Üç ziyaret ve batan geminin malları

İngiltere ve Almanya Başbakanları, İsrail Dışişleri Bakanlığı heyeti peş peşe neden geldiler?
Son dönemde dış politikada iyiden iyiye yalnızlaşan Ankara son iki haftada önemli misafirler ağırladı. İngiltere Başbakanı Teresa May, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan bir heyet Türkiye'yi ziyaret ettiler.

Bu üç ziyaret kamu diplomasisi ve 'Büyük Güç Türkiye' propagandası için Akp'ye faydalı olduğu kuşkusuz. Ancak uzun bir aradan sonra Ankara'nın böyle bir yoğunluk görmesi şaşırticiydi gerçekten.

İngiltere Başbakanı Teresa May, yeni ABD Başkanı Donald Trump'la görüştükten hemen sonra Türkiye'ye geldi. Avrupa Birliğinden ayrılma kararı sonrası riski çok yüksek bir süreçte ülkesinin başbakanlık koltuğuna oturma cesaretini gösteren bu hanımefendi yeni Washington yönetiminden Ankara'ya bir mesaj getirdi mi bilinmez. Ama Türkiye'de tam 100 milyon £'lik bir savunma sanayi anlaşması imzaladı. İngiltere ekonomisinin üzerindeki yükü hafifletmek için gerekirse bütün dünyayı gezeceği izlenimi veren May Ankara'dan iyi bir ganimetle ayrıldı.


Ancak, görüşülen savunma sanayi yetkililerinin, İngilizlerin TFX projesi için verecekleri teknik desteğin eskimeye başlamış bir teknoloji olduğu yönünde ciddi iddiaları bulunuyor.

Öte yandan, maliyetleri sebebiyle benzer projeler tüm dünyada uluslararası konsorsiyum halinde gerçekleştirilirken, sadece program için gereken 25 milyar doları ekonomik krizdeki Türkiye'nin nasıl karşılayabileceği da ayrı bir konu. Dahası, yandaş medya 'mıllı uçağın' 2023'te ilk uçuşu yapacağını iddia etseler de, uçağın 10 yıldan önce uçması imkansız görülüyor.

Alman Başbakanı Angela Merkel'in kronik derdi ise mülteci krizi. Parasını ödemeyerek sarayın 'apartman yöneticisini' kızdırıyor olsa da, Türkiye'yle yaptıkları 'mülteci anlaşması' Ab'nin göçmen sorununa somut bir katkı sağlamış oldu. Bu nedenle, seçim sürecindeki Merkel Almanya'da hiç sevilmeyen Erdoğan'la yan yana gelmenin riskini göze alarak anlaşmanın devam etmesi için temaslarda bulundu.

Ankara'nın bir diğer misafiri ise 'güneydeki dost' İsrail'den. Erdoğan'ın İsrail'le ilişkileri geliştirmeye büyük önem verdiği biliniyor. İlişkileri normalleştirme sürecinin somut meyveler verdiğini de kabul etmek gerekir. Ancak bu meyveler nedense hep İsrail'in meyveleri oldu.

İsrail'in son meyvesi ise Erdoğan için de karlı: İsrail doğalgazı.

Tel Aviv İsrail doğalgazını Avrupa'ya taşıyacak boruhattını Türkiye'den geçirmek istiyor ve iki ülke dışişleri ile enerji bakanlıkları müzakereleri yürütüyor.

İsrail'le ilişkileri normalleştirme sürecinin daha ilginç bir yönü ise iki ülke arasında hala yüksek düzeyli bir ziyaret gerçekleşmemiş olması. Normal de diplomatik ilişkilerin normalleştirilmesi ya da başlatılması gibi süreçler yüksek siyasi irade gerektirdiğinden bu girişimler iki ülke liderlerinin ziyaretleri ile başlar. Nitekim, Türkiye-Rusya ilişkilerinin normalleştirilmesi de Erdoğan'ın özür dileyerek Moskova'yı ziyaretiyle taçlandırılmıştı. Buna karşılık Türkiye-İsrail ilişkilerinin halen dışişleri bakanlıklarındaki diplomatlar seviyesinde yürütülüyor olması dikkat çekiyor.

İsrail tarafının aksine Akp'li yöneticiler her fırsatta, Gazze Ablukası ve yeni yerleşim yerleri konusunda politikasında en ufak bir değişiklik yapmamış olan Tel Aviv'le ilişkileri geliştirmenin önemini dile getiriyorlar. Dolayısıyla Ankara'nın üst düzey bir ziyaret için istekli olduğu görülüyor. Nitekim Mevlüt Çavuşoğlu'nun İsrail'i ziyaret edeceğine dair bir haber dış basına yansımıştı. Bu durum Tazminat vererek Mavi Marmara'yı ustaca kapattıktan sonra İsrail tarafının uluslararası itibarı yerlerde sürünen Erdoğan rejimi ile fazla yanyana gelmeye istekli olmadığı anlaşılıyor. Türkiye'den kopardığı bütün önemli kazanımlara rağmen Netanyahu'nun Türkiye'yi ziyaret etmemesi ya da Erdoğan'ı davet etmemesi oldukça dikkat çekici.

Her ne kadar, havuz medyasında Türkiye'ye ilişkin pembe bir tablo çizilmeye çalışılsa da uluslararası basında birçok olumsuz senaryo okumak mümkün.

Ülkede Erdoğan diktatoryasına karşı istikrarı sağlayacak kurum ve sistemler bilinçli ve planlı olarak yok edildiği için, ne kadar uçuk görünürse görünsün hiçbir senaryo artık imkansız değil. Bu çerçevede,  garanti altına alma ya da önümüzdeki süreçte artması beklenen çatışma ortamından pay kapma çabaları normal karşılanmalı.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ