'Türk Telekom: 6 milyar dolarlık vurgunun perde arkası'

Batık kredilerinden dolayı Türk Telekom'un resmen bankalara devredildiği dün basına yansıdı.
Türkiyenin en büyük şirketlerinden birinin neden bu durumuna düştüğünü öğrenmek için birçok ekonomist, araştırmacı ve gazeteci bu konuyla ilgili köşe yazısı yazdı. Bunlardan biri de Ahval'de Yazar Can Teoman imzasıyla yayınlandı. Teoman, Türk Telekom vurgunun perde arkasını irdeledi. 

Ahval'de yer alan analiz şöyle: 

12 Mart 2013’te Sabah gazetesinde ekonomi manşetinde yayınlanan bir haber Türk ekonomi tarihinin en büyük şirket skandallarından birine işaret ediyordu. Haber yayınladığında Recep Tayyip Erdoğan Başbakan, damadı ve bugün Maliye ve Hazine Bakanı olan Berat Albayrak ise gazetenin sahibi konumundaki Çalık Grubu’nun CEO’suydu.


Sabah ve atv ise Berat Bey’in ağabeyi olan Berat Albayrak yönetimindeydi. Ve gazetedeki haber elbette bir skandal ya da yolsuzluk değil, ‘Telekom’dan maden çıktı’ başlığıyla verildi. Bugünlerde yandaş medyada sayısız örneğini gördüğümüz müjde haberlerinden biriydi.

Ancak haberin ayrıntılarında bambaşka bir dil vardı ve T.Telekom’un yabancı ortakları tarafından atanan yönetiminin, şirkete ait bakır kabloları gizlice ve kaçak olarak satışa çıkardığını anlatıyordu. Üçüncü sayfa haberlerinde sıkça görülen kablo hırsızlığı haberlerine benzer bir durum vardı.

Haberde anlatılana göre Türk Telekom’da Abdülhamit döneminden bu yana iletişim altyapısı olarak döşenen bakır kabloların kanunsuz olarak satışa çıkarıldığı anlatılmıştı. Bahsedilen rakamlar şaşırtıcıydı. Çünkü o dönem uluslararası piyasalarda bakırın tonu 7 bin dolardan işlem görüyordu.

Türk Telekom bakır kabloları çok daha ucuz olan fiber kablolarla değiştirirken, hurdaya çıkan ve toplamı binlerce ton eden hurda bakır kabloları, halka açık olmasına rağmen Borsaya yani KAP’a bile bildirmeden satışa çıkarmıştı.

Haberde kablo ihalesiyle ilgili bilgiler yer alırken, satışın 81 ildeki Türk Telekom depolarından yapılacağı duyurulmuştu.  Satılacak hurda bakırın değeri ile ilgili 2-10 milyar dolar arası bir hesaplama yapılmıştı. Ortalama 5-6 milyar dolarlık gelirden bahsediliyordu. İlk başta abartılı gibi gelse de satışa çıkartılan kabloların 150 yılda biriken, toplamda 34 milyon kilometreyi bulan çeşitli kalınlıklarda kablolardan oluşması matematik olarak doğru bir hesaplama olduğunu ortaya koyuyordu.

Ve Türkiye’de KAP’a bildirilmeyen bu satışın bir tek etabı için bahsedilen miktarın duyulmasının ardından Londra Metal Borsası’nda (LME) bakır fiyatlarında ani bir dalgalanma olmuştu. Yani satılacak bakır hurda miktarı dünyanın iki büyük borsasından biri olan LME’de bile fiyatları oynatmaya yetmişti.

Oysa T.Telekom 22 yıllığına kiralanmıştı ve şirket yönetiminin bu kabloları Hazine’den izin almaksızın satışı yasaktı. T.Telekom’un yüzde 55’ini alan Lübnanlı Hariri Grubu’nun varlık satışı yapılamayacağına ilişkin iki ayrı Danıştay kararı vardı.

Haberin devamı bir daha yapılmadı. O günlerde Telekom’un bazı binalarının satışına karşı çıkan muhalefet Sabah’ta yer alan bu haberle ilgilenmedi. Sadece onlar değil ne AKP medyası ne de muhalif basın organları konuya ilişkin hiçbir habere yer vermedi. Belki de Türk Telekom’un Türkiye’nin en büyük reklam verenlerinden biri olması muhalif medyanın haber yapmasını engellemiş oldu.

O dönem Türk Telekom bankalar dışında Türkiye’nin en karlı şirketiydi. Rekor reklam bütçesi vardı. Özelleştirmeden büyük başarı olarak söz ediliyor, hem devlet, hem Arap yatırımcılar hem de borsadaki hissedarlar yüksek temettü gelirlerinden faydalanırken, kimse şirket hakkında olumsuz bir söz duymak istemiyordu. Böylece ileride daha niceleri gündeme gelecek bir yolsuzluk dosyası kimsenin ilgisini çekmeden kandı gitti.

Ta ki, Sabah’taki haberden yaklaşık iki yıl sonra Gülen Cemaati’ne bağlı Zaman Gazetesi’nde yaklaşık iki yıl sonra yayınlanana kadar. Haber yayınlandığı dönemde Erdoğan Hükümeti ile arası iyi olan ve skandala sessiz kalan Zaman Gazetesi, 2013 Aralık ayında iktidarla kavgaya başladıktan sonraki süreçte haberi büyük bir yolsuzluk olarak duyurdu. Ancak zaten iş işten geçmişti.

Medya ve muhalefet olayın üzerine zamanında düşmediği, T.Telekom Sayıştay denetimi dışında tutulduğu ve konuyla ilgili ne Borsa İstanbul ne de SPK gerekli soruşturma yapmadığı için şu an o kabloların akıbeti bilinmiyor. Satıldı mı? Satıldıysa kime hangi fiyattan? Borsadan gizli satışın parası kimin cebine girdi? Bütün bunlar hala sır.

Yaklaşık 3.5 yıl sonra, Ekim 2016’da Reuters’ta T.Telekom’la ilgili çıkan bir başka haber ise bu kez bambaşka bir skandalı gündeme getirdi. Haber T.Telekom’un yüzde 55’lik hissesini Türkiye’de kurulu OTAŞ adlı bir şirket aracılığıyla elinde tutan Lübnanlı ve Suudi otakların (Özelleştirmenin ardından Lübnanlı Hariri OTAŞ’a Saudi Telecom’u ortak almıştı) bankalara olan borçlarını ödemediklerini anlatıyordu.

Söz konusu borç Lübnanlı ve Araplar’ın Türk devletine olan özelleştirme parasını ödemek için çoğu Türk bankalarından oluşan bir bankalar grubundan aldığı 4.75 milyar dolarlık krediydi. Bu kredinin Eylül 2016’da olan 290 milyon dolarlık taksidi ödenmemişti. Söz konusu kredi bir refinansman kredisiydi.2013’te açılan ve 3 yılı ödemesiz 10 yıl vadeli olan kredi daha ilk taksitten ödenmemeye başlayınca bankacılık sektöründe de kıyamet koptu.

Krediye 29 banka iştirak ederken bunlardan Akbank’ın 1.7 milyar, Garanti Bankası’nın 1 milyar dolar, İş Bankası’nın da 500 milyon doları riske girmişti ve bu o güne kadar Türk bankacılık sisteminde açık ara en büyük sorunlu kredi olma özelliğini taşıyordu.

Ödenmeyen kredinin tahsilatı için bankalar anı zamanda T.Telekom’da hala yüzde 25 payı ve altın hissesi olan Hazine’nin yani Hükümetin kapısını çaldı. Neticede Araplar kiracı, devlet ev sahibi konumundaydı.

OTAŞ’ın sahibi konumundaki Hariri Ailesi ve Saudi Telecom’un borcu ödememe gerekçesi olarak döviz kurundaki artışı gerekçe gösterdiği, daha uygun bir kur düzeyinden ödeme yapabilmek için devletten ‘Mücbir sebep’ ilan etmesini istediği kulisilere ve medyaya yansıdı. Arap ortaklar krediyi aldığında dolar kuru 1.99 TL’yken, ilk taksit ödemesinin yapılacağı Eylül 2016’da 3 TL’yi geçmişti.

Hükümet bir şirket için ‘Mücbir sebep’ ilan etmesi durumunda aynı imkandan diğer şirketlerin de yararlanacağı ve bunun bir ekonomik kaos yaratacağı gerekçesiyle Arap hissedarların bu önerisine yanaşmadı. Konu askıya bırakılırken, BDDK ödenmeyen OTAŞ kredisini bilançolarına yansıtıp karşılık ayırması gereken bankaları ekstra zarardan korumak için özel bir esneklik tanıdı. Ve yaklaşık 1 yıl boyunca OTAŞ’a açılan milyarlarca dolarlık kredi batık olarak gösterilmeden, yokmuş gibi gizlendi.

Tabii bu durum uzun süremedi. 2017 sonuna doğru yurtdışından peş peşe gelen iki olumsuz haber Türk tarafını ve bankaları adım atmaya zorladı. Telekom’un ortağı Hariri Ailesi’nin lideri ve Lübnan Başbakanı** Hariri aniden Suudi Arabistan’a sığındı ve ülkesinde kendisine karşı darbe tehdidi yapıldığını söyledi.

Hariri maceralı bir yolculuğun ardından yaklaşık 1 ay sonra ülkesine dönebildi. OTAŞ’ın bir diğer ortağı olan Saudi Telecom’un patronu Prens Abdulaziz Bin Fahd ise küresel medyada haftalarca haber olan Saray Darbesi’nin ender kurbanlarından birisi haline geldi.

Eski Kral Fahd’ın oğlu olan Prens Abdulaziz, Veliaht Prens Muhammed Bin Salman’ın adamları tarafından gözaltına alınıp diğer şeyhler gibi Riyad’daki Ritz Carlton Oteli’ne götürülmek istenirken, iddaya göre, karşı geldiği için öldürülmüş, mallarına ise Suudi Devleti tarafından el konmuştu.

El konulan varlıklar arasında T.Telekom’un yüzde 55’ine sahip olan OTAŞ’ın dolaylı sahipliği de yer alıyordu.

Bu haberler OTAŞ’ın Arap ortaklarının gecikmiş borçlarını tahsil edebilmek için imkan kısa vadede imkan bırakmamıştı. Ve nihayet 2018 başında Türkiye’de yürürlüğe giren Uuslararası Muhasebe Sistemi’nin (IFRS-9) etkisiyle T.Telekom’daki kredi batık statüsüne alındı.

Bankalar kredi için yasal takip başlatırken, Arap ortaklar da sessiz bir şekilde yönetimden çekildi. Böylece 2005 yılında biraz da sürpriz şekilde küresel piyasalarda pek tanınmayan Oger Telecom’a 21 yıllığına (Hariri Ailesi’nin şirketi) kiralanan T.Telekom’un yönetim hakkı 13 yıl sonra Türk bankalarına geçiyordu. Yönetim devri dün yapılan anlaşmayla kesinleştirildi.

Tabii konu o kadar basit değil. Çünkü Telekom’un Arap ortakları 10 yıl boyunca, yıllık ortalama kur üzerinden yapılan hesaplara göre, 6 milyar dolar düzeyinde temettü aldı. Bunun karşılığında şirket için kendi ceplerinden sadece 1.3 milyar dolarlık ödeme yaptılar. Hazine’ye olan diğer borçlarını ise bankalardan çekilip ödenmeyen 4.75 milyar dolarlık krediyle kapattılar.

İşi daha da ilginç yapan T.Telekom’un ortakları sanki işlerin değişeceğini öngörmüş gibi kredi taksidini yatırmamıştı. 2015 sonuna kadar sürekli Türkiye’nin en karlıları arasında yer alan T.Telekom 2016 sonunda 1.4 milyar liralık rekor zarar açıkladı.

Şirket 2017 yılında personel çıkarılması dahil büyük tasarruf tedbirleri alarak 1.1 milyar kara geçti ama uzun sürmedi. Çünkü şirket bu yılın ilk yarısında 890 milyon liralık zarar açıkladı. Dolayısıyla artık Arap ortakların milyar dolarlık karından yararlanacakları ballı bir şirket de kalmamıştı, onlar da şirket de sizin olsun, borç da mantığıyla yönetimden uzaklaştı, durumu kurtarmak için çaba bile göstermedi.

Aynı durum ödenmeyen krediler nedeniyle bugün OTAŞ hisselerini üzerlerine geçiren Türk bankaları için de büyük bir sorun. Çünkü borçlar karşılığında bankalar tarafından haczedilen hisselerin imtiyaz süresi 2026’da dolacak. Kalan 8 yılda bankalar T.Telekom’u kara geçirip, yüzde 45’ini devlet ve borsadaki ortaklara verdikten sonra 4.75 milyar dolarlık krediyi faiziyle tahsil etmeye çalışacak.

Bankaların bu dönem içinde hisse satışı yapmaları da gündeme gelebilir. Ancak o da Türk Devleti’nin malı olan T.Telekom’daki özelleştirme imtiyazının belki de sıfır karşılıkla uzatılması anlamına geliyor. Tabii T.Telekom’un piyasa değerinin son olarak 2 milyar dolara indiği, bankaların eline geçen yüzde 55’lik hissenin değerinin ise sadece 1.1 milyar dolar ettiğini de söylemek gerekli.

Şu an akla daha yatkın olan ilk seçenek, yani T.Telekom’un karıyla OTAŞ’ın borçlarını ödemesi senaryosu baz alınırsa, bu hiç de kolay olmayacak. Çünkü T.Telekom’un 2018 ilk yarı bilançosuna göre 26 milyar TL yani Haziran sonu kurlarına göre 4.8 milyar dolar kredi borcu var. Borçların tamamına yakını döviz cinsinden ve kurlar arttıkça hızla yükseliyor. Üstelik 11 milyarlık bölümü 1 yıl içinde ödenmesi gereken kredi taksitlerinden oluşuyor.

Şimdi bankaların bu finansal tablodan kar çıkarmaları, bunun yüzde 55’lik bölümüyle kredilerini tahsil etmeleri gerekli. Üstelik sadece 8 yılda. Bunu yaparken masanın üzerinde Türkiye’nin en çok para batıran yani zarar eden şirketi olma özelliğini sürürden Avea gibi dev bir sorun duruyor.

Avea’nın sermayesi geçen yıl 15.8 milyar liraya yükselirken, T.Telekom bu rakamın şirketin zararlarından kaynaklı sermaye enjeksiyonu olduğunu açıklamıştı.

Bütün bunlar yaşanıp T.Telekom, şimdilik, Türk Bankacılık sisteminin başına bela olurken, neler olduğunu ve niyetleri bilmek elbette olanaksız.

Fakat, yazının başındaki örnek en azından şirketin Arap ortaklarının bir art niyeti olabileceğini gösteriyor. Yani 1.3 milyar dolar ödeyip 6 milyar dolardan fazla temettüyü cebe atıp götürürken, ileriyi hiç düşünmemek gibi. Ayrıca kaçak kablo satış olayı örneğinde görüldüğü üzere, şirkette düpedüz Danıştay kararları, yani Türk Hukuku’nun delinmesi ve yasadışı işlemler söz konusu. Tıpkı T.Telekom’a ait gayrimenkullerin satılması gibi.

Olayları daha da karmaşık hale getiren ise bütün bu özelleştirme skandalı yaşanırken şirketin yönetiminde devletin etkin olarak yer alması. Skandalların su yüzüne çıktığı 2013 sonrasında şirketin başında devlet adına yer alan isimler ise oldukça tanıdık.

Çünkü doğrudan Başbakanlığa bağlı T.Telekom’da 2013-2016 yılları arasında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı’nı Başbakanlık Müsteşarı Kemal Madenoğlu, ardından da 2 yıl boyunca yine Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay yaptı.

Doç. Dr. Oktay son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir hafta önce şirketteki görevinden ayrıldı ve yeni kabinede Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak ülkenin iki numaralı ismi haline geldi.








Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ