Türkiye Kaşıkçı cinayeti sonrası azıcık itibarını da yerle yeksan etti

Türkiye Kaşıkçı cinayeti sonrası azıcık itibarını da yerle yeksan etti
Ahval ile Bölgenin Nabzı’nda bu hafta gazeteci Fehim Taştekin; Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın açığa çıkan akıbeti sonrası Türkiye-Suudi Arabistan-ABD ilişkilerini, Suud sarayındaki olası değişiklikleri, Batı ülkelerinin bundan sonraki pozisyonlarını, Türkiye’nin dış politikadaki itibarının vardığı aşamayı yorumluyor. Taştekin; Kaşıkçı cinayetinde Türkiye’nin itibarını giderek kaybettiğini, ABD’nin Suudi Arabistan’ın müttefikliğinden ve Veliaht Muhammed Bin Selman’dan vazgeçme emareleri göstermediğini söylüyor.

Suudiler, Cemal Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğünü kabul etti, bunun muhtemel sonuçları ne olur?

Bir kere yürütülen soruşturmanın neye matuf olduğunu anlamamız gerekiyor. Yürüyen süreçten benim anladığım tek şey var: Ne Türkiye’nin kendi soruşturması ne Suudi yönetiminin Türkiye ile ortak çalışması ne Suudilerin kendi iç soruşturmaları ne de ABD’nin dahli hukuki normlarla bir gerçeği açığa çıkarmakla ilgili.


Suudiler artık kaçacak yer kalmadığı için Amerikan yönetiminin yönlendirmesiyle bu işi diplomatik, siyasi ve ekonomik olarak en az zararla atlatmanın yoluna bakıyorlar. Bunun için Kaşıkçı’nın konsoloslukta çıkan arbedede öldüğü formülü üretildi. Artık ‘öldürüldü’ değil ‘öldü’ demeye başladılar. Bu dünya kamuoyunu aptal yerine koyma pahasına kısmi itirafla sorumluluktan kaçma çabasıdır.

Trump açıkça iki şeyin üzerinde duruyor: Birincisi Suudi Arabistan’ın ABD’nin iyi bir müşterisi olduğunu, silah anlaşmalarını iptal etmeyeceklerini söylüyor. İkincisi “Orada İsrail’i korumaya yardım edecek başka kimsemiz yok” dedi. Yani günün sonunda göstermelik de olsa belli önlemler almak durumunda kalsa bile, bu asla Suudi Arabistan’la müttefiklik ilişkisine zarar vermeyecek dozda olacak.

Bunun ötesinde acaba Muhammed bin Selman’ı gözden çıkarırlar mı çıkarmazlar mı diye merak ediliyordu. Türkiye ile yürütülen pazarlıklardan olumlu sonuç almış olmalı ki Trump, Muhammed bin Selman’ın da gözden çıkarılmayacağını göstermiş oldu. Böylesi bir kritik dönemde alenen Muhammed bin Selman için “Ülkesini sadakatle seven, çok iyi kontrole sahip, güçlü bir kişi” dedi. Bu tutumunu değiştirmesi Kongre içinden çok ciddi baskılar gelirse mümkün olabilir. Ama zamana oynayarak gürültüyü geçiştirme taktiği güdüyorlar.

Kaşıkçı Washington Post’ta yazıyor olmasaydı belki Amerikan medyası da bu kadar üzerine düşmeyecek ve daha kolay geçiştireceklerdi. Daha önce 2014’te IŞİD’in Türkiye-Suriye sınırlarından nasıl rahat geçtiğini haberleştiren Amerikalı gazeteci Serena Shim, Türkiye’de şüpheli bir kazada öldü, Amerikan medyasının hiç umurunda olmadı. Fakat suçu ‘kontrol dışına çıkan’ diye tanımladıkları belli kişilere yıkarak Suudi yönetiminin ellerindeki kanı yıkayan bu cerrahi müdahale Trump’ın Riyad’ı daha fazla işbirliğine, tavize ve kesenin ağzını açmaya zorlamak için Suudi yönetimini örselemekten vazgeçeceği anlamına da gelmiyor.

Yine de Amerikan desteğine rağmen, Suudilerin bu meseleden kısa sürede tamamen kurtulmaları zor. Bir kere Muhammed bin Selman’a Batı çok büyük bir önem atfetmişti, bu tutumları sendeledi. Bir süre Muhammed bin Selman’la çalışıyor görüntüsü vermekten kaçınacaklardır. Bunu gelecek hafta yatırım konferansına katılacak önemli firmalardan gelen iptal kararlarında görüyoruz.

Suudi yönetim Vizyon 2030’u Suudi Arabistan’ı geleceğe taşıyacak proje olarak görürken şimdi çok sayıda soru işareti oluştu. Bunları telafi etmeleri zaman alacak. Hele Muhammed bin Selman veliaht prens olarak yani müstakbel kral pozisyonunu korurken Suudilerin bir ay önceki momentumu yakalaması zor. İçeride Muhammed bin Selman’ın rakipleri de güçlü bir koz elde etmiş oldu. Yeni veliaht prens arayışları başladı. Dün Kral ve oğlunun bu tür arayışları tepelemek için yeterince gücü vardı. Başta Kral Selman’ın kardeşi Prens Ahmed bin Abdülaziz ve geçen yıl veliaht prenslikten azledilen Muhammed bin Nayif olmak üzere diğer varisler fırsat kollayacaktır.

Kral Selman’ın tahtın geleceğini garantilemek için Washington Büyükelçiliği görevini yaparken geri çağırdığı diğer oğlu Halid bin Selman’ı veliaht prens yaparak bu badireyi atlatacağı senaryosu da konuşuluyor. Bunlar açıkçası ABD, Fransa, Britanya gibi ülkelerin müdahalelerine göre yürüyen işler. Washington’ın desteğini garantilememiş hiçbir aday veliaht prens yapılmaz.

Trump Muhammed bin Selman’ı ‘eli güçlü biri’ diye savunuyor ama içeride işler hayli karışık. Onlarca yıldır iktidarı kendine özgü bir mekanizma ve uzlaşma temelinde paylaşan Suud ailesi içindeki güç dengeleri, Muhammed bin Selman’ın veliaht tayiniyle alt üst edildi. Karşı dalgaları kesmek için olağanüstü baskı rejimine geçtiler. Dün ABD ve Suudi siyasetiyle yakından ilgilenen diğer başkentler, saraydaki güç değişiminin yarattığı kırılganlıkları ve istikrarsızlığı sorun etmemişti ama bugün artık sorun etmeleri gerektiğini anlamış oldular. Haliyle Suud’un içinde ne olduğuna daha yakından bakacaklardır. Saray üzerinde baskı birikecektir.

Ya bölgesel etkiler?

Bu krizin dış çerçevesinde olası etkiler önemli. Suudi Arabistan’ın hâlihazırda birçok ülkede yürüttüğü ajandalar var. Muhammed bin Selman’la yola devam eden bir Suudi Arabistan Irak, Suriye, Yemen, Lübnan, Kuveyt, Katar ve Bahreyn dosyalarında çok fazla arızayla karşılaşabilir. En basitinden Muhammed bin Selman, İran’a karşı petrol ambargosu için üretimi artırmaları yönünde Trump’tan feci şekilde baskı gördüğü bir dönemde Kuveyt’le paylaştıkları iki ortak havzada yeniden üretime geçilmesi için bastırdı ama başaramadı.

Tehditkâr bir yaklaşım Suud’un çevresini tedirgin ve terörize ediyor. Geçen yıl Refik Hariri’yi Riyad’da alıkoymak suretiyle Lübnan siyasetine müdahale etmeleri de, Suud’un desteklediği kanatların Hizbullah ve müttefikleri karşısında zemin kaybetmesine yol açtı. Irak’taki seçimlerden sonra da istediklerini elde edemediler. Yemen savaşı zaten çıkmazda. Bu koşullarda Yemen’de yıkıcı savaşı sürdürmeleri daha da zorlaşıyor. O savaş önemli ölçüde Muhammed bin Selman’ın hevesleriyle bağlantılı. Katar’ı kuşatma hamlesinden de istediği sonucu alamadılar. Bunlar veliaht prensin bu krizden önceki skorları. Bundan sonrasında daha da zorlanacaklar.

Şunu da ilave etmeden geçemeyeceğim: Uluslararası ilişkilerin omurgası yoktur, Kaşıkçı cinayetini bir şekilde soğutmayı başarırlarsa birçok aktör yarın hiçbir şey olmamış gibi Riyad’la yoluna devam edebilir. Arap basınında Muhammed bin Selman’ın artık kral olma şansının kalmadığına dair yorumlar görüyorum, doğrusu çok keskin kanaatler bunlar. Her şey koşullara bağlı. Bu koşulların yönünü tayin eden Washignton, Londra ve Paris gibi başkentlerde dönen dolaplardır. Onların eğilimlerine bakmak lazım.

Veliaht Prens’in etkisinin süreceği anlaşılıyor. Bu durum Türkiye-Suudi Arabistan ilişkisini nasıl etkiler?

Aradan üç hafta geçti tam olarak Türkiye’nin meseleyi nereye götürmek istediğini bilmiyoruz. Kuşkusuz bu iş Ankara-Riyad-Washington üçgenindeki pazarlığa göre gidiyor. Bu pazarlıktan kimin ne kaldıracağını bilmiyoruz. Türkiye’nin soruşturmada izlediği yol çok selektifti. Bir kere Suudi Kralı’nı bu işten ayrı tutma çabası kendini belli ediyordu. Yani ‘kral değil oğlu sorumlu’ yaklaşımı vardı. Bu, son zamanlarda Ankara’nın aleyhine gelişen Suudi dış politikasındaki eğilimlere son verip eski statükoya dönme hedefine bir yatırım gibi duruyor. Elbette ekonomik olarak sıkışmış bir Türkiye’nin, sıcak para akışında Suudi katkısının ne olacağını da yakından izlemek gerekecek. Açıkçası Kaşıkçı testere ile mi doğrandı yoksa boğularak mı öldürüldü tartışmaları olurken, eminim birçok insanın gözü kur tablosunda ya da borsa duvarındaydı.

Kral Selman ve Trump’ın da razı geldiği bir formüle Erdoğan da razıysa bunun karşılığında ne alındığı sorusu önem kazanır. Ankara, Türkiye’yi açıkça İran ve Katar’la birlikte terör üçlüsü olarak nitelemiş olan Muhammed bin Selman’ın kenara çekilmiş olmasını tercih ederdi. Trump’ın çıkışları bu hedeften çok uzakta olduklarını gösteriyor. Bölgesel politikalarda daha uyumlu hale gelme hedefi de, Muhammed bin Selman babası adına yetki kullanmaya devam ederken zor. Erdoğan hiçbir şey almadan dosyanın kapanmasına izin verir mi? Bu işi pazarlık sürecine sokmak için ellerindeki belgeleri ve bulguları açıkça kamuoyuyla paylaşmadılar. Beklentiler karşılanmazsa ellerindeki belgeleri kullanma yoluna da gidebilirler. Bilmiyoruz, süreç çok dinamik ve belirsizlik çok.

Türkiye bu krizi tırmandırarak ne kazandı?

Bu cinayet ve soruşturmada izlenen yolla Türkiye bence zaten diplere inmiş itibarına ve bölgesel liderlik iddiasına gölge düşürdü. Suçu net olarak açığa çıkarmak için diplomatik, siyasi ve hukuki yetkisinden sarfınazar ettiğini düşünüyorum. Mesela başkonsolosun gitmesine izin verildi. Hâlbuki uluslararası hukuk profesörleri de bu tür bir konuda dokunulmazlık olmadığını söylüyor. Her şey Riyad’ın rızasıyla gidiyor. O rıza bizi gerçeğe götürmeyecek. Dünya bütün bunları ibretle izliyor. Türkiye’ye değer atfeden ülkeler ya da aktörler de izliyor. Azcık itibar vardıysa onu da yerle yeksan ettiler.

Trump yönetimini memnun etmesine bağlı olarak belli kazanımlar elde etmesi mümkün olur mu?

Türkiye işbirliğine açık bir pozisyonda kalarak ABD’nin olayı maniple etmesine imkân verdi. Türkiye isteseydi bu soruşturma ile hem Suudi yönetimini hem Trump’ı fena halde zor duruma sokabilirdi. Bundan kaçındı. Bunu ilişkilere yatırım olarak düşünüyor olabilirler. Bu cinayetten devşirilecek çok şey olacaktır. Bunun ayarı bozulmuş Türk-Amerikan ilişkilerine yansımaları olabilir. Erdoğan bütün sert çıkışlarına rağmen, şiddetle Amerikan yönetimiyle uyum arıyor. Kaşıkçı olayındaki işbirliğini sonuna kadar değerlendirebilirler.

Suriye bir süredir sessiz ve sakin durumda. Bu son bir savaşın göstergesi mi, bölünmüş bir Suriye gerçekliğinin mi?

Elbette yeni gelişmeler uluslararası toplumun dikkatini dağıttı. Bu sükûnette İdlib’te uygulanmakta olan Soçi Mutabakatı’nın etkisi büyük. İdlib’de tampon bölge kurma süreci hâlâ devam ediyor. Elbette 10 Ekim itibariyle ağır silahların teslimi ve 15 Ekim itibariyle terör örgütlerinin silahsızlandırma bölgesinden çekilmesi gerekiyordu. Bu hedefler kısmen gerçekleşti. Ama hâlâ büyük sorun var. Ağır silahların ne kadarının çekildiği belli değil. Çekilmesi gereken örgütler de sembolik hareketlerle yetindi. Asıl hedefteki örgütler bölgeden çıkmayı düşünmüyor. Taraflar Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirip getiremeyeceğini görmek için beklemede.

Bu sırada Suriye ordusu, İdlib’e olası müdahale senaryolarına odaklanmış durumda. Heyet Tahrir el Şam ve diğer cihatçı örgütlerle Türkiye’nin yürüttüğü pazarlıkların bir yerde kopacağı ve korkulan savaş senaryosunun masaya döneceği endişesi var. Yine de İdlib her halükarda yeni yıla kadar çatışmaların dondurulduğu ya da azaltıldığı bir geçici sükûnet yaşayabilir. Çünkü planın üçüncü ayağında son tarih aralık sonu. O tarihe kadar M5 ve M4 otoyollarının açılması gerekiyor. Rusya, Türkiye’ye zaman tanıma eğiliminde. Bu hedefler tutarsa taraflar siyasi çözüme odaklanabilir. Ama çok da iyimser olmamak lazım. Bu gruplar Türkiye’nin patronajlığında, Şam’da devrim düşlüyor. Bu şansı Ruslar devreye girdikten sonra yitirmişlerdi. Artık o koşulları tekrar yaratamazlar. Türkiye ‘benim askerim var’ diye muhalifler adına dayatmalarda bulunursa krizin boyutu değişir.

Ruslar İdlib rölantiye alınmışken Fırat’ın doğusunda Amerikan himayesindeki oluşuma dikkat çekmeye çalışıyor. ABD’nin Suriye’yi bölme planları güttüğüne dair suçlamalar arttı. Kürtlerle Şam’ın diyalogu, öngörülen müzakere komiteleri kuruldu ama iki aydır yeni bir adım atılmadı. Rusya, ABD üzerinde baskıları artırarak diyalog seçeneğinin önünü açmaya çalışıyor. ABD ise henüz pozisyonunda esneme göstermiş değil; Suriye’den çıkmayı üç şarta bağlıyor: İran çekilecek, IŞİD bitecek ve siyasi çözüm olacak.

Bu arada İsrail’in Rus uçağının düşürülmesine sebep olmasından sonra Suriye’ye S-300 transferi dengeleri etkiledi. Geçici sükûnette bunun da etkisi var. Herkes kartlarını yeniden karma gereği duyuyor. Saha aslında o kadar da sessiz değil. ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kalan IŞİD bakiyesine yönelik operasyonunda ters giden bir şeyler oldu. SDG’den çok sayıda savaşçının öldüğü bir pusu yaşandı. Bölünme senaryolarının Fırat’ın doğusu ile ilgili olarak gündemde kalması normal ama bu konuda erkenden sonuç çıkarmak yanıltıcı olabilir. Rusya, İran ve Türkiye faktörü hâlâ etkisini koruyor.







 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ