lehine değiştiriliyor.

Bir iki öğrenciyle AKP yanlısı dernekler kuruluyor, devlet imkanları bu derneklerin emrine veriliyor, devlet destekli derneklerin mali imkanlarıyla rekabet edemeyen diğer derneklerin öğrenci üzerindeki etkisi zayıflatılıyor. O yerleşkede güçlü olan derneklerin yöneticileri devlet gücü kullanıp etkisiz hale getiriliyor. Yurtlarda muhalif görüşten öğrenciler atmayla tehdit ediliyor. Kayda değer hiçbir görüş üretmeden öğrenciler sopayla ya da maddi vaatlerle AKP yandaşı dernekler etrafında toplanmaya zorlanıyor.   

AKP nin üniversitelerde içerikle ilgili bir kaygısı olmadığı, tüm hedefinin rant ya da üniversiteleri ele geçirmek olduğu için, üniversitelerde bu dönemde yapılan yolsuzluklar ve hak ihlalleri, devletin kaynaklarını gasp etmeye devlet kadrolarında soykırım yapmaya dönüşüyor.    

Fonksiyoner olması düşünülmeden dış borçla yapılan üniversite bina ve donanımları için o beldedekiler dahil partililerce devlet kaynakları fütursuzca yağmalanıyor, hiç olumlu düşünce üretmenden akademik kadrolar tehditle devlet zoruyla parti uygulamalarını desteklemeye zorlanırken üniversitelerde eğitim dökülüyor.



ÜNİVERSİTLERLE İLGİLİ RAPORLARDA ÜLKENİN DURUMU

Uluslararası kuruluşlar üniversiteleri farklı açılardan değerlendirmeye alıyor. Bütün gücü tek merkezde toplayan iktidar partisi her geçen gün üniversitelerde kaliteyi düşürüyor. Ülke dünya sıralamasında giderek geriliyor, uluslararası saygın kuruluşların 2018 yılında hazırladıkları son raporlarda dünyada ilk 400 üniversite arasında Türkiye’den hiçbir üniversite bulunmuyor, hiçbir devlet üniversite ilk 500 e giremiyor.

Üniversitelerde öğretim görevlileri anlattıkları görüşlerinden dolayı suçlanacakları kaygısı taşıyor, özgürce düşüncelerini ifade ettikleri ortam her geçen gün daralıyor. Bu baskı ortamında akademisyenlerin çoğu düşüncelerini öğrencileriyle paylaşamıyor, eğitimin niteliği giderek düşüyor, üniversitelerde araştırma kapasitesi her geçen gün sınırlandırılıyor, yerine iktidarın kalıplarına uyan araştırmaktan ve sorgulamaktan korkan bir anlayış yerleşiyor. Üniversitelerin bağlantı halinde oldukları özel kuruluşlar dünya görüşüne göre tasnif edilerek aradaki bağlar kasıtlı uygulamalarla kesiliyor. Üniversite kurmuş bazı büyük firmaların dünya görüşünden dolayı üniversiteleri kapatılıyor, yaptıkları mükemmel eğitim yatırımlarının kapısına kilit vuruluyor.

Türkiye’de halen 129 devlet 77 vakıf olmak üzere üniversite düzeyinde toplamda 206 kurum hizmet veriyor. Bu üniversitelerde açık öğretim dahil 7,5 milyon öğrenci öğrenim görüyor. Hızla yeni bina yapıp üniversite açılır ve öğrenci doldurulurken akademik kadro yetiştirme ihmal ediliyor. 2002 de 120 öğrenciye bir profesör düşerken bugün 157 öğrenciye ancak bir profesör düşüyor.

Siyasi hedeflere göre doktora öğrencisi alım dönemi başlıyor, hem doktora hem akademik kadroya geçişte güvenlik soruşturması devreye giriyor, AKP dünya görüşünü beğenmediği gençlerin akademisyen olmasını engelleyecek yollar geliştiriyor. Özellikle siyasal iktidarı desteklemeyen öğrenciler için akademisyen olma yolu tıkanıyor, bu vb sebeplerle doktora yapan öğrenci ortalamaları düşüyor. Türkiye yüksek öğretim kalitesinde 137 ülke arasından 101 sıraya kadar geriliyor, fen ve matematikte 104. sırayla Etiyopya, Gambiya gibi ülkelerin bile gerisinde kalıyor.

Sanayi kuruluşlarının bile dünya görüşüne göre fişlendiği ülkede üniversite sanayi bağı zayıflıyor, AR-GE çalışmaları azalıyor, bazen akademisyenler korkuyla sanayiye yönlendirmekten çekiniyor, bazen sanayici üniversiteye başvurmaktan kaçınıyor ve her iki tarafın da birbirinden yararlanacağı ortam yok oluyor. Bu açıdan yapılan dünya sıralamasında Türkiye Gana’nın bile gerisinde kalıyor.

Üniversite sanayi iş birliği yapılsın diye kurulan teknokentler siyasi hedefler öne çıkarılınca amacından saptırılıyor, her yere açılan teknokentlerde nitelik aranacağı yerde parti yandaşı olma ve rantçılık öne çıkıyor. Tüm müteşebbislerin eşit yararlanması için ayırılması gereken kaynaklar dünya görüşü ve ranta bağlı olarak bazılarından esirgeniyor ve verimli kullanılamıyor. AKP öncesi objektif kriterlere göre açılmış teknokentlerin daha verimli olduğu ve toplam ihracatın %85 inin bu iki teknoketten yapıldığı, iktidar döneminde kurulmuş olanlardan yeterli verim alınmadığı ortaya çıkıyor.  Bugün Teknokentlerin çoğu yüksek vergi muafiyetlerinden yararlanmak isteyenlerce açılmışlardan oluşmakta ve buralarda istenen ARGE çalışması yapılamamaktadır. Küçük firmalar ve yeni girişimciler siyasi gerekçelerle konulan yüksek kira bedellerini ödeyemedikleri için bu ortamdan yararlanamamaktadır.

Üniversitelerde eğitim kalitesinin en önemli göstergelerinden biri olan patent üretme bakımından üniversitelerimiz çok zayıf bu konuda Fas ve Moldova’nın bile gerisindedir. Türkiye’de tüm üniversitelerin bir yılda ürettiği patent sayısı ABD de sadece bir iki üniversite tarafından üretilmektedir.  İrlanda’da üretilen patent sayısı bile bizim iki katımıza denktir.



ÜNİVERSİTELERDE AKADEMİK KRİTERLER KAYBOLUYOR

AKP üniversitelerde bir yandaş düzeni kuruyor, yeni öğretim görevlisi alımından akademik kariyerde yükselmeye kadar her alanda tek geçerli kriter partili olma haline dönüştürülüyor. Farklı dünya görüşünden araştırmacılar için çalışma ortamı her geçen gün daralıyor. Asistan alımlarında güvenlik soruşturmasından mülakatlara kadar her aşamada siyasi ve ideolojik bir çark kuruluyor. Adaylar akademik yeterlilikleri öne çıkaracaklarına siyasileri memnun etmeye yöneliyor ve yükselme beklentisi olan herkes bir şekilde siyasilerin oyuncağı haline geliyor.

AKP döneminde üniversite sayısı 56 dan 206 yükseliyor yeni açılan veya bölünen üniversitelerdeki kadrolar siyasi tercihlere göre belirleniyor, bu dönemde öğretim elemanı sayısı 42 binden 90 binlere kadar çıkıyor, yani mevcut kadroların yarıdan fazlası iktidarın siyasi kriterlere göre aldığı partili eş dost ve yakınlardan oluşuyor.

Siyasi hedeflere göre seçilmiş bazı öğrencilerin kısa sürede kariyerde yükselmesini sağlamak için parti yandaşları gayrı ahlaki-etik dışı davranışlara yönlendiriliyor. Sahte ve şaibeli yayın yani başkasının yayınını kopyalamada ciddi yükselme yaşanıyor. 2007-2016 yılları arasında incelenmiş tezlerden 207 sinin (%34 ünün) yüksek düzeyde kopya olduğu genç akademisyenlerin kariyerlerine hırsızlıkla başladığı ortaya çıkıyor,  Türkiye şaibeli yayında dünya üçüncülüğüne kadar yükseliyor.  Para karşılığı tez yazdırma giderek yaygınlaşıyor ve iktidar partisi siyasi gerekçelerle bazılarının bunu yapmasına adeta çanak tutuyor. Tez ve yayınlarda sahtecilik artıyor.

Sahte ve parayla yazılmış tezlerle hiç akademik çalışması olmayanlara akademik unvanlar dağıtılmakta, bu uygulamalar üniversiteler, akademik camia arasında sinsi sinisi yayılmakta ve olağanlaşmaya doğru gitmektedir. Akademik nitelikleri felç eden bu yapı üniversiteleri tehdit etmektedir. Bu yolla kariyer sahibi olanlar minnet duygusuyla siyasilerden gelen gayrı ahlaki tekliflere açık hale gelmektedir. Üniversitelerde akademik kültürü yok etme eğilimdeki bu gidiş her alanda sahteciliği yayan ideolojik AKP devletinin ürünüdür.  Sahtecilikte Türkiye Hindistan ve Nijerya’dan sonra parayla tez yazdırılan 3. ülke konumuna yükselmiştir.

Wikileas belgelerinde Erdoğan’ın damadı Bakan Albayrak’ın tezini Marmara Üniversitesinde Prof Erişah Arıcan yazdığı ortaya çıkıyor. Tezdeki katkısından dolayı Arıcan önce Marmara üniversitesinde enstitü müdürü ardından Borsa İstanbul yönetim kurulu üyeliği ile ödüllendiriliyor. Göbeğinden siyasilere bağlı bu profesör tüm ahlaki ve etik ilkeleri bir kenara bırakarak okulundaki akademisyenleri ve aile yapılarını ülkücü, solcu, tehlikeli, rejim karşıtı vb yaftalarla fişlediği Wikileas belgeleriyle kanıtlanıyor.

Akademik başarının en önemli göstergelerinden biri üretilen akademik tezlerin sayısı ve kalitesi, korku ortamında atıf alan kaliteli akademik yayın sayısı düşüyor. Türkiye’deki akademik dezenformasyon her şeye tesir etmiş atıf yapılabilir yayın sayısı itibarıyla İran gibi ideolojik yönetimlerin bulunduğu ülkelerden bile geri hale gelmiştir. Türkiye’nin yabancı dergilerde yayınlanan makale sayısı son dönemde %28 azalmıştır. Özellikle tıp ve sosyal bilimlerde azalma %35 ler düzeyindedir. AKP iktidara geldiği 2002 yılında Türkiye’de yayınlanan makaleler ortalama 15 atıf alırken iken bugün atıf ortalaması 1 in altına düşmüştür.

Niteliğin düşmesi sonucu akademik çalışmalarına bilimsel dergilerde yer bulamayan AKP li kadrolar bu konuda hileli yol geliştiriyor, parayla makale yayınlayan dergilere makale gönderiliyor. Pakistan’da Malezya’da yayın yapan paralı iki dergide yayınlanan makalelerin %40 ının Türkiye’den olduğu bu dergilerde çok sayıda Türk editör olduğu dergilerin Türkiye’den gönderilen yetersiz makaleleri yayınlamak için çıkarıldığı, muvazaalı olduğu belirleniyor. Ülke akademisyenleri 500-750 dolar karşılığı makale yayınlayan Kenya’daki bir dergiyi kullanarak akademik unvan kazanıyor. Bilimsel değeri olmayan ülkedeki bazı siyasi kuruluşların yayınladığı dergilerle farklı bir hile yolu geliştiriliyor.

Üniversitelerdeki gerilemenin en önemli nedeni ideolojik devlet anlayışına göre yeni bir sistem kuran AKP rejimidir. Tek adamın kontrolü altında tüm ahlaki kriterleri siyasi ideolojisine göre yok eden bir rejim inşa edilmiş ve bundan en çok üniversite camiası etkilenmiştir. Çünkü iktidar partisi üniversiteleri bilimin merkezi olmasına göre değil siyasi sonuç elde etmeye göre yeniden yapılandırmaktadır.  AKP ye göre üniversitelerin siyasal iktidara tabi olması için tüm liyakat ilkeleri bir kenara bırakılarak ele geçirilmelidir. Bu yüzden üniversitelerin özerkliği ortadan kaldırılmış ve özgür düşünce üretme ortamı yok edilmiş, siyasi kriterlere göre ayrımcılık en önemli kriter haline gelmiştir. Büyük binalar liyakate bakılmadan alınan elemanlarla doldurulmakta üniversiteler siyasetin çiftliğine dönüşmektedir.

AKADEMİK ÖZGÜRLÜKLER KAYBOLDU

İktidar partisi en çok şikâyet ettikleri 80 ihtilali ürünü YÖK’ün yetkilerini daha da artırarak orada bulunan demokratik mekanizmaları partiye bağlayarak merkezi yönetim aracılığıyla üniversiteleri tamamen teslim alacak şekilde kendi sultasını kuruyor.

OHAL şartları suiistimal ediliyor, Özal’dan sonra tanınmış sınırlı özgürlükleri de kaldırarak üniversitelerdeki akademik özerkliği yok ediyor, rektörler dekanlar yandaşlardan atanıyor, üniversitelerin yönetimleri siyasi tercilere göre değiştirilerek akademisyenler üzerinde baskı rejimi oluşturuyor. Jüriler siyasi görüşlere göre belirleniyor, kimin yükseleceğine akademisyenler değil siyasiler karar veriyor. Üniversitelerde yapılan her faaliyetin kararı merkeze aktarılarak üniversite faaliyetleri siyasi baskı altına alınıyor. Üniversitelerin tüm üst düzey yönetimlerinin ataması saraya bağlanıyor, üniversitelere dışarıdan rektör atama yetkisi verilerek daha henüz 3 yıl bile profesörlük yapmamışlar rektör yapılarak üniversitelerin içleri iktidara göre yeniden şekilleniyor.

İTÜ ye atanan rektör dünya görüşünü beğenmediği asistanları işten çıkarıyor.  Galatasaray üniversitesine atanan rektör, dünya görüşünü beğenmediği birinin katılmasını engellemek için bilimsel konferans iptal ediyor. Bingöl üniversitesine atanan rektör oğlunu kızını akrabalarını üniversiteye akademisyen olarak alıyor. Hacettepe üniversitesine atanan rektör endüstriyel kirliliği araştıran bir akademisyenin çalışmalarını YÖK e bildirip bilimsel çalışmaları engellemeye, iktidar aleyhine sonuçlara sansür uygulamaya soyunuyor. Abant İzzet Baysal üniversitesine profesörlüğe yükselmesinde usulsüzlüğü belirlenen biri rektör olarak atanıyor.  Biat edenler devam ederken eleştirenler AKP nin hışmına uğruyor, Laçiner rektörlükten alınıyor Erdoğan’ın giderek otoriterleştiğini söylediği için bahanelerle tutuklanıyor.

Yeni yönetimler üniversitelerde akademik özerkliğe hizmet edeceğine borçlu olduğu siyasi rejime hizmet ediyor ve totaliter bir baskı rejimi kuruluyor. Gerçekten bilimsel verilere göre değerlendirme yapan akademisyenler ya dışlanıyor ya da baskı altına alınarak etkisizleştiriliyor. Akademisyenlerin her çalışması inceleniyor yaptığı her etkinlikten dolayı fişleniyor, bilim adamları bilimsel etkinliklere katılmaktan ürker hale getiriliyor. Akademik çalışmalara otosansür uygulanıyor, akademisyenlerin yapacağı çalışmalar AKP nin uygulamalarıyla çelişiyorsa bu tür konuların araştırılması engelleniyor. Disiplin yönetmeliği ile akademisyenlerin kendi alanları dışında açıklama yapması yasaklanarak otosansüre yasal kılıf hazırlanıyor. Partinin uygulamalarını sahte verilerle başarılı gösterecek çalışmalar destekleniyor ve gerçeklerin üstünün örtülmesi için akademik camianın ahlak dışı yöntemlere özendiriliyor. TV muhalif görüş bildirecek akademisyenlere kapatılırken, akademik yeterliliği olmayanlar kanallarda AKP reklamı yapmak için birbiriyle yarışıyor ve bilimsel kriterleri yok sayan ilkesiz bir akademik kadro ortaya çıkıyor.   

Üniversitelerde savaşların yaşandığı, akademisyenlerin çoğunun siyasi görüşe göre olaylara karıştığı, yıllarca süren yüzlerce ölümlü olaylardan sonra yapılan 12 Eylül darbesinde olaylara karışmakla suçlanıp ihraç edilen akademisyen sayısı sadece 120. Hâlbuki birkaç saat süren bir olaydan sonra AKP nin olaylarla hiç alakası olmadığı halde akademik yeterliliğine bakmadan sadece dünya görüşünden dolayı önceden fişleyerek attığı akademisyen sayısı 5.900 vakıf üniversiteleriyle birlikte atılanların sayısı on bine yaklaşıyor (%12), buna her geçen gün yenileri ekleniyor ve atılanların oran %15-20 doğru ilerliyor.

Disiplin yönetmeliğine eklenen “huzuru bozmak” gibi muğlâk bir suç kavramıyla bırakın akademisyenleri muhalif öğrencileri sindirip susturmak için üniversitelerde boğucu bir baskı rejimi kuruluyor. Bazı öğrencileri muhalifleri belirlemede ajan olarak kullanılıyor, bazı öğrencilere küçük desteklerle sanal ortamda trol olarak bilgi kirliliği yapma görevi veriliyor, genç yaşta öğrenciler ideolojik ya da maddi zaafları kullanılarak sosyal medyada ahlak dışı iğrenç karalama kampanyalarında kullanılıyor bu yolla muhalifler baskı altına alınıyor.

Paralı trollerle sosyal medyada AKP ye muhalif görüş bildiren öğrenciler ya fişleniyor ya da devletin kolluk kuvvetleri kullanılarak susturuluyor. Öğrenciler devletten ödenen paralarla AKP yanlısı ve karşıtı olarak gruplara ayrılıyor ve bunların birbiriyle mücadelesi için devlet kaynakları kullanılıyor. Devlet kaynaklarıyla küfür dolu sözlerle parti politikaları zorla öğrencilere kabul ettirilmeye çalışılıyor. BİMER CİMER gibi şikâyet birimleri aracılığıyla öğrencilerin ya da akademisyenlerin yaptığı her tartışma şikâyet ediliyor muhalif görüş bildirenlerin tutuklanmasında atılmasında kullanılıyor.  Gayrı insani parti politikaları üniversitelerde kolayca konuşulurken muhalif görüşler devlet gücüyle boğuluyor.   

Üniversitelerde sadece parti görüşlerinin hâkim olması için devletin kolluk kuvvetleri seferber ediliyor, el altından desteklenen öğrencilerle muhalif görüşteki öğrenciler tehdit ediliyor, korkutulup sindirilmesi için devlet kaynakları kullanılıyor. Şiddete yönelmiş partililer kollanırken muhalifler kendini müdafaa etmek için yaptığı tepkiden dolayı tutuklanıyor okuldan atılıyor. Okullarda şiddet yükseltilerek muhalif görüştekilerin sindirilmesi hedefleniyor.   Bir yandan partili üniversite yönetimleri bir yandan troller aracılığıyla muhalif akademisyen ve öğrenciler üniversitelerde etkisiz hale getiriliyor.


Ele geçiremedikleri üniversiteleri bölerek mevcut yapıları yıkıyor yerine parti yandaşı kadrolarla üniversiteler devlet zoruyla el değiştiriyor.  Asker ve polis akademileri 15 Temmuz bahanesiyle kapatılıp yerine siyasi tercihlerine göre yeni yapılar kuruluyor. 15 Temmuz hem normal ortamlarda ele geçiremediği üniversiteleri devlet gücüyle ele geçirmede hem de üniversitelerden muhalifleri temizlemede kullanılıyor. Soruşturma bile yapmadan 10 bine yakın akademik kadro siyasi bir kararla üniversitelerden ayıklanıyor. Darbeyle hiç ilişkisi kurulmadan darbeye karışmakla suçlanıp ihraç ediliyor, pasaportlarına el konuluyor, başka yerlerde çalışması engelleniyor.

Barış bildirisine imza atan akademisyenler bu suça ortak olmayacağız dedikleri içi görüşlerinden dolayı meslekten atılıyor, bir kısmı tutuklanıyor.  Adil yargılanma hakkı ellerinden alınarak ceza veriliyor. Deneyimli kadrolar atılınca üniversitelerin içi boşaltılıyor, bazı bölümlerde ders verecek yarım tez çalışmalarını yürütecek hoca bulunamıyor, yerine liyakatsiz yandaş kadrolar dolduruluyor. Akademik kadroların tümü atılma tehdidi altında yapacağı her çalışmaya korka korka başlıyor, üniversitelerde devlete olan güven yok oluyor. Doçentlik unvanının kaldırılması gibi yeni düzenlemelerle üniversitelerde eski akademisyenlerin atılması için yöntemler geliştiriliyor, akademisyenlerin akademik güvenceleri yok oluyor,

Yandaş rektör dekan ve bölüm başkanları saraya yaranma yarışına girişiyor. Üniversitelerde işe alım kriterleri liyakat yerine yandaşlığa dönüşüyor. Her yerde olduğu gibi partiye göbeğinden bağlı jürilerin yaptığı mülakatlarla üniversiteler temel yeterliliklerden bile uzak partili kadrolar tarafından işgal ediliyor.   Birçok rektör üniversitelere aile bireylerini dolduruyor. Erdoğan’ın Denizli Pamukkale üniversitesine atadığı rektör İHL öğretmeni hanımını İslami ilimler enstitüsü sekreteri olarak görevlendiriyor.

Nitelikten yoksun üniversitelerde yayın sayısı vb kriterlerle yükselme fırsatı elde edeceğini düşünen birçok yandaş sahte yayınlarla kendine avantaj yakalamaya çalışıyor. AKP nin akademisyen politikası sorunlu olduğu gibi, öğrenci politikası da sorunlu. İhtiyaç analizleri yapılmadan her ile her beldeye üniversite açılıyor ve istihdam imkânı olmayan bölümler öğrenciyle dolduruluyor, yetersiz eğitimlerden mezun olanlara istihdam yeri bulunamıyor, üniversite mezunu işsiz sayısı hızla artıyor ve bir milyonu geçiyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ