Örgütlü bir suç şebekesi gibi çalışan AKP, yasadışı yollarla ülkeyi ele geçiriyor

AKP'nin kurulması öncesiyle sonrasında yaptığı bütün usulsüzlüklere ilişkin sırasıyla yaşanan o olaylar.
İsmail S. Gülümser

İktidar partisi kurmayları bugüne kadar geldikleri her konuma hileli, bazen gizli-açık şiddetin kullanıldığı, etik ve ahlaki olmayan çok sayıda yasadışı suç içeren yöntemleri kullanarak geldi. Ele geçirmek istedikleri tüm siyasi hedeflerine makyevelist bir anlayışla “sonuç almak için herşey mübahtır, siyasette çalmadan kazanmak mümkün değil” gibi kendilerinden menkul fetvalarla; ahlaki değerleri bir kenara bıraktı zorbalık, yalan, iftira, gasp, mala tecavüz, tehdit hırsızlık, yolsuzluk, adam kaçırma, işkence  gibi insanlık dışı yöntemleri kullanmaktan çekinmediler.

Gerektiğinde temsil ettiklerini düşündükleri dinin insani değerleri dahil tüm ahlaki ve etik ilkeleri çiğneyerek, gerektiğinde ülke yasalarını yok sayıp örgütlü bir suç şebekesi gibi suç işleyerek mesafe aldılar. Kendi kişisel menfaatlerini ve siyasi hedeflerini herşeyin önünde gördü, ülke zararına birçok faaliyete bulaştılar.


HİLE YAPMADAN SEÇİM KAZANAMADILAR

Parti başkanı 1976 da  “Milli Selamet Partisi” gençlik kollarında siyasete başladı, ihtilalden sonra kurulan Refah partisiyle üç kez seçime girdi, kazanamadı.

- 1986 seçimlerinde İstanbul milletvekili adayı oldu, %5,5 oyla kaybetti.   

- 1989'da Beyoğlu belediye başkan adayı oldu %21 oyla SHP karşısında kaybetti.

- 1991'de 6. Bölge milletvekili adayı oldu ilk sayımda kazanmışken, itiraz üzerine yapılan ikinci sayımda kaybetti.

1994 te Özal’ın vefatından sonra dağılmış ANAP ve önceki seçimlerde %35 oy almış ancak Nurettin Sözen’in başarısız belediyeciliği ile itibar kaybetmiş SHP ile yarışacaktı. Ancak merkez sağ iki parti  (ANAP-DYP), sol üç parti (SHP-CHP-DSP) ile seçime girince sağ ve sol oylar kendi içinde bölündü, İSKİ-İLKSAN gibi yolsuzluklarda eklenince güçlü rakipleri zaafa uğradı onların dağınıklığından yararlandı.

Zorbalıkla da olsa seçim kazanmak için sandık başlarında radikal partili gençleri örgütledi. Mühürlerin çalınması, boşluklarda partililerce sandıklara mühürlü oyların atılması, oy sayımında yaygara ve kavgayla diğerlerini kaçırarak sayılarla oynanması, bazı sandıklardan seçim kuruluna götürülen listelerin değiştirilmesi, bazı sandıkların kırılarak oy pusulalarının çöpe atılması gibi çok sayıda hileli yol kullandı. İlk kez seçime açıktan hile karıştı, birçok semtte çöpten SHP ve ANAP a ait mühürlü oylar çıktığı noterce tespit edildi, ancak itiraz süresi geçtiğinden işleme alınmadı.

ANAP ve SHP nin açık farkla seçimi önde götürdüğü sırada, basına seçimi kazandığını duyurdu. O saatten sonra bazı bölgelerden gelen oylar açıklanamayacak şekilde değişti. Hile kuşkuları artınca sesini yükseltip baskın çıktı, mağdur rölünü oynadı, rakiplerini “milli iradeyi yok saymakla” suçladı, hakkını elinden almak için bu haberlerin yapıldığını iddia etti. %25  oyla, rakibinden %3 farkla “İstanbul belediye başkanlığını” hile ve zorbalıkla da olsa kapmayı seçti.
Bundan sonra tüm hesabını seçim kaybetmemek üzerine yaptı, birçok yasa dışı yöntem kullandı.

BELEDİYENİN PARALARINI ÇALDI, KENDİ PARTİ BAŞKANINI VE YOL ARKADAŞLARINI KANDIRDI

Belediye başkanlığında ilk icraatları belediye işlerini şirketlere devredip ihale mevzuatından kurtulmak oldu.

1999 yılında belediye şirketlerinde yolsuzluk yapıldığı iddiaları basında geniş yankı buldu.

“AKBİL” entegre bilet sistemin kurulmasından uygulamasına kadar her aşamasında sanal ortamda verilerin değiştirilmesi ya da silinmesiyle yolsuzluk yapıldığı, belediyenin trilyonları bulan paralarının çalındığı ortaya çıktı. Kurulum işinin değerinin çok üstünde bir fiyatla başkana yakın bir şirkete verildiği, hayali şirketlere naylon faturalarla yüklü ödemeler yapıldığı, Akbil’den sonra trilyonları bulan gelirin  %40 oranında azaldığı, tespit edildi.

'İGDAŞ'ta, şebeke inşaatlarının fahiş fiyatlarla uzmanlığı olmayan başkana yakın şirketlere verildiği, firmaların işleri diğer firmalara aktararak üzerinden trilyonlarca liralık pay aldıkları, tüm ihalelerde yolsuzluk yapıldığı, şirket kasasından partiye 5 trilyon aktarıldığı, şirket hesaplarında büyük açıklar olduğu belirlendi.

İstanbul’da reklamın gözdesi “BILBORD”ların önce belediye şirketi “Kültür aş” ye, ardından gizli pazarlıkla başkana yakın bir firmaya çok komik bir fiyatla verilip pay alındığı, belediye zararını 100 milyon dolar olduğu tespit edildi.

İstanbul’a “iki milyon ağaç dikme projesi” önce belediye şirketi “İSTAÇ”a verildi. Ardından gizli pazarlıkla başkana yakın firmalara aktarıldığı İtalya’dan çok pahalıya ağaç ithal edilip pay alındığı tespit edildi. Ağaçlar iklime uyamayınca kurudu ve gece yarısı söküldü. İstaç’ta usulsüz ihaleler ve naylon faturalarla para çalındığı, 7 trilyonluk çöp ihalesinin ve çöp işleme merkezlerinin gizli kasa gibi kullanılan Albayraklara verildiği belirlendi.

Sahte araç ruhsatlarıyla belediye personel taşıma işi, İkitelli’de Başak konutları yapım işi, 63 hizmet aracı ihalesi, 180 milyon dolarlık “Metro” Elektro-Mekanik işlerinin kazanan firmalardan alınıp uzmanlığı olmayan Albayraklara verildiği, Maltepe’deki trilyonluk yol inşaatının İstanbul’un fotograflanması ve haritalandırılmasının ve “İSFALT”ta Fındıklı- Beşiktaş- Karaköy hattı asfaltının yakınlarına verildiği ortaya çıktı.“İSKİ”de, alt yapı inşaatları-araç kiralama-personel taşıma-kıyafet alımı gibi 119 ihaleden 114 ünün gazete ilani verilmeden gizli  davetle yapıldığı belirlendi.
Bir önceki dönem sadece İSKİ ye klor alınması sırasında yolsuzluk yapılmasından dolayı Ergun Göknel 7 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 1999'da İçişleri Bakanlığı Başmüfettişi Candan Eren İstanbul belediyesinde başkanın kurduğu örgütlü bir suç şebekesince 1 milyar dolarlık kamuya ait paranın  çalındığını tespit etti.

Bütün bu yolsuzluklardan bir numaralı sanık olarak AKP başkanı dahil 100 den fazla görevli DGM de yargılandı, iktidara geldikten sonra yasa değişikliği ile çete davaları DGM den alınarak ağır ceza mahkemelerine verildi. Sanıkların çoğu ya milletvekili dokunulmazlığı ya da zaman aşımıyla kurtarıldı. İstanbul’daki yolsuzluk skandallarının hafızası olarak bilinen Mehmet Bölük şaibeli bir trafik kazasında hayatını kaybetti.  AKP başkanı dahil birçok kişi hakkındaki dava dokunulmazlık süresinden sonra görüşülmek üzere ertelendi, unutturuldu.

Arazi mafyası kurdu İstanbul’da önemli projelerin olduğu bölgelerdeki arsaları çok ucuz rakamlarla toplayıp projelerden sonra çok yüksek bedellerele satarak, büyük gelirler elde ettikleri tespit edildi.  
Belediyeden çalarak kazandığı 1 milyar dolarlık servetten sonra eski partisini ve dava arkadaşlarını tutuculuk ve bağnazlıkla suçlayıp ayrıldı “yenilikçi” dediği eski suç ortaklarıyla birlikte yeni parti kurmaya soyundu.  

YASADIŞI KAYNAKLARLA PARTİ KURDU, YALANLARLA KANDIRIP SEÇİM KAZANDI

1999 da okuduğu şiir yüzünden tutuklanmış ve seçime girmesi yasaklanmıştı, ardından Refah partisi DGM ce kapatıldı, bu fırsatı değerlendirdi. Arkadaşlarının kurduğu partiyi tutuculukla suçladı, kendi parti kurup başkanlık koltuğuna oturdu ve hak etmediği halde yüzde 20-25 civarı olan “Refah partisi oyunun” üzerine konmayı seçti.

Yolsuzluktan kazandığı hakkında dava açılmış paralarla kurduğu partide “Yolsuzluk-yoksulluk-yasaklar”ile mücadele gibi sol ve sağdan herkesin itibar ettiği kavramları kullandı. Eski kavgaları bıraktığını “yenilikçi” bir hareket başlattığını anlattı  daha fazla demokrasi vaadi ile kandırıp “toplumun demokrasi hayallerini” çalmayı seçti.

2002 seçimlerinde yaptığı karalama kampanyaları ve rekabeti imkansız reklamlarla ANAP-MHP-DYP nin seçim barajına takılması, oyların %45 inin (15 milyon)boşa gitmesine sebep oldu. Hileli yöntemler ve yasa dışı kaynaklarla  %34 oy aldı, hiç hakkı olmadığı halde “eski partisinin ve merkez sağ oyların” üzerine konmayı seçti.

2003 te mağdur rolünü oynadı, Siirt seçimlerinin yenilenmesi sağlandı. Anayasa Mahkemesi seçilme yasağını meclisteki tek muhalefet partisi başkanı Deniz Baykal’ın muvafakatını alarak kaldırdı. Seçim kurulu seçim yasasını delerek listede olmayan birinin adaylığına  onay verdi yasa dışı bir işlemle “milletvekili” olmayı seçti.

Yolsuzlukla mücadele diyerek iktidara geldi, yolsuzluklara asla izin vermeyeceklerini iddia etti. Ama ilk işi devlet ihalelerini Başbakanlığa bağlamak oldu. En önemli icraatlarından biri olan “Özelleştirme ihalelerinde” büyük çaplı yolsuzluklar başladı. Albayraklar tüm ihalelerin gözdesi oldu. 3-4 trilyonluk Balıkesir SEKA 1 milyon dolara, Trabzon limanı altı aylık karı karşılığında, Sümer holding, Ereğli tekstil, bir kısmını daire fiyatı gibi küçük raklamlarla Albayraklara verdi. Özelleştirme ihaleleleri yıllara yayıldı, toplumun gözünden saklanarak devam etti. Albayraklar yanında yeni gizli ortaklar buldu ve birçok ihale herkesin bildiği ortaklara gizli pazarlıklarla verdi üzerinden pay aldı.

O günlerde en büyük yolsuzluk “TOKİ” ile yapıldı. Başbakanlıkta arsadan inşaata ve altyapıya kadar her alanda yeni kurulmuş uzmanlığı olmayan firmalara devasa işler devlet bankalarından ucuz krediler kullandırılarak verildi. İşi alan her firmaya daha işin başında şişirilmiş istihkaklar hazırlatıldı, %50 ye varan oranlarda kendine pay aldı.   
Zaman ilerledikçe firmalar çeşitlendi, devlet kasasından büyük jestler yapılarak yüksek miktarda paralar ödendi ve her ödemeden sonra kendi payını istedi. Bir dönemden sonra hiçbir proje topluma hizmet götürmek amacıyla yapılmadı, ülke geleceği ipotek altına alınarak yapılan devasa projelerle kendi kasasına büyük kaynaklar aktardı.

İKTİDARI KAYBETMEMEK İÇİN HER SEÇİMDE YASA DIŞI YOLLAR KULLANILDI

Parasal ilişkiler ve devlet gücü suistimal edilerek mafya ve diğer illegal örgütlerle rakipleri eriticek kirli işlere girdi.

2004 teki yerel seçimler öncesine halka kömür ve gıda yardımı yaptı. Hem her ilde partililere kömür gıda vb alımında yolsuzluk fırsatı doğdu, hem de parti yardımı gibi gösterip halktan, muhtarlardan desteği kesme tehdidi ile oy istedi. Seçimlerde muhtarlar oy kullanmak üzere merkezlere insan taşıdı. Hile-sahtekarlık-tehdit ve devlet imkanlarıyla alınan yüzde 41'lik oyla diğer partilerin çok sayıda “Belediye başkanlığına” hakkı olmadan konmayı seçti.

2007 de, belediyeler olmayan adreslere numara üretti, 1 milyon kişi listelerden çıkarıldı. Sadece Beylikdüzünde bir mahallede inşaat halindeki binalara 5 binden fazla seçmen kaydı tespit edildi. Mühürlerin kopyalanması ya da çalınması, evde mühürlenmiş sandıklara önceden oy konulması gibi bir çok hile yapıldı. DTP nin kapatılma davasını kullandı, kürt oyların önemli bir bölümünün kendine yönelmesini sağladı. Erkan Mumcu’yla sağ oyların (ANAP-DYP) nin birleşmesini  engelledi. Sahte seçmenler, tutanakları birleştirmede hile yapılması gibi yasadışı yollarla kazandığı %46 oyla “meclis çoğunluğunu” hakkı olmadan almayı seçti.
AKP nin oyları seçimlerde hiçbir beldede %25 in altına düşmediği  bunun ülke gerçekleriyle örtüşmediği açıklandı. Nufus kütükleriyle seçmen kütükleri arasında 6 milyondan fazla fark olduğu ortaya çıktı. Bir şeçimde oyların %50 sinin sayıldığı ilk açıklamada AKP oyları %25 ten başladığı halde diğerlerinin 0 dan başlaması şüpheleri artırdı. İstanbul’da ikinci bir yazılımla belediye gelirlerinin kendi kasalarına aktadıkları gibi, her beldede oyların %25 ini direk AKP ye aktardıkları şüphesine karşı AKP nin bir savunması olmadı, gerçek öğrenilemedi.
2007'den sonra basının önemli bir bölümünü yasadışı yöntemlerle ele geçirip muhalifler hakkında ahlak dışı karalama kampanyaları başlattı.  

BASINI DA KULLANARAK YASADIŞI BAZEN ÖLÜMLÜ OLAYLARLA SEÇİM KAZANMA PLANI

2009 da mahalli seçim öncesi seçmen listelerinin hazırlanması işi bağımsız Seçim Kurulundan alındı, etki alanındaki Nufus Genel Müdürlüğüne verildi. Bu tarihten itibaren MERNİS sisteminde inşaat halindeki binalara bile seçmen kaydı yapılarak o yıl seçmen sayısı 5,5 milyondan fazla artırıldı. Seçimlerde parmak boyası da kaldırıldı, sandık görevlisi 2 milyon partiliden başlayarak birçok kişinin mükerrer oy kullanmasına zemin hazırlandı. Şaibelerle, yasadışı işlemlerle alınan %38 oyla diğer partilerin birçok   “belediye başkanlığını” hakkı olmadan almayı seçti.  

Açıktan karalama kampanyaları ve yasa dışı yöntemlerle diğer partileri eritme yok etme planları yaptı. 2007 de bağımsız aday olarak BBP yi meclise taşıyan Muhsin Yazıcıoğlu savaş uçakları tehdidiyle düşen şaibeli bir helikopter kazasıyla 2009 de seçimden birkaç gün önce hayatını kaybetti ve “BBP nin  etkisi azaltıldı”.

2011 seçimlerinde seçmen sayısında izahı edilemeyecek bir şekilde 10 milyondan fazla (%24) artış yaşandı, bu seçimde fazladan 19 milyon oy pusulasının niçin basıldığı açıklanamadı. Sonraki dönemlerde oy pusulası basımı işi ihale yasası dışına çıkarılarak sayı saklandı.  2011 seçimi öncesinde Başbakanın talimatıyla yayınlandığı anlaşılan Deniz Baykal’ın şantaj kasetleri ile CHP, seçime 1 ay kala 10 üst yöneticinin şantaj kasetleriyle MHP zaafa uğratıldı. Yasa dışı yollarla kazanılan %49 oyla “meclis çoğunluğunu” hakkı olmadan almayı seçti.

2014 te seçim öncesi meclis çoğunluğunu parti çıkarlarında kullanıp büyük şehir sınırları değiştirilerek muhalefetin elindeki belediyelerini gasp edecek yollar geliştirildi. Seçim öncesinde her beldeye başka beldelerden bilinmedik seçmenlerin kaydırıldığı haberleri yayıldı. Sandık dışında AKP mühürlü oyların dağıtılırken yakalananlar, sadece Ankarada 12 bin sandıktan 6 binden fazlasında (%50) yasadışı işlem tespit edildi. Diğer partiler yarışı önde götürürken Melih Gökçek’in YSK ya gitmesiyle oy oranı değişti. 35 ilde sayım sırasında elektrikler kesildi ve Bakan trafoya kedi girdiğini açıkladı. Yasadışı yollarla elde edilen %42 lik oyla birçok “belediye başkanlığını” çalmayı seçti.

2014'te yüksek öğretim diploması olmadığı halde yasadışı yolla “Cumhurbaşkanlığı” makamına konmayı seçti.
2015 seçimleri dahil uzun süreden beri tüm devlet imkanları AKP için seferber edildi, basın kuruluşlarının büyük çoğunlunu yasadışı yollarla ele geçirildi, diğer partilere basında propaganda yapma fırsatı bile verilmedi. AGİT seçimin adil olmadığını eşitlik ilkesine uyulmadığını tespit etti. Tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Anayasayı yok sayıp parti propagandası yaptı ve hem YSK hem AYM görevini yapmadı, olanları seyretti. Birçok yerde toplu oy kullanıldı, müşahitler darp edildi, çok sayıda mühürsüz pusula AKP lehine sayıldı. Tüm yasaları yok sayarak elde edilen %49 oyla “meclis çoğunluğunu” yasadışı yollarla almayı seçti.

AŞAMALI PLANLA PARTİLERİ ERİTTİ; SAHTE DARBE İLE ÜLKEYİ ELE GEÇİRDİ

- 2011 de Deniz Baykal’ın şantaJ kasetleriyle “CHP nin etkisini azalttı”

- 2011 de 10 üst düzey yöneticisinin şantaj kasediyle “MHP nin etkisini azalttı”

- 2012 de Numan Kurtulmuş’u makam vadiyle kandırıp “HAS partiyi” eritti.

- 2012 de Süleyman Soylu’yu makam vaadiyle kandırıp “DYP nin etkisini azalttı”.

- 2015 te Yalçın Topçu bakan yapılarak “BBP yi yıprattı”

- 2016 da 102 kişinin öldüğü Ankara garı vb patlamalar sonrası terörle suçlayıp “HDP nin etkisini azalttı”.

- 2017 referandumu ve 2019 seçimlerinde baraj tehdidiyle korkutup “MHP'yi hukuksuzluklara ortak etti”.

- 2016 da planında yer aldıkları ölümlü darbeyle yasadışı yolarla “tek başına ülke yönetme” gücünü çalmayı seçti.  

- 2017 referandumu OHAL baskısı altında iktidarın yaptığı herşeyin serbest olduğu, eleştriler yüzünden bir çok insanın tutuklandığı adaletten uzak bir ortamda  gerçekleşti, YSK dışardan getirilerek kullanıldığı anlaşılan 1,5 milyon mühürsüz oyu geçerli kabul ettiğini açıkladı. OHAL şartlarında adaletsiz ve yasadışı yollarla alınan yüzde 51'lik oyla hukuk devletini yok etti, tek adam yönetimi kurarak  “ülkenin geleceğini” çalmayı seçti.

OHAL sonrası ülkeyi keyfi talimatlarla yöneterek, devletin tüm demokratik birimlerini aşamalı bir planla ele geçiriyor. Yasadışı yöntemlerle kazandığı her konumdan gitmemek üzere Anayasaya ve insan haklarına aykırı düzenlemeler yapıyor. Ülkeyi, eski sovyet rejiminin psikolojik savaş taktiklerini kullanan mafya ile ortaklıklar kurmuş örgütlü bir suç şebekesiyle yönetiyor.

Bir yandan yaptığı yasadışı işlere itiraz edebilecek herkesimden insanı, ya tutuklamayla tehdit edip korkutarak ya da çeşitli vaatlerle kandırarak suçlarını kabullenip ortak olmaya zorlarken; bir yandan da her yasa dışı işi daha büyük bir yasa dışı işle basitleştirip unutturmaya, takibini imkansız hale getirerek temize çıkmaya çalışıyor.

Son dönemde İran ambargosunu delip uluslar arası örgütlü suçlara bulaştı, ülke bütçesini aşkın paralar çaldı. Kendini ülkenin tek sahibi gibi görüyor ve gitmemek üzere geri dönülmesi imkansız birçok adım atıyor.

Demokrasiyi kaldırıp şiddete dayalı radikal bir diktatörlük  bir din devleti kurarak kendini kurtaracağına inanıyor. Arap şeyhleri gibi ülkenin tapusuna üzerine geçirip ülke kaynaklarını aile şirketleriyle bölüşmeyi  hedefliyor.
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ