''Kötülüğün iktidarında vicdanlı olmak suçtur''

''O yıllarda başörtüsü yasaklarını en sıkı şekilde uygulayanlar, bugün görevlerine devam ederken, sıkı laikçilerin sopalarla gezdiği dönemlerde başörtülü öğrencilerin yanında yer alan Melek Hoca gibi ‘solcular’ KHK ile okuldan uzaklaştırıldı.''
Alper Ender Fırat'ın Tr724'te yayınlanan makalesi şöyle:

Melek Hoca’yı üniversiteden uzaklaştırdıklarını duyduğumda, ‘vicdanı’ kamudan, topyekün söküp atmaya kesin kararlı olduklarını düşündüm. Yapmak istedikleri, iyilik ve vicdan adına ne varsa ülkeden söküp atmaktı. Kötülük iktidarı, en büyük düşmanına yani vicdana ölümcül bir saldırı halindeydi. 

15 Temmuz tiyatrosu sahneye konmadan önce istihbarat teşkilatları sanki insanları vicdanlı olup olmamasına göre tasnif etmiş, fişlemiş ve ihraç ederken de bunu esas almışlardı. Bir aidiyetin tamamına soykırım uygularken onun haricindekiler içinde ne kadar hakkı, hukuku, adaleti, insan hakkını savunan, şahsiyetli varsa onları da bulup ihraç etmişlerdi.


Melek Göregenli de bunlardan biriydi. Melek Hoca 15 Temmuz’dan önce Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde öğretim üyesi ve sosyoloji profesörüydü. Tanıyanlar bana hemen hak vereceklerdir ki O, vicdanın somutlaşmış hali gibiydi. Hangi canlı mağdur olmuşsa, zulme uğramışsa, haksızlığa maruz kalmışsa Melek Hoca onun yanında ve tarafındaydı. Kötülüğe, yanlışa ve mazluma kimlik sormazdı. Kim mazlum ve mağdursa yanında, yapılan kötülükse kimin yaptığına bakmadan karşısında olurdu. 


Prof. Dr. Melek Göregenli

Başörtüsü yasaklarının en ceberrut olduğu dönemlerde bile o derslerinde yasakları yasaklamış, öğrencilerin derslerine rahatça girebilmesini sağlamıştı. Melek Hocayı daha sonra ki yıllarda da istisnasız her mağduriyetin yanında, her zorbalığın karşısında görecektik. 

O yıllarda başörtüsü yasaklarını en sıkı şekilde uygulayanlar, bugün görevlerine devam ederken, sıkı laikçilerin sopalarla gezdiği dönemlerde başörtülü öğrencilerin yanında yer alan Melek Hoca gibi ‘solcular’ KHK ile okuldan uzaklaştırıldı. Bu sanıyorum siyasal İslamcıların bir teşekkür(!) şekliydi. 

Melek Göregenli tanıdığım bir örnek olduğu için anlattım, eğer sadece kendi mahallesi, kendi kabilesinin dertleriyle dertlense, geride kalan hiç kimse umurunda olmasaydı, okuldaki görevine devam ediyor olacaktı. Tıpkı İbrahim Kaboğlu, Murat Sevinç, Cenk Yiğiter, Yüksel Taşkın, Ömer Faruk Gergerlioğlu gibi başkasının derdiyle de dertlenmek kötülük iktidarının affedebileceği bir şey değildi.  

Geriye kalanların hepsi bencil, oportünist demiyorum tabi ki, ancak bencil ve oportünist ne kadar insan varsa kimliği veya aidiyeti fark etmeksizin görevlerine devam etti. İyileri yok edip, gerisini devlette bırakmak bile bugün kötülüğün iktidar olduğunu tek başına ispat etmeye yeter. 

Acun Karadağ’dan Nazan Bozkurt’a, Cemal Yıldırım’dan Haluk Savaş’a kadar, ötekinin derdiyle dertlenenler ne kadar ‘vicdan’ sahibi varsa fişleme listelerinde.  

İşte bunlardan biri olan nüfus memuruyken ihraç edilen Nazan Bozkurt işini geri istediği için karga tulumba tutulup atıldıktan sonra kalkıyor ve diyor ki “yerlerde sürüklenmişiz, saçlarımız yolunmuş, kemiklerimiz kırılmış bunlar hiçbir şey değil, bu ülke halkına yaptıklarının yanında bunlar hiçbir şey değil. Sonra da bebekli annelerin hikayelerini anlatıyor. Dört aylık bir bebeği olan anneyi tutukladılar. O bebek her gün ağlıyor, her gün ağlıyor susturamıyorlar. Siz hangi intikam saikiyle o dört aylık bebeği annesinden ayırabildiniz? Sonra bir kadın getirdiler siyasi şubeye, 1 aylık bebeği vardı, sütü göğsünü sızlatıyor, ona dedik ki sütünü lavaboya sağsan olmaz mı? Kadın o çocuğumun sütü nasıl akıtabilirim diye ağladı. Bunlar bebeklerden bile intikam alıyorlar.” 

Sosyalist bir kadın kendine yapılan zulmü bir yana bırakıp ötekinin derdini anlatıyor ve bebekli kadınlara yapılan zulme avazı çıktığı kadar karşı çıkıyor. 

Bütün bu gördüklerimiz bize hayatı bir kere daha anlatıyor. Sanıyorum hiçbir şey, bu süreç kadar öğretici, iz bırakıcı olamazdı. Biz bir kere daha anlıyoruz ki zalim kim ama kim olursa olsun lanetlidir, mazlum kim ama kim olursa olsun arkasında durulasıdır. Bir kere daha ve çok iyi anlıyoruz ki bizim acımızın merhemi başkasının acısında saklıdır. 

Kaynak: Tr724
Önceki Sonraki
TÜMÜ

DİĞER ANALİZ HABERLERİ