Suçlarını Sabah Gazetesi'nden itiraf ediyorlar

Yargıda işledikleri uluslararası suçları Sabah Gazetesi'nde övünçle itiraf ediyorlar.
Sabah Gazetesi'nde yer alan bir haber, yargının dışarıdan yönlendirmelere ne kadar açık hale getirilerek kuvvetler ayrılığının bitirildiğini görmek için önemli:   

 "ByLock tutuklamalarına yeni kriter getirildi. Sulh Ceza Hakimlikleri dosyasında ByLock dışında delil bulunmayan çiftçi, işçi, esnaf ve ev hanımlarını 'Adli Kontrol Şartıyla' serbest bırakabilecek. Aynı delille Hakimliğe sevk edilen ancak devlet kurumlarında çalışan şüpheliler ise, 'Etkin Pişmanlık' kapsamında yeni ve somut itiraflarda bulunurlarsa bu uygulamadan yararlanabilecek."

Kanun önünde herkes eşit olmasına rağmen meslek grupları arası farklı uygulama yapılacağının açıkça itiraf edilmesi bir yana Bylock programının asla hukuki bir delil olamayacağına dair bugüne kadar sayısız makale yazıldı.

Şüphelilerin avukatları, bu programın delil olamayacağına dair yüzlerce sayfa savunma sundular mahkemelere. Programı yazan ve sahibi olan kişi başta olmak üzere, onlarca yabancı kuruluş, program hakkındaki iddiaları yalanladı, çürüttü. Hatta bu saçmalığı ortaya koyma adına internet ve forum siteleri ve hesapları açıldı. Son olarak en üst taşra mahkemesi yetkisi ve başkanlığı verilen bir kaç yargıç tarafından da "bylock" ile kimsenin mahkum edilemeyeceği hukuki gerekçeleriyle karar altına alındı. Pek tabii ki, hoşa gitmeyen bu karar sonrası "muktedir irade" bu yargıçları görevlerinden alıp, sürgüne yolladı.

Haber içeriği doğruysa, -ki bugüne kadar kimin ihraç edileceğini veya sürgüne yollanacağını kuruldan önce birçok kez havuz medyasından öğrendik- bu durum, dolaylı olarak olarak değil, doğrudan siyasi iradeye bağlı yargı kurumunun uydurduğu delillerin zaman aşımının dolduğunu ve Mccarty'nin yaptığı gibi, delil bulabilme adına "yol" arandığını gösteriyor.

Hukuki açıdan bir anlam ifade etmeyen bu deliller nedeniyle bugüne kadar 50 bini aşkın insan tutuklandı. Bunların 15 binini ev hanımları ve yanlarında tutulan 560 bebek oluşturuyor. Ve yine bu yüce deliller nedeniyle 150 bin memur "savunma almaya bile gerek görülmeden" mesleğinden ihraç edildi. Bu kadar mağduriyet için "yeterli" kabul edilen bu delillere ne oldu veya hukuk sisteminde hangi kriter değişti ki bu kararın alınması gerekti???

Hukukun siyasilerin elinde oyuncak yapılması, hukuk sisteminde zaten yeterince bulunmayan "adalet, hakkaniyet, eşitlik" gibi en temel hakları ve hakim savcı bağımsızlığını yerle bir etti. Örneğin 21 gazeteci hakkında, 8 ay sonra verilen tahliye kararını
tek twit'i ile saatler içinde geri aldırabilen havuz muhabirleri, siyasi iradenin keyfine muhalif davranıp yine havuz medyasının tabiriyle "ikircikli davranan" yargıçların, bir haberle görevden uzaklaştırlabilmesi ve en son Ankara Başsavcısı'nın bir TV programının canlı yayını sırasında, bir hakimin hala görevde tutulmasını eleştiren muhabire mesaj atıp adeta özür dileyerek gerekeni yapacağız merak etmeyin demesi sanırım yıllar boyu unutlmayacak. Ve bu acınası durum, Avrupa'da hukuk fakültelerinde "siyasilerin emrine giren hukukun düşürüldüğü durum"a örnek olarak olarak anlatılacak.

Kuvvetler ayrılığı ve demokrasinin sonucu olan "Hukuk Devleti"nden bahsedebilmek için yargı bağımsızlığı zorunludur. Yargı bağımsızlığı kavramından her zaman için anlaşılması gereken ise;  “yargıç bağımsızlığı” olmalıdır (Kunter). Yine bu güvence; yargıçların gerek yürütme gerekse yasama organına
bağlı olmaması, onlardan müstakil olması, bu iki organın yargıçlara emir ve talimat verememesi ve tavsiyelerde bulunamaması demektir (Kuru).  AİHM'in kabülüne göre de; "Eğer hükümet ya da idari organlar, yargıçların görevine son verebiliyorsa,
bu noktada yargıçların nesnel açıdan bağımsızlıkları yok demektir. Hatta yargılama dışı kurumlar, mahkemeler ya da hâkimler üzerinde etkili olabiliyorlarsa bu durum yine mahkemelerin bağımsızlığının olmadığı anlamını taşımaktadır(Dursun). Faruk EREM'in isabetli şeklide belirttiği gibi bağımsız bir yargı erki, hukuk devletin ilk koşuludur. Doktrindeki ağırlık ve kuvvetli kabule göre, yargıçların siyasi iradeden veya başka bir güçten emir ya da talimat alması, "kuvvetler ayrılığı" ilkesinin sonunu getirir.

Amerikan Anayasası'nın yazılmasına çok ciddi katkı sağlayan ve dolayısıyla "Haklar Bildirisi'nin babası" diye bilinen James Madison'ın tespiti çarpıcı ve yüzyıllar sonrasına ve tabiki günümüze ışık tutar vaziyettedir: "Yasama, yürütme ve yargı erkinin aynı elde toplanması tiranlığın gerçek tanımıdır (Harrigan, Politics And The Amerikan Future).

Hatırlarsanız Saddam yargılanırken, kendisine haksızlık yapıldığını söyleyerek adalet istediği yargıcın tokat gibi cevabına verecek cevap bulamamıştı; "bunlar sizin çıkardığınız kanunlar..." Bugünün muktedirleri ve yapılan hukuk cinayetlerine göz yumanları 
da, yarın adalet kendilerine lazım olduğunda hercü merc ettikleri veya karşısında sessiz kaldıkları sistem sanırım en çok onları mağdur edecektir.
loading...
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ