Siyasette zemin kayması yaşanıyor... İktidar eli kolu bağlı görüntüsü veriyor... İşleri zor…

Bir ilin belediye başkanlığı için yapılan bir seçim, tekrarlanmasına karar verildiği için ikinci kez yapılıp sonuçta iktidar adına ciddi bir yenilgi getirince, sanki bir genel seçimde benzer bir sonuç alınmışcasına, var olan dengeleri değiştiriverdi.


Bunu hemen her alanda görmek mümkün.

En çarpıcı denge kayması galiba medyada görülüyor.


Daha önce kalemlerinden en ufak bir eleştiri kırıntısı çıktığı görülmemiş olanlar, eleştirilere göğüslerini siper edenler, bunun için muhalefeti ve kendilerine uzak olmayan ama eleştirel yaklaşan yazarları kınamakta yarışanlar, Pazar günkü seçim sonrasında, vaktiyle kınadıkları türden eleştirilerle okur karşısına çıkmaktalar.

Neler yazıyor, kimleri hedefe koyuyorlar, hayret…

Zeminleri kaymış görünüyor…

Yalnız onların değil, AK Parti penceresinden bakarak yanlışlıklara işaret eden, eleştirirken nezaketi elden bırakmayan ve son tahlilde başkaca bir tercihleri bulunmadığını belli eden kalemlerin de başka bir zemine kaydığı fark ediliyor.

Sanki farklı tercihlere kendilerini açıyor gibiler…

Eleştiriler daha sert. İçeriden konuşmuyor, dışarılıklı birileri gibi yazıyorlar…

Sıkı taraftar olanlar muhalifler safına, içeriden eleştiri yapanlar da dışarıya kaymış durumda.

Medyaya bu gözle, benim bu tespitim aklınızda olarak bakın bakalım ne göreceksiniz…

[Türkiye’ye dışarıdan bakıp gelişmeleri değerlendirenler, yabancı basın, Türkiye uzmanları ve araştırmacıların -hani hepsi önyargılı, hatta ‘üst aklın ajanları’ ya- seçim sonuçlarına bakıp iktidar için ölüm çığlıkları atmalarını beklersiniz değil mi? Hayır, hiç de öyle yapmıyorlar. Onlarda olaya bakışta farklı bir yaklaşım seziliyor: “Bir çiçekle bahar gelmez” anlayışıyla Türkiye kolay değişmez görüşü hepsine hakim.]

Mazeret başarısızlığı örtemez

Benzer bir durum siyaset alanında da kendini belli ediyor.

İktidar partisi içerisindekilerin kendilerini dışa kapatmış görüntüleri siliniyor ve dışarıda kalmışlara, muhalif bilinenlere, farklı yaklaşımlara da ilgi göstermeye başladıkları hissediliyor.

Siyasi hayatın içinde yer alanlar yenilgiden ve yenilen tarafta bulunmaktan hoşlanmazlar, akıllarına nihai yenilgi ve onun getireceği sıkıntılar erkenden üşüşür. Bu ruh halini yansıtır bir durum var bugün.

Vaktiyle ‘ittifak’ ilişkilerini, birbirlerine doğuştan bağımlı, aynı bedende iki ayrı insan olarak hayatlarını sürdürmeleri gereken, ayrılmaları için yapılan ameliyat genellikle başarısızlıkla sonuçlanan yapışık ikizlere (Siyam ikizleri) benzettiğim AK Parti ile MHP’nin birbirlerine karşı tavırlarında bile eski samimiyet yok gibi…

CHP’yi İstanbul’da 13 bin farktan 813 bin farka ulaştıran seçimde oyların kimden kaydığını somut biçimde ayrıştıran bilimsel bir çalışma yok henüz, bunun için zamana ihtiyaç var; ancak yine de zihinlerde bu hesabın yapıldığı ve sorumluluğun fazla uzaklarda olmayanlara kesildiği anlaşılıyor.

AK Parti 31 Mart’taki seçimde bazı belediyeleri ittifak ortağına kaybetmişti, 23 Haziran’da da MHP’den oy alamadığının düşünüldüğünü dışa vurmadan edemiyor AK Partililer; Devlet Bahçeli‘nin ‘ittifak anlaşmasına kesinlikle uydukları’ güvencesine rağmen hem de…

İttifak bozulur mu? Hayır, bozulmaz. Oyu yüzde 40’ın altına düşmüş AK Parti, bundan sonraki cumhurbaşkanlığı seçimine yalnız başına girdiği takdirde İstanbul’dan çok daha önemli bir mevzii kaybedeceğini bildiği için bunu yapamaz.

MHP de ittifaktan hep kârlı çıkan taraf olduğu için birlikteliğin bozulmasını istemeyecektir.

Farkında olsalar bile…

Bu tahlil sonunda geriye tek bir soru kalıyor: AK Parti yönetimi, bu durumun, medyasının muhalif bölümünü kaybettiğinin ve her yaptığını onaylamayı görev bilen bölümünün ise muhalif dile sahip olmaya başladığının, partinin seçimle gelinen yerlerinde bulunanların ilgilerini dışa yönelttiklerinin, yani zeminin altlarından kaydığının farkında mı?

Ne dersiniz, farkında mı?

Farkında olduğunu düşünmem için birden fazla sebep var.

Rakibiyle münazara için AK Parti İstanbul adayının ortaya attığı iki gazeteci ismi de kendi medyası dışındandı… Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Japonya gezisine sevmediği bilinen bir yazarı davet etti.

Medyadaki tabloyu bildiklerini düşünebiliriz.

Parti içindekilerde başlayan dışarıya ilgiyi de en iyi partiyi yönetenler görüyordur.

Farkında olsalar da yapabilecekleri fazla bir şey yok ama.

Bir şeyler yapmaya kalktıklarında, yaptıklarının ters tepme ihtimali çok fazla.

Siyasetin keyfe göre değişmeyen kuralları günümüzde de bir kez daha işliyor.

 

Bu yazı Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ