Mülteci krizinde ıskalanan acı gerçekler

Mülteci meselesi zahiren başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmak üzere modern dünyanın Türkiye’ye yığınak yaptığı bir mesele olarak görünüyor.
Tr724'ten HAKAN TANER'in haberine göre;

Esasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan mültecileri silah ve pazarlık gücü olarak kullandığı için vicdanları kanatan büyük bir dram bu. Birkaç gündür Yunanistan sınırında yaşananlar aslında daha büyük bir dramın habercisi.

Erdoğan mülteci krizine fayda açısından yaklaştı: Mültecileri vatandaş yaparak seçimlerde onların oylarından faydalanmak… Mülteciler üzerinden AB ile pazarlık yaparak ülkeyi mülteci deposu gibi kullanıp, onların Türkiye’de kalması karşılığında ekonomik fayda sağlamak…


AB bu pazarlıkta şart olarak mali desteğin mülteciler için kullanılmasını talep etti. Uzun süre de buna ses çıkarmadı, fakat paranın amacı dışında kullanıldığına kanaat getirdiğinde defalarca uyardı. En sonunda desteği aksatmaya başladı.

Bu noktada önemli bir ayrıntıyı aktarmak istiyorum.

Bu kadar olan bitene rağmen Batı’nın Erdoğan tercihini anlamanıza bir nebze ışık tutabilir belki…

Mülteci krizi ilk başladığında George Soros, Türkiye’ye geldi.

Devlet erkânı, Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, gazeteciler ile görüştü.

O görüşmelerde şunu vurguladı: “Mülteci meselesi Türkiye’nin tek başına üstesinden gelebileceği bir mesele değil. Bu mesele bile tek başına ekonomiyi çok zora sokar. Şu an resmi kayıtlara göre Türkiye’de 3 milyon, gayriresmi rakamlarla 3 milyon 300 bin mülteci var (o zaman için). Bir mültecinin yıllık barınma, eğitim, gıda vb. harcamalarıyla birlikte maliyeti 5 bin euro. Türkiye 16 milyar 500 bin euroyu mülteciler için harcayabilecek durumda değil. Biz de vakıf olarak 1 milyar euro destek verdik, fakat bu da yetersiz. AB ülkelerinin Türkiye’ye destek vermesi ve daha çok mülteci alması gerekir.”




Bunu uzunca niçin aktardım? Bildiğiniz üzere Soros, Türkiye’de hâkim medya unsurları tarafından Gezi Protestoları’nın aktörleri arasında gösteriliyordu.

Soros uzunca bir aradan sonra tekrar Financial Times’ta mülteci dramı hakkında bir makale kaleme aldı ve Türkiye’ye desteğini yeniledi.

Dolayısıyla olayların arka planını bilmediğiniz zaman, eksik ve yanlış yönlendiriliyor olabilirsiniz.

Önemli bir ayrıntı da şu ki o zamanlarda resmi, gayriresmi 3 milyon 300 bin civarı olan mülteci sayısı bugün Afgan, Pakistan, Afrika ve Türk cumhuriyetlerinden gelenlerle birlikte 7 milyona ulaştı.

Bu durum ülke ekonomisine büyük bir yük olduğu gibi bundan daha büyük bir sorun şu ki ülkenin demografik yapısına da büyük bir tahribat yapacak.

Nüfus daireleri mültecilere hüviyet yetiştiremiyor. 250 bin dolara vatandaşlık verilmesini saymıyorum bile.

Hükümet bunları oy deposu ve iktidarının bekası olarak görüyor, ne yazık ki her tarafa para yetişmiyor artık.

Kaldı ki bunların bir kısmı tescilli terörist ve El Kaide, IŞİD militanı.

Erdoğan göçmenler için 40 milyar dolar harcadıklarını her defasında miting sahalarında söylese de Türkiye’nin böyle bir rakamı harcayacak gücü yok. Bundan sonra hiç yok.

Buraya kadar anlattıklarım işin daha çok ekonomik ve siyasi tarafı.

Buna son günlerde bir de insani dramlar eklendi.

Bu kısmını gündemi takip eden herkes izlediği için detaylı olarak anlatmaya gerek yok. İzlemeyenler zaten bu yazıları da okuma zahmetine katlanmayanlardır diye düşünüyorum.

İşin insani boyutunda yürek yakan hadiseler oluyor. Tampon bölgede kalan mülteciler iki taraflı baskıya maruz kalıyor.

İçişleri Bakanı Süleymen Soylu günde en az iki kez karşıya geçen rakamları veriyor. En son duyduğumda sayının 140 bini geçtiğini söyledi. Yunanistan tarafından da gazeteci Berberakis Yunan makamlarından aldığı bilgiye göre Yunan sınırından geçen mülteci sayısının 244 olduğunu paylaştı.

İki rakam da ihtilaflı.

Türkiye bu meseleye akli selim içerisinde bir çözüm bulamaz ise bu sorun önümüzdeki günlerde her Türkiye vatandaşını ilgilendiren büyük bir krize dönüşecek.

AB kendi içerisinde bu meseleye şöyle böyle bir çözüm bulur: Zaten göçmenlerin iyi eğitimli olanlarını çok önceden sahiplendi. Türkiye’ye cahil cühela takımı kaldı. Onları da kimse almak istemiyor. Hiç insani değil bu ayrım. Ancak reel politik böyle!

Hülâsa bu mesele başta Türkiye olmak üzere birçok ülke için

Koronavirüs’ten bile daha tehlikeli bir kriz olmaya aday…


Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ