Türkiye faşizme alıştı ama bunu rejimin çöküşü sanıyor!

Gazeteci yazar Cengiz Aktar, Türkiye’de faşizmin olağan hale geldiğini ve herkesin buna alıştığını vurguladı. Ana muhalefet dahil birçok kesimin bu durumu, rejimin çöküşü olarak gördüğünü belirtti.




Cengiz Aktar’ın Ahval’de yayınlanan “Olağanlaşan faşizmi rejim çöküyor sanmak” başlıklı yazısında işlerin Erdoğan için iyi gitmediğini belirtti ama ekledi: “Ne var ki işler 2013’ten beri iyi gitmiyor. Yönetim zaafı, beceriksizlik, hukukdışılık, adaletsizlik, tükenmişlik memleket sathında ve en vahimi, kanıksanmış hâlde.”


CİNFİKİR ANALİZLER

Aktar yazısının başında şunlara dikkat çekti: “Etrafta rejimin ve Reis’in sonunu muştulayan cinfikir analizler, çöküşün sağır edici sesini duymaya davet eden kanaat erbabı… Handiyse bir erken seçim coşkusu… Erken seçim istemeyen CHP başkanı dahî “dip dalgasından” bahseder oldu. Buna koşut olarak, özellikle İstanbul seçimine ve muhalif belediyelerin sembolik birkaç girişimine bakarak ya da Barış Akademisyenleri’nin beraat ettirilmesine dayanarak “her şey çok güzel olacak” sloganının öncüsü “memlekette iyi şeyler de oluyor” diyen iyimserlik. Muktedirin eskisine nazaran daha az görünür olması, esip gürlemelerini ağırlıklı olarak dışarıya ve “kötü Kürtlere” yöneltmesi zayıflık olarak görülüyor, iyimser ruh hâlini besliyor. Doğrudur, işler rejim için iyi gitmiyor; ne var ki işler 2013’ten beri iyi gitmiyor. Yönetim zaafı, beceriksizlik, hukukdışılık, adaletsizlik, tükenmişlik memleket sathında ve en vahimi, kanıksanmış hâlde. Alışılıyor işte, melânete dahî…”

REJİMİN MEŞRUİYETİ

Rejime nasıl meşruiyet kazandırıldığını da anlatan Cengiz Aktar, muhalefete eleştirilerini yöneltiyor. Aktar, “İlk seçimde gidecek, beklentisi; seçimi yapacağı ve sonucuna katlanacağı varsayılan rejime hatırı sayılır bir meşruiyet kazandırıyor. Muhalefetin ise hiçbir politika üretmeden, hiçbir tartışma ortamı oluşturmadan seçimi kazanmayı beklemesini sağlıyor. Bu da rejime görülmemiş bir manevra alanı açıyor” dedi.

Aktar, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Umut tellallarının iddialarının aksine erken seçim olmayacak. Aslan muhalefetin ömrü de 2023’e kadar erken seçim bekleyerek, cumhurbaşkanı-toto oynayarak, doğmamış çocuklara don biçerek, rejimin icraatını kınayarak, alay ederek veya belâ okuyarak, yapılan kamuoyu araştırmalarında rejim ile reis için çıkan olumsuz sonuçlara bakarak muhalefet yaptıklarını zannetmekle geçecek. Reis ise Kürt düşmanlığı ve Batı karşıtlığı üzerinden yerli millî siyaseti ve halkı şekillendirme marjını kullanıyor, tepe tepe kullanmaya da devam edecek. Bir nevî Yepyenikapı ruhu ya da Alman âdeti Grand Koalisyon şekilleniyor ufukta. Sonuçta ha Cumhur ha Millet! Yapacağı ameliyatlara, kuracağı millî mutabakat hükümetlerine siyaset dünyasından olduğu kadar akademi ve sivil toplumdan balıklama atlamaya heveskâr, aportta bekleyen çok.”

AKŞENER VE KARAMOLLAOĞLU

Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu’nun tavırlarını da sorgulayan Aktar şunları dile getirdi:

“Parti başkanı olmasına rağmen partilerüstü oynamasını kabullenmeyen, başkan baba duruşunu beğenmeyen, meşruiyetini sorgulayan, Kürd Siyasî Hareketi dışında kimse kalmadı. Bir aralar, referandum dayatması dönemi Cumhurbaşkanının gayrimeşruiyetinden dem vuran Meral Hanımın iktidar koalisyonuna dahli konuşuluyor. Karamollaoğlu sıradadır. Bakın, “bizim cumhurbaşkanlığı sistemine prensipte bir itirazımız yok” deyiverdi geçende. Nitekim “tek adam rejimi” diyen bile kalmadı o “muhalif” cenahlarda. Kılıçdaroğlu/İmamoğlu timi ise hiçbir zaman ne meşruiyeti sorguladı, ne de erken seçim istedi. CHP’li belediye başkanlarının sırıtarak Saray’da el etek öpmesi ciddiye alınmalıdır. CHP konusunda yegâne bilinmeyen iktidara ne zaman merkezden ortak olacağıdır. Zira yerelden ortak olmuş vaziyette. Unutmayalım, sonuçta hiçbir yerli ve millî muhalefet partisi ta 2023’e kadar iktidar nimetlerinden mahrum kalmak istemez.”

YARGI REFORMU VE AF

Aktar, faşizmin normalleşmesini anlattığı yazısının devamında şunları aktarıyor:

“Seçici yumuşama ya da faşizmin normalleşmesinin diğer boyutu “hukukî”. Akademisyen beraatları, “yargı reformu” ve “af” adı altında, hukuk dairesinde değil, reisin eline bakan şefkat dairesinde halka pazarlanan yumuşama. Affın adı, misâlen, “devlet şefkati”. Yeterince cezalandırdığı farz edilen devlet artık şefkat gösterecek. Ve bakmayın, bu şefkatin alıcısı az buz olmaz.

Yerli ve millî furyaya asla katılamayacak olanlar “kötü Kürdler” yani Kürd Siyasî Hareketi ve bileşenleri. Onlar şimdi ve önümüzdeki yerli ve millî dönemlerde muhtemelen her şeyin dışındalar. Zira dışarıda bırakılmaları, içlerinde ve başlarında kim olduğuna bakılmaksızın yerli ve millî koalisyonların çimentosu bir bakıma. Nasıl Gayrimüslim düşmanlığı cumhuriyetin kurucu paydası ise bugünkü yerli ve millî koalisyonların paydası da Kürd düşmanlığıdır.

Daha açıklanmayan bir kamuoyu araştırmasına göre CHP seçmeninin yüzde 29’u Diyarbekir, Mardin ve Van belediyelerine kayyım atanmış olmasına razıymış. Meral Hanım’ın iyi partisinin Kürd alerjisi dorukta. Diğer yerli ve millî bileşenlerin “Kürtler kardeşimizdir” safsatasının ötesinde Kürd meselesinde diyecek hiçbir kelâmları yok.

Söz konusu gidişatın millî politika hâline gelmekte olduğunu gözlemleyen HDP yönetimi şöyle diyor: “Faşizmin partimize ve tüm demokrasi güçlerine saldırılarının aralıksız devam ettiği, partimizi suçlayan, etkisiz kılmaya çalışan operasyonlarını sürdürdüğü bu günlerde Parti Meclisi olarak geleceğini demokraside gören tüm güçleri ‘HDP ile Kenetlenmeye’ çağırıyoruz. HDP’yi bu saldırılardan korumak, büyütmek ve güçlendirmek bir demokrasi ve vicdan görevidir. Bu bilinç ve kararlılıkla sürdürdüğümüz örgütlenme ve direniş yolculuğumuz sürmektedir. Demokrasi nöbetlerimizi, adalet taleplerimizi, özgürlük direnişlerimizi eş zamanlı olarak aynı coşku ve heyecanla sürdürmeye devam edeceğiz.”

Millî ve yerli muhalefetlerin diğer çimentosu, daima sıcak tutulan dış askerî müdahale ve genelde sertlik, dayatma, tehditlerden oluşan had bildirici dışpolitika. Bu, HDP dışında kalan muhalefeti daima kenetler. Şu sıralar kaşınmakta olan Fırat’ın doğusu, Ege, Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Suriyelilerin zorunlu iskânı konularının çok güçlü tutkal etkisi vardır. Artık dışpolitikanın kalıcı unsuru hâline gelmiş Batı düşmanlığının da öyle.

Bütün bunlara rağmen “normalliğin” geleceğinin üç bilinmeyeni var. Ekonomik çöküşün boyutları rejimin iktidarını sürdürmesini imkânsız kılacak mı? Diğeri, iktidarını pekiştirmek için rejimin başvuracağı dış askerî müdahalelerin oralarda ve dünyada karşılaşacağı tepki. Üçüncüsü geçen gün yine gündeme giren depremin tahribatının yaratacağı galeyanın boyutu.

Bu üç bilinmeyen reis ile rejimi ölümcül mecralara sokabilir, kendi elini kolunu kendisi bağlamış kötürüm muhalefet değil.”
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ