Suçluların hukukunda adalet anlayışı...

Unutulmasın ki; ölen HSYK üyesi Teoman Gökçe değil, saray yargısı ve vicdanlardır...

 
Türkiye'de mahkemelerin duruşma salonlarında; "adalet mülkün temelidir" veya cumhuriyet savcılarının odalarında; "Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin göz yaşlarından siz sorumlusunuz!" yazısı çerçeveletilip duvarlara asılsa da; AKP hükümeti döneminde yargı, bırakınız hak ve özgürlüklerin teminatı olmayı, hükümete muhalif kesimler için bir cezalandırma ve tehdit aracı haline gelmiştir...
 
Ülkede yargı eliyle yapılan zulüm ve hukuksuzluklar, ne Meriç kıyılarında, ne de Bingöl dağlarının ıssız kuytularında değil; ülkenin başkenti Ankara'da, İstanbul'da, ülkenin en orta yerinde, hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, hükümetin ve yandaş medyanın  emir ve talimatlarıyla gerçekleştirilmektedir.

 
Ülkede hemen her kesimden, hükümete muhalif kim varsa; gözaltı ve cezaevi ile terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Ülkenin aydın ve çağdaş insanları, sırf hükümete muhalif oldukları, hukukun üstünlüğünü, insan hakları ve evrensel değerleri savundukları için, terör örgütü üyeliği ile suçlanmakta ve tutuklanıp cezaevlerine konulmaktadırlar...
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından planlanan ve "Allah'ın bir lütfu" olarak değerlendirilen 15 temmuz darbe girişiminden sonra, HSYK 1.daire üyesi Teoman Gökçe de, F… üyesi olduğu iddiası ile, muhalif diğer HSYK üyeleri ve binlerce yargı mensubu ile birlikte tutuklanmış ve Sincan Cezaevi'ne konulmuştur.
 
Üstünlerin hukukuna değil; hukukun üstünlüğüne inandığı için tutuklanan ve 18 aydır tek kişilik hücrede tutulan Teoman Gökçe, maalesef 2 Nisan 2018 günü de hücresinde şüpheli olarak ölü bulunmuştur...
 
Tutuklandığı tarihten bugüne 18 ay geçmesine rağmen, saray güdümlü yargı, kendisini mahkeme huzuruna çıkaracak en ufak bir delil dahi bulamadığı için henüz yargılanmasına bile başlanamamıştı...
 
Tüm modern hukuk sistemlerinde, evrensel bir hukuk ilkesi olarak, suçluluğu ispat edilinceye kadar herkesin masum olduğuna ilişkin yasal düzenlemeler yer almaktadır...
 
Bu masûmiyet ilkesinin bir sonucu olarak; hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmaksızın bir kimsenin suçlu ilan edilmesi ve ötekileştirilmesi haksızlık ve zulümdür.
 
Teoman Gökçe'nin olay günü hücresinde ölü bulunması üzerine, olay yerine gelen cumhuriyet savcısına infaz koruma memuru soruyor;  talimatlar gereği hainler mezarlığına mı  defnedilecek diye!!!...
 
Lütfen biri bana ya artık bu ülkede hukuk bitmiştir desin, ya da bu insanlara, suçluluğu mahkeme kararıyla ispat edilene kadar herkesin masum olduğunu, veya insanlığın ne demek olduğunu anlatsın...
 
Teoman Gökçe, hükümetin yargıyı siyasallaştırma çabasına ve hukukçular üzerinde baskı kurulmasına isyan etmiş, hukukçu  sorumluluğuyla korkusuzca kükremiş ve çağın muktedirlerine HSYK üyesi olduğu dönemde, 11 Haziran 2014’de ’de yaptığı basın açıklamasında; Türkiye’de yargı bağımsızlığının tartışıldığı bir noktaya gelinmiş olmasından büyük bir üzüntü duyduğunu ve durumu endişe ile izlediğini, hâkim ve savcıların hiçbir güç odağının baskı, tehdit ve müdahalesine maruz kalmadan, kararlarını vicdani kanaatlerine göre özgürce vermesi gerektiğini ifade etmiştir.
 
Ayrıca hükümetin yargıya baskı yapmasına isyan ederek; "Yargı mensuplarının, korunaksız, güvencesiz ve yarınlarından endişeli bir hale gelmelerine neden olunurken, diğer yandan meslektaşlarımız yapacakları yargısal faaliyetlerinde hukuku değil, hukuk dışı kaygı ve kriterleri gözetmek zorunda kalacakları bir ortama sürüklenmişlerdir” diyerek, yargının siyasallaşmasına yönelik kaygılarını ve hukukun üstünlüğüne olan inancını en güzel şekilde dile getirmiştir...
 
Ben kesinlikle inanıyorum ki; Teoman Gökçe'ye üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünün esas alındığı bir hukuk düzeninde yargılanma imkân ve fırsat verilseydi, yine bağımsız ve evrensel hukuku savunacaktı ve ülkede hâlâ bağımsız yargının zerresi kalmışsa, muhakkak ki beraat edecekti...
 
Zira Teoman Gökçe suçlu olduğu için değil, “suçluların hukuku” iktidarda olduğu için tutuklanıp  cezaevine konulmuştu ve hukukun üstünlüğüne, yargı bağımsızlığına ihanet etmektense; hayatının geri kalanını hapiste geçirmeyi daha onurlu bulacak kadar erdemli ve güce direnen bir hukuk adamıydı...
 
Teoman Gökçe "saray yargısı" tarafından mahkûm edilemedi ama; o'na bu haksızlığı ve hukuksuzluğu revâ görenler milletin vicdanında çoktan mahkûm oldular...
 
Teoman Gökçe, hapiste 18 ay tek kişilik hücrede de tutulsa; haklı, onurlu ve ilkeli insanların  inandıkları evrensel hukuk ve insanlık mücadelesinin nasıl kazanılacağını, haksız ve zorba bir zihniyetin  ise  sarayda da olsa kaybetmeye mahkûm olduğunu en güzel şekilde ispat etmiştir... Zira her zorba, her zalim, her diktatör hukuku öldürmek ister ama hiçbirinin gücü buna yetmez!...Teoman Gökçe hastalıklarına rağmen her türlü işkenceyi, zulmü, insanlık dışı muameleleri, hatta ölümü bile göze almış; ancak hukuksuzluklara ve zulme asla boyun eğmemiştir....
 
Yasalarda bir tutuklunun hangi koşullarda tek kişilik hücrede tutulacağı açıkça düzenlenmiştir...
 
Cezaevinde tutuklu kaldığı süre içerisinde bir tek disiplin cezası dahi almamış bir yargı mensubu ve eski bir HSYK üyesi olan Teoman Gökçe'nin, hangi yasal gerekçelerle 18 ay tek kişilik hücrede tutulduğunun muhakkak delilleri ile ortaya konulması gerekmektedir...
 
Haksız ve hukuksuz olarak tek kişilik hücrede tutulan ve şüpheli şekilde öldüğü anlaşılan Teoman Gökçe'nin durumunu suçluluk duygusu ile havuz medyasına servis edip; spordan sonra arkadaşları ile kaldığı koğuşta fenalaşıp, olay yerine gelen sağlık ekibinin tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadığına ilişkin algı ve yalan haberler yapmak, sorumluluğu olanları iç hukukta ve uluslararası yargı önünde kesinlikle  kurtaramayacaktır...
 
Son dönemlerde birçok muhalif tutuklunun cezaevlerinde kaldıkları hücrelerinde ölü bulunması, kalp krizi geçirmeleri veya intihar ettiklerine ilişkin medyada yer alan haberler, bu kişilerin hükümete muhalif oldukları için infaz edildikleri veya ciddi işkencelere maruz kaldıkları yönündeki kuşkuları daha da arttırmaktadır...
 
Unutulmasın ki; ölen HSYK üyesi Teoman Gökçe değil, saray yargısı ve vicdanlardır... Bugün Türkiye'de esas ağlanması gereken durum; hukukun siyasallaşması, vicdanların kirlenmesi ve yaşanan bunca insanlık dışı muamele ve hukuksuzluklar karşısında tepkisiz kalıp dilsiz şeytan olmayı tercih etmek ve zalime bile bile alkış tutmaktır....
 
Bugün AKP hükümetinin güdümünde yargıyı siyasallaştırıp; gücün verdiği çılgınlıkla hukuk üzerinde ilelebet tepineceğini zannedenlerin, yarın ülkeye hukuk geri geldiğinde pişmanlıkları fayda etmeyecektir.
 
Teoman gökçe hukukçu kimliğinin yanısıra akademik çalışmaları ile hukuk camiasında temayüz etmiş örnek bir insandı.
 
Yargıtay ceza dairelerinde uzun süre tetkik hakimliği yapan Teoman Gökçe; Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ceza Hukuku Anabilim Dalında yüksek lisans ve Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalında doktora eğitimini tamamlamıştır. "Savcılık işlemlerinin hukuki niteliği" adlı doktora tezi  de bulunan Teoman Gökçe, iyi derecede İngilizce bilen evli ve iki çocuk babasıydı...
 
Yakın zamanda anne ve babasını kaybeden Teoman Gökçe ; aynı zamanda ailenin tek evladıydı.
 
Ölümü sadece hukuk camiası için değil, insanlık için bir kayıp olmuştur...
 
Teoman Gökçe; hukukun üstünlüğüne inandığı ve hükûmetin yargıyı siyasallaştırılmasına karşı çıktığı ve bu günaha ortağı olmak istemediği için AKP hükümeti tarafından muhalif ilan edilmiş, bu nedenle önce HSYK üyeliğinden istifa etmek zorunda bırakılmış, daha sonra da sarayın dizayn ettiği siyasal yargı tarafından tutuklanarak cezaevine konulmuştur.ve nihayetinde de Sincan Cezaevi'nde kapatıldığını tek kişilik hücrede şüpheli bir şekilde öldürülmüştür.
 
Hiç şüphem yok ki, Teoman Gökçe, evrensel hukuktan ve inandığı değerlerden taviz vermediği için bu yolda canını feda etmekten dolayı gönül rahatlığı içinde hayata veda etmiştir...o'na bu kaderi hazırlayanları da kendi vicdanlarının karanlığına ve hukuka havale ediyoruz...
 
Unutulmasın ki; gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi iyi bir huyu vardır. O gün geldiğinde tarafsız ve bağımsız yargı önünde hesaplaşmak ve görüşmek üzere...

HABER-ANALİZ
Yükleniyor...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ