Küreselleşen Dünyada Mümince Yaşamanın Kodları

"Bulunduğumuz toplumlarda her dünya görüşünden insanla iç içe yaşamak zorundayız, görüş ya da yaşam tarzı farklılıklarını bahane eder, onlarla aramıza mesafe koyarsak bir süre sonra etrafımızda kimseyi bulamayız."

İsmail S. Gülümser / Aktif Haber


KÜRESELLEŞEN DÜNYADA MÜMİNCE YAŞAMANIN KODLARI


Bulunduğumuz toplumlarda her dünya görüşünden insanla iç içe yaşamak zorundayız, görüş ya da yaşam tarzı farklılıklarını bahane eder, onlarla aramıza mesafe koyarsak bir süre sonra etrafımızda kimseyi bulamayız.

Çünkü aynı toplum grubuna mensup bireyler arasında bile çok çeşitli nedenlerden dolayı görüş farklılıkları olabiliyor. İnsan aynı ortamda yetiştiği ülkesinde bunlarla karşılaşıyorsa yurt dışında hizmet üretmek zorunda olanların din-dil-ırk dünya görüşü vb farklılıkları problem etmesi halinde hayatını sürdürse de gelecek nesillere güvenebilecekleri bi ortam hazırlama şansı yok.

Peki, görüş farklılıklılarını nereye koyacağız?

Kendi yaşam tarzımızdan vazgeçip çevremizdeki kalabalıklara mı uyacağız?

Yoksa kendi değerlerimizi kaybetmeden başkalarıyla birlikte yaşam kültürü mü geliştireceğiz?


Fethullah Gülen hoca efendi bu hafta yayınlanan yazısında, farklı anlayışta insanların birarada yaşamasına imkân veren çoğulculuğa dinin temel ıstılahları açısından yaklaşıyor, küreselleşen dünyada mümince yaşam sürdürmek için nelere ihtiyaç olduğunu anlatıyor.

Çoğulculuk günümüzün kavramlarından biri gibi sunulsa da İslam’ın ilk yıllarında anlam itibarıyla hayata geçirilmiş ve çok yaygın olarak kullanılmış bir uygulama. Müminler farklı duygu ve düşünceleri saygıyla karşılamış herkese hoşgörülü davranmışlar.

Peygamberimizin(SAV) etrafında onun oluşturduğu yüksek düzeydeki motivasyonla biraraya gelmiş birbiriyle aynı vücudun uzuvları gibi çok sıkı bağlarla bağlanmış ilk sahabeler bile her konuda aynı düşünceye sahip olmamışlar. Yaşanan olaylar karşısında Hz Ebubekir ile Hz Ömer’in yaklaşım farklılıklarını dinleyerek büyüdük, aynı kaynaktan beslenmiş bu iki büyük sahabenin bakış açılarındaki farklılık Efendimiz(SAV) tarafından anlayışla karşılanmış, her ikisinin yaklaşımından da farklı zamanlarda yararlanılmış.

Sonraki dönemlerde ayet ve hadislerin yorumunda farklı yaklaşımlara imkân tanınmış dinin her problem için geliştirdiği çözümler, farklı yorumlarla ele alınarak hükümlerçıkarılmış. Yaşanan toplumsal sorunlara dinin temel kaynaklarından çıkarılan farklı yorumlarla çareler geliştirilmiş.

Aynı kaynaklara dayanan din bilginlerinin karşılaştıkları olaylara farklı reçeteler sunmasıyla dinin her olay için ürettiği fikirler dini bir ıstılah haline getirilerek kayıt altınaalınmış. Bu yolla dinin yaşanmasında çeşitli yorumların kullanılmasına imkân tanınmış her mizaca uygun anlayışların geliştirilmesiyle farklı mezhepler ortaya çıkmış.

Aynı din âlimlerinden ders almış aynı mezhebin kurucularından olan din adamları arasında bile yaklaşım farklılıkları olmuş bunlar bir zenginlik olarak görülmüş, farklı değerlendirmeler birlik ve beraberliklerine zarar vermemiş. Dini nefsin isteklerine göre şekillendirmeye çalışan dinde dejenerasyona yol açanlar dışındaki her yorum din âlimleri tarafından saygıyla karşılanmış.

Sadece Kuran ve hadis yorumlarında bu esnekliğe imkân verilince yorum farklılıklarıyla dinin çerçevesi alabildiğince geniş ve engin bir şekle dönüşmüş dar bir alandaki insanlar yerine ayrı coğrafyalardaki değişik kültürden gelen insanları kapsayacak şekilde genişlemiş.

Aynı ortamda yetişmişlerin uygulamaları böyle olunca farklı kültür ortamında yetişenlerde düşünce farklılıklarının olması normal karşılanmalı. Müslümanların düşünce farklılıklarını Allah’ın kendilerine sunduğu bir fırsat gibi gördükleri her yaklaşımı saygıyla karşıladıkları dönemlerde din alabildiğine genişlemiş, farklılıklara rağmen dinin temel kurallarını yaşanabileceği esneklikler sayesinde orta Asya steplerinden Hindistan’a oradan
İspanya’ya kadar hemen her yerde dinin yorumlarının yapılıp yaşandığı ilim merkezleri kurulmuş.

İnsan tabiatı gereği beğenmediği davranışlara reaksiyon göstermek ister, eğer irademizi kullanıp bizi yanlışlığa itebilecek bu olumsuz duyguları bastırmazsak başkalarıyla birlikte yaşama şansı kalmaz. Bu duyguları bastırmak için yapacağımız her fedakârlık insanlığın geleceğini aydınlatacak bir adıma dönüşebilir, görüş farklılıklarına rağmen aynı ortamda uyum içinde yaşamasını öğrenmek alkışlanacak takdirle karşılanacak bir davranış biçimidir.

Ayrıca dünyanın düzeni bizi farklılıklara katlanarak aynı ortamda yaşamak zorunda bırakacak şekilde kurulmuştur. İnsanın tabiatında var olan bu duyguyu görmezden gelen ya da reddedenler, herkese kendi düşüncesini dayatmak için baskı ve şiddet uygulayıp despotluğa başlarlar. İnsan kabiliyetlerini yok sayan bu tür ortamlarda gelişmenin önü tıkanır, temel hak ve özgürlükler tehdit altındadır.

Dünyanın geniş bir köy haline geldiği günümüzde eğer insan dar bir alana hapsolup soyutlanmak istemiyorsa, farklı kültürlerle etkileşime girmek zorundadır. Aynı dine inanlararasında farklılıklar anlayışla karşılandığına göre farklı din ve kültür mensupları arasındaki farkları daha fazla toleransla karşılamaya ihtiyaç vardır. Önemli olan bu farklara rağmen aynı ortamda yaşamak zorunda olduğumuzun bilinmesi buna göre birlikte yaşama kültürü geliştirilmesidir. Böylece insan hem kendi değerlerinden bir bölümünü onlara aktaracak hem de onların birikiminden yararlanma şansına sahip olacaktır Diğer yandan:

-Farklı kültürlerin birlikte yaşamasını kolaylaştıran çoğulculuk kendi değerlerinden vazgeçmeyi gerektirmez.

-Kendini korumak amacıyla başkalarına düşmanca yaklaşmanın da mantıkla izahı zordur.

-Farklı toplumlara savaşarak olumlu bir sonuç elde edilemez.

-Farklılıkları hayatın bir realitesi olarak kabul edip çevremizle ona göre ilişkiler kurmak Allah’ın her insana verdiği gibi biz de değer vermek zorundayız.

-Belki her düşünceyi onaylamak zorunda değiliz.

-Ancak, yanlış olduğunu düşündüğümüz konuları çatışma gerekçesi olarak kullanamayız.

-Yanlışlıklara çekince koysak bile bu yaklaşımımız onlarla aynı ortamda yaşamamıza engel olmamalıdır.

-Toplumsal ahengi korumak için farklılıkları geri plana itmeli, insana insan olduğu için saygı duymalı ve ortak değeler etrafında bir araya gelmeliyiz.

-Herkesin konumuna saygı göstermeli birleştirici argümanlarla, insanlık ortak paydasında buluşmasını bilmeliyiz,


Bütün bunlar inandığımız değerleri yaşamaya engel değildir, inancınızı yaşamanız davranışlarınızda tutarlıklık anlamına gelir ve daha çok güven telkin eder. Katılık-sertlik- taassup yoksa, reaksiyona sevk edecek aşırılık yapılmadıysa, dayatma zorlama olmadıysa kimse inandığınız değerleri yaşamanıza karşı çıkmaz hatta çok yerde saygıyla karşılanırsınız. Bulunduğunuz her ortamda itici bir yaklaşım içine girmeden inançlarınızın
gereğini yapabilir, düşüncelerinizden taviz vermeden yaşantınızı sürdürebilirsiniz fakat bunu başkasına dayatamazsınız.

-Başkalarıyla ortak yaşama kültürü oluşturma her türlü sapıklığı anlayışla karşılama anlamına gelmez.

-Ahlak dışı davranışları onaylayamayız, hürriyeti her türlü hayvani hissin özgürce yaşanması gibi algılayamayız.

-Ancak bunların yanlış olduğunu düşünsek bile bize ve kamu hukukuna zarar vermediğisürece onlarla yapılacak bir sürtüşmenin içinde yer alamayız.

-Her şeyi özgürce yaşamak isteyenlere karşı düşmanca tavır sergileyerek onlarıengelleyemeyiz.

-Böyle yaklaşımların ıslah ve tamir adına yapılacakların önünü tıkayacağını akıldan çıkaramayız.

-Elbette kötülüklere karşı sessiz kalamayız onları engellemek için yapılacak çalışmalara katılırız.

-Fakat bunu onların hissiyatlarını da dikkate alarak reaksiyona yol açmayacak üslupla doğru bildiklerimizi anlatır, olumlu davranışlar sergileyip güzel örnekleri öne çıkararak yürütürüz.


Batı dünyasında bizim önem verdiğimiz değerler hakkında oluşan tepkinin arkasında reaksiyoner yaklaşımlarla karşılıklı yapılan hatalar vardır. Efendimizin(SAV) Mekke ve Medine döneminde farklı din mensuplarıyla birlikte yaşama kültürü oluşturmak için attığı adımlar çok güzel örnekler içermektedir.

Bulunduğunuz ortamlarda gelecek nesillere olumlu davranışları geliştirerek güven içinde yaşayabilecekleri bir ortam hazırlamak istiyorsanız farklılıkları zenginlik olarak görüp korumaya çalışarak birlikte yaşamayı öğrenmelisiniz. Hayatınızı her kültürden olumlu davranış alışverişinin yapılacağı şeklide planlamalı, dış dünyanın sizin değerlerinizi daha doğru tanıması için gayret etmelisiniz.

Sorumluluk sahibi yöneticiler idare ettikleri toplumun olumlu davranış sahibi olmasını önemsemekte bu amaçla birçok faaliyet yürütmektedir. En önemlilerinden biri eğitimdir, küçük bir işletmeden ülkeye yönetimine kadar sorumluluğunu üstlendikleri insanları eğiterek hedef ve beklentilerini karşılayacak hale getirebilirler.

ABD de eğitim yöneticilerinde bazıları kendilerine emanet edilen öğrencilerin başarılı olması için onların ailelerinin de eğitimle desteklenmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu yüzden farklı yol ve yöntemler kullanarak öğrenci velilerini eğiten yöneticiler beğeni kazanmaktadır. Bazı yöneticilerin okulun ilişki içinde olduğu çevreyle bilgi akışı sağlamak onların desteğiyle okul başarısını artırmak için yıllık iletişim ve işbirliği planları yaptığı
övgüyle anlatılmaktadır.

Bugün için batı toplumları doğu toplumlarına göre evrensel insani değerlere uygun davranışları kazandırmada daha başarılıdır. Demokratik değerleri benimsemiş bu toplumlarda her konuya insanın mutluluğu merkeze alınarak bakılmaktadır. Seçkinci eğitimi tasvip etmiyor hatta ayrımcılık olarak görüyor, her yetenek düzeyindeki öğrencinin eğitim fırsatlarından kapasitesi ölçüsünde yaralanıp başarılı olması için ellerinden geleni
yapıyorlar.

Olumlu davranış kazandırma insanı değerlere inanan her ferdin hedefi olmalı, bu amaçla kişisel ya da topluluk kaynakları seferber edilmelidir ki kendimize yaşanabilir bir çevre oluşturalım. Geçmişten ve günümüzden güzel örnekleri gözden geçirip faydalı yönlerinden yararlanabilirsek geleceğe daha umutla bakabiliriz.

Toplumların üzerinde mutabakata vardıkları olumlu davranışlar kazandırılması üzerinde çok çalışılması gereken bir konu. Eğer insanlar doğru yöntemlerle yaklaşabilirseniz hedeflenen davranışları kazandırmada daha başarılı olabilirsiniz. Fethullah Gülen hoca efendi bu hafta yayınlanan yazısında olumlu davranış kazandırmada doğru yaklaşımları geçmişten örneklerle anlatmaya çalışıyor.

İslam Peygamberi Hz Muhammet (SAV) in kötü alışkanlıkları damarlarına kadar işlemiş o günün Arap toplumunda nasıl değişim meydana getirdiğini, karakteri oturmuş belli yaşın üzerindeki insanlara tesir edip onlara insanlığın geleceğini aydınlatacak bir davranış biçimi kazandırdığını örnekleriyle ele alıyor. Toplumları kötü alışkanlıklardan uzaklaştırmak isteyen rehberler başarılı olmak istiyorlarsa Kuran’a ve onun ölçülerine göre yaşantısını düzenleyen Efendimizin(SAV) üslubunu dikkate almalarında büyük yarar var. Her iki kaynaktan gelen öğütlere baktığınızda toplumların kabullenmekte zorlanacağı mesajların aşamalı bir uygulama ile alıştıraalıştıra verildiği görülüyor. Mekke ve Medine döneminde hükümler hem o beldedeki insan karakterine uygun olarak gelmiş hem de birbirini tamamlar nitelikte.

Metinlerdeki birçok örneğe baktığınızda insanların kabul edebileceği tarza bir usulün belirlendiği anlaşılıyor. Kuran’ın 23 sene gibi bir zamanda tamamlanmasının amaçlarından birisi de bu her konuda cehaletle boğuşan o günkü toplumun psikolojisi dikkate alınmış onlar önce arkadan gelecek hükümler alıştırılarak adeta hazırlanmış rehabilite edilmiş.

İlk yıllarda insanların bir bölümü tek tanrıya inandıklarını ifade ederken bir yandan da putlara saygıyı sürdürmüşler, yıllarca onların atalarından gördükleri batıl inançlarına dokunulmamış. İbadetle ilgili sorumluluklar bir anda aktarılsaydı kabul etmekte zorlanabilirlerdi, namaz, zekat, oruç gibi ibadetler çok sonra farz kılınmış. Bedevi kabilelerin dine yeni girdikleri bir dönemde onlardan geçmiten miras kalan davranışları
değiştirmeleri hemen istenmemiş.

Kuran’ın birçok hükmünde toplum psikolojisini dikkate alan bu usulün kullanıldığını görmek mümkün. Mesela putlarla Allah arasında gidip gelen insanlara önce çelişkili davranışlarına vurgu yapılmış, inancın temel esaslarından ve tutarlılıktan bahsedilmiş. Medine’de Müslüman bir topluluk kültürü oluşması hedeflendiği için ayetler bu toplumun davranış kalıplarını daha net ortaya koymuş. Eski alışkanlıklarını sürdüren insanlardan faizden uzak durmaları aşama aşama istenmiş ve yasaklama yıllar sonra hicretten 9 yıl sonra gelmiş. Toplum hazırlandıktan sonra sert bir uyarı ile hüküm konulmuş. Kuran ilk yıllarda faizi terk edemeyen insanlara “Allah
katında faize verdiğiniz mal artmaz, zekatlarınız artar” denilerek onu tasvip edilmediğini göstermiş. Ardından diğer dinlerde faizin yasak olduğuna vurgu yapılarak o din mensuplarının yaşantılarındaki çelişkiye dikkat çekilmiş. En son olarak da alışveriş de faiz gibidir diyenler karşılık “alışverişin helal kazanç faizin ise haram” olduğu anlatılmış. Benzer şekilde içkinin su içer gibi kullanıldığı bir toplumda yasak emri 4 aşamada
gönderilmiş.

Dinin kurallarının ilk uygulamaya geçildiği dönemde bunlar yaşanmış olsa bile bugün İslam dinine inanan insanların eski hükümleri kullanmaya kalkmaları, ilk hükümleri kazanılmış olumlu davranışları terk etmede kullanıp dini hükümleri kendi zaaflarına göre yorumlamaya çalışmaları tasvip edilecek bir tutum değildir. Dinin bu uygulamaları kazanılmış davranışları terk etmeye dayanak yapılamaz, sadece toplumlar olumlu davranış kazandırmada rol model olarak kullanılmalı bulunduğumuz toplumun hissiyatı dikkate alınarak onların değer yargılarıyla çelişmeden faydalı olduğunu düşündüğümüz şeyler paylaşılmalıdır.

Bugün İslam toplumları dâhil hemen her yerde ahlaki erozyon yaşanıyor insanların çoğu kendi inandıkları değerlerden uzaklaşmış zaaflarının esaretinde bir davranış içine girmişler. Toplumsal dönüşümleri gerçekleştirmek çok zordur, insanlar alışkanlıklarını kolay terk etmek istemezler. Bazı şeylerin aktarılması için aktif sabırla beklemesini bilmek şarttır. Bu kadar dejenerasyon yaşandığı bir dönemde toplumlara olumlu yön vermek isteyen rehberlerin anlatacaklarını öncelik sırasına göre dizip bulundukların yerin değer yargılarıyla çelişmeyecek şekilde sunmaları gerekiyor.

Yaşadığımız farklı toplumlarda inanan inanmayan her insana peygamberimizin ilk dönemlerinde yaptığı gibi önce en temel meselelerden başlamak önemlidir. O anlatacaklarını toplumla çelişkiye girmeden sunmaya özen göstermiş ilk yıllarda “Allah birdir diyen kurtulur” sözleriyle insanları sadece tek bir ilah inancı etrafında toplamaya çalışmış, hatta insanları teklifleri etrafında bir araya getirmek için kendini öne çıkarmamış
peygamberliğini açıklamaya gerek duymamıştır. Onun getirdiği ilahi mesajlarla insanlar bir süre sonra onu kabullenmiştir. Bediüzzaman’da dinin en temel prensiplerinin tahrip edildiği bir dönemde muamelata ait meselelerin konuşulmasını anlamsız bulmuş bütün mesaisinin yıkılmaya yüz tutmuş inanç esaslarını tamir etmeye ayırmıştır. Kendi değerlerimize ait her teferruat bizim için önemli olabilir, ancak önceliklerimiz daha önemlidir, öncelikler doğru belirlenmezse olumlu davranış kazandıralım derken tepkiyle karşılaşabiliriz. Kimsenin değer verdiği şeylere saldırarak doğruları anlatamazsınız.

Bugün de insanları ortak değerler etrafında bir araya getirmek isteyen insanlar haram helal konusunda sessiz kalmasalar seviyeye göre bunu anlatsalar bile, yapacaklarını öncelik sırasına göre dizmeli her şeyden evvel güçlü inanç esaslarının kurulması için çaba sarf etmelidir. İnsanların ibadet ve kalbi hayatlarını ilgilendiren konular daha sonra ele alınmalıdır. En faydalı şeyleri anlatırken bile üslup hatası yapıp haram helal kavramlarıyla anlatırsanız tepkileri önleyemezsiniz, onun yerine herkesin kabul edebileceği insan sağlığıyla ilgili örnekler üzerinde durabilir, istatistiki veriler kullanılarak inandırıcı olabilirsiniz.

Dini değerleri önemsediğini düşünen bazı insanlar reaksiyoner tavırla öne çıkınca maksatlarının aksiyle karşılaşıyor fayda yerine zarar veriyorlar. Farklı görüş ve düşüncede olanları düşman gibi gören birinin kimseye faydası olmaz, değer yargılarını kaybetmiş insanlara suçlayarak yardımcı olamazsınız. Olumsuz söz ve davranışlarla toplumlarda kötü alışkanlıkları önleyemezsiniz. Ayrımcılık kokan fikirlerden uzaklaşmadan dünyaya faydalı olamazsınız, bir toplum grubuna mensubiyetiniz sizi başkalarıyla ortak değerler etrafında bir araya gelmekten uzaklaştırmamalı. Geçmişte mensubiyete dayalı yapılan hatalar uzun yıllar temizleyip güven telkin etmek zordur. Daha geniş düşünmeli her anlayışta insana ilişki kurabilmeli, her seviyede ortak değer yargılarını geliştirmek için çalışılmalıdır. Sertliği terk etmeli, insanlara karşı şefkat ve merhameti öne çıkarmak şarttır.
 
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ